21. bölüm · Yeniden teoden
20. BÖLÜM : MAVİNİN VE AŞKIN SONSUZ ZAFERİ (BÜYÜK FİNAL)
"Yeniden Teoden "
20. BÖLÜM : MAVİYE DÖNÜŞ VE KIRILAN DUVARLAR
İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün kasvetli, gri duvarları ve üzerlerine çöken altı yıllık devasa kabus artık tamamen geride kalmıştı.
Ceyda’nın gizli kasasından çıkan belgeler, Hakan Karadağ’ın ve Ceyda’nın ördüğü tüm yalan ağlarını darmadağın etmişti.
Deniz’in babasının aziz hatırası aklanmış, çalınan hisseler ve aile onuru ait olduğu yere iade edilmişti.
Hakan ve Ceyda ise hak ettikleri o soğuk, demir parmaklıkların ardında adaletle yüzleşmek üzere tutuklanmışlardı.
Karanlık hesaplar kapanmıştı. Şimdi ruhların iyileşme, kalplerin ise ait olduğu yere dönme vaktiydi.
Ve o yer, her şeyin başladığı, gurur savaşlarının tutkuya dönüştüğü Ege’nin kalbiydi: Bodrum.
Öğleden sonra Ege üzerine çöken güneş, gökyüzünü turuncunun, pembenin ve morun en büyüleyici tonlarına boyuyordu.
Bodrum Marinası’na bağlı olan devasa ahşap yat, bu özel akşam için adeta bir masal sahnesi gibi hazırlanmıştı.
Güvertenin dört bir yanına sarılmış bembeyaz şifon tüller, taze begonvil aranjmanları, ahşap masanın üzerindeki kristal şamdanlar ve Ege rüzgârıyla tatlı tatlı sallanan otantik mum fenerleri...
Dalgaların tekne gövdesine vuran ritmik, dingin sesi, fonda çalan hafif ve pürüzsüz caz melodisiyle kusursuz bir uyum yakalıyordu.
Masada altı genç insan vardı.
Altı farklı fırtınadan geçmiş, gururlarıyla sınanmış ama günün sonunda birbirlerine sarsılmaz bağlarla kenetlenmiş altı ruh.
Güvertenin sağ tarafındaki ahşap koltukta oturan Elçin, fıstık yeşili ipek elbisesi ve omuzlarına dökülen alev rengi kızıl saçlarıyla adeta ışıldıyordu.
Bordo ojeli uzun parmakları arasındaki kadehi hafifçe çevirirken, gözleri hemen yanında oturan Arda’ya kaydı.
Arda, siyah şık gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, beyaz keten pantolonuyla son derece rahat ve çekici görünüyordu.
Ancak her zamanki o umursamaz, alaycı tavrından eser yoktu.
Bakışları, tamamen Elçin’in üzerindeydi. Kızın her hareketini, her nefes alışını sanki bir mucizeyi izler gibi takip ediyordu.
"Bana bak Arda," dedi Elçin, sesindeki o mağrur, tutkulu tonu korumaya çalışarak ama dudaklarının kenarında engel olamadığı hafif bir tebessümle.
"Gözlerini dikip beni incelemekten bıkmadın mı? Yine zihninde hangi gıcık lafı, hangi sinir bozucu espriyi kurguluyorsun acaba?"
Arda hafifçe gülümsede. Yüzündeki o eski ukala gülüş yerini derin, sıcak ve içten bir ifadeye bırakmıştı.
Oturduğu sandalyeyi Elçin’inkine iyice yaklaştırdı.
Masanın üzerindeki elini uzatıp Elçin’in narin, narin olduğu kadar da güçlü duran parmaklarını kendi avucunun içine aldı.
O küçük temasla birlikte Elçin’in göğüs kafesi hızla yükselip alçaldı.
"Hiçbir şey kurgulamıyorum Elçin," dedi Arda, sesi ilk kez bu kadar pürüzsüz ve dürüst çıkarak.
"Sadece seni izliyorum. Tatilin ilk gününde o Bodrum sıcağında bana nasıl öfkeyle, nasıl dik dik baktığını düşünüyordum. Bütün o koruyucu zırhlarını, devasa gurur duvarlarını nasıl sımsıkı tuttuğunu..."
Elçin kaşlarını hafifçe çatarak gülümsemesini saklamaya çalıştı.
"Ne yani? Benim gibi zor, taviz vermeyen bir kadınla uğraşmak zorunda kaldığın için şikâyet mi ediyorsun?"
"Asla," dedi Arda öne doğru eğilip Elçin’in gözlerinin tam ortasına kilitlenerek.
"Sen benim hayatıma girdiğin gün, benim bütün o sahte dengelerimi altüst ettin Elçin.
Beni o yüzeysel, hiçbir şeyi umursamayan adam olmaktan çıkardın.
Sen benimle kavga ederken bile öyle güçlü, öyle gerçek ve öyle tutkulu duruyorsun ki... Ben senin o hırçınlığını, o kimseye eyvallahı olmayan mağrur duruşunu dünyadaki her türlü sakinliğe tercih ederim."
Elçin bir an ne diyeceğini bilemedi. Arda’nın bu kadar çıplak, bu kadar hesapsızca konuşması kızın içindeki tüm savunma mekanizmalarını tek bir hamlede darmadağın etmişti.
Yanaklarına tatlı bir pembelik otururken, elini çevirip Arda’nın güçlü parmaklarını kenetledi.
"Çok gıcık bir adamsın Arda..." dedi Elçin fısıltıyla, gözlerinin içi parlayarak. "Ama galiba ben o gıcıklığa, o teslim olmama halimize fena halde alışmışım. Sen benim duvarlarımı yıkmayı başaran tek adamsın."
Arda, Elçin’in bu içten itirafı karşısında gözlerindeki tutkuyla öne atıldı. Dudaklarını Elçin’in dudaklarına tutkulu, derin ve sarsılmaz bir öpücük olarak kondurdu.
İkisi arasındaki o egolar, atışmalar ve gurur savaşları, Ege’nin ortasında yerini tamamen teslim olmuş, ateşli bir aşka bırakmıştı.
Masanın diğer tarafında ise Eren ile Zühre yayılan o dingin huzurun tadını çıkarıyordu.
Zühre, üzerindeki toz pembe şifon elbisesi, açık bıraktığı nemli dalgalı saçları ve kulaklarının arkasına iliştirdiği beyaz begonvil çiçeğiyle peri kızı gibi duruyordu.
Yüzündeki o eski ürkeklik, yalnızlık korkusu tamamen gitmiş; yerini güvende olmanın getirdiği o ışıl ışıl tebessüme bırakmıştı.
Eren ise koyu lacivert ceketinin içinde son derece olgun, korumacı ve sakin duruşuyla tamamen Zühre’ye odaklanmıştı.
"Hâlâ bazen rüyada gibi hissediyorum Eren," dedi Zühre, sesini masadakilerin duyamayacağı bir fısıltıya indirerek.
"Altı yıl boyunca 'biz sadece arkadaşız' diyerek arkasına gizlendiğim o korku, o mesafe tamamen bitti mi yani?"
Eren, Zühre’nin masanın üzerinde duran elini alıp dudaklarına götürdü. Tene dokunan her bir öpücükte altı yıllık sabır, sadakat ve gizlenen aşk saklıydı.
"Bitti güzelim," dedi Eren, gözlerinin içi parlayarak.
"Sen kendini korumak için o kabuğa çekilmiştin ama ben senin kalbinin ne kadar hassas olduğunu hep biliyordum. Seni beklediğim, o mesafeyi koruduğum her saniyeye değerdi Zühre.
Artık ne arkasına saklanacağımız 'arkadaşlık' maskesi var ne de araya girecek belirsizlikler."
Zühre gülümsedi. Eğilip başını Eren’in geniş omzuna koydu. Kollarını adamın koluna doladı.
"Sen benim bu hayattaki en güvenli limanımsın Eren. İyi ki pes etmedin, iyi ki elimi tutmaktan vazgeçmedin."
"Ben senin elini bir kere tuttum Zühre," dedi Eren, kızın saçlarına derin, şefkatli bir öpücük kondurarak. "Ömrümün sonuna kadar da bırakmaya niyetim yok."
Ve tekne güvertesinin en uç noktasında, rüzgârın ve Ege maviliğinin tam kalbinde duran o iki kişi...
Deniz ile Teoman’ın arasındaki o devasa hesaplaşma ve büyük birleşme için hazırlıklar tamamlanıyordu.
Güvertenin en uç kısmında, ahşap tırabzanların hemen kenarında duran Deniz, bembeyaz şifon elbisesinin etekleri Ege’den esen tatlı rüzgârla savrulurken gözlerini Ege’nin sonsuz maviliğine dikmişti.
Gökyüzündeki mor ve pembe bulutlar yavaş yavaş yerini gecenin ilk koyu lacivert tonlarına bırakıyor.
Deniz seviyesinde yükselen yakamoz teknenin etrafını bir elmas gibi parlatıyordu.
Deniz’in sağ elinin yüzük parmağındaki pırlanta, o ışıkların altında sarsılmaz bir zafer nişanesi gibi parıldıyordu.
Yüzünde altı yılın ardından ilk kez tek bir şüphe kırıntısı, tek bir korku ya da geçmişin o yıpratıcı ağırlığı yoktu. Sadece katıksız bir huzur ve ait olduğu yerde olmanın getirdiği o derin güven vardı.
Arkasından gelen o çok iyi bildiği, ezbere tanıdığı ayak seslerini duydu. Dönmedi.
Çünkü o adımların sahibinin kim olduğunu kalbinin her bir ritmiyle hissedebiliyordu.
Teoman, adımlarını hissettirmeden Deniz’in tam arkasına geçti.
Siyah keten gömleğinin kollarını kıvırmış, esmer yüzündeki o sert çizgileri tamamen yumuşatmıştı.
Güçlü ve devasa kollarını uzatıp Deniz’i belinden sımsıkı kavradı. Onu tamamen kendi göğsüne kenetledi.
Çenesini Deniz’in omzuna, o narin boyun girintisine dayadı.
İkisi de bir an boyunca sadece durdu. Sadece Ege’nin ritmik dalga seslerini ve birbirlerinin göğüs kafesinde deli gibi çarpan kalplerini dinlediler.
Teoman derin bir nefes alarak burnunu Deniz’in ipek gibi kokan saçlarına gömdü.
"Ne düşünüyorsun Deniz kızı?" diye fısıldadı Teoman.
Sesi rüzgârın fısıltısına karışacak kadar yumuşak ama bir o kadar da derin ve sarsılmaz bir adanmışlıkla doluydu.
Deniz başını hafifçe geriye atıp Teoman’ın o keskin kahverengi gözlerine baktı. Dudaklarının kenarına dünyalara bedel, içten bir tebessüm oturdu.
"Fırtınanın tamamen bittiğini düşünüyorum Teo..." dedi Deniz. Sesi pürüzsüz ve sııcaktı. Elini kaldırıp Teoman’ın sert çene hattını, sakallarının başladığı yeri şefkatle okşadı.
"Bizi ayırmaya çalışan Hakan’ı, Ceyda’yı, o kirli yalanları, sahte sözleşmeleri ve en önemlisi... Kendi içimizde ördüğümüz o kırıcı gurur duvarlarını geride bıraktığımızı düşünüyorum.
Biz kazandık Teo. Bizi altı yıl boyunca birbirimizden uzakta eriten o karanlığa rağmen, biz birbirimizden vazgeçmedik."
Teoman’ın gözlerinde derin bir parıltı çaktı. Deniz’i belinden tutup yavaşça kendi etrafında döndürdü.
İki elini de kızın yüzüne koyup al elmacık kemiklerini avuçlarının arasına aldı. Başparmağıyla Deniz’in yanağını sakince okşadı.
"Ben seni kaybettiğim o altı yıl boyunca bir gün bile yaşamadım Deniz kızı," dedi Teoman, sesi hafifçe pürüzlenerek.
"Sana her sert baktığımda, sana her öfkelendiğimde aslında kendi çaresizliğime kızıyordum.
Ama bugün anladım ki... Bizim birbirimize olan aşkımız, karşılaştığımız her fırtınadan, kurulan her kumpastan çok daha güçlüymüş. Sen benim nefesimsin.
Seni altı yıl önce de deliler gibi seviyordum, bugün de seviyorum, ömrümün son gününde de sadece seni seveceğim."
"Seni seviyorum Teo," dedi Deniz. Gözlerinden akan tek damla mutluluk yaşını Teoman’ın başparmağı anında sildi.
"Bütün geçmişimle, bütün kırgınlıklarımla ve seninle kuracağım o güzel geleceğimle... Sadece seni seviyorum."
Teoman öne eğildi. Dudaklarını Deniz’in dudaklarıyla buluşturdu.
O öpücükte altı yılın hasreti, geçmişin tamir edilen tüm yaraları, tutku ve sonsuz bir sadakat saklıydı.
Deniz parmak uçlarında yükselip kollarını Teoman’ın boynuna doladı. İkisi de Ege’nin ve yükselen yıldızların altında birbirlerinin varlığında eriyip gitti.
Güvertedeki sarı mum fenerleri ve kristal şamdanlar tamamen parıldamaya başladığında, altı genç insan o büyük ahşap masanın etrafında yeniden bir araya geldi.
Masanın başında duran Teoman, kadehini havaya kaldırdı. Bakışlarını sırasıyla Arda’ya, Elçin’e, Eren’e, Zühre’ye ve en son yanındaki Deniz’e çevirdi.
"Bu gece," dedi Teoman, sesi güvertede bir gurur abidesi gibi çınlayarak. "Sadece bir zaferi değil... Hiçbir yalanın, hiçbir düşmanın ve hiçbir gururun yıkamadığı bu ailemizi kutluyoruz. İyi ki varsınız."
Arda sırıtarak Elçin’in elini sımsıkı tuttu. "Valla ben bu krizde Elçin’in o hırçınlığını gördükten sonra anladım ki, bizim sırtımız yere gelmez!"
Elçin gözlerini devirse de Arda’nın elini daha sıkı sıktı. "Çok konuşma Arda, kadehini kaldır!"
Eren ve Zühre birbirlerine bakıp sevgiyle gülümsediler. Eren, Zühre’nin omzuna kolunu doladı; Zühre başını gururla adama yasladı.
Kadehler Ege’nin tam ortasında, geleceğe, aşka ve sarsılmaz dostluğa kalktı.
Bodrum gecesi, altı gencin kalbindeki gerçek aşkın, dostluğun ve zaferin ışığıyla aydınlandı. Bütün hesaplar kapanmış, fırtına dinmiş ve aşk, Ege sularına sonsuza dek kazınmıştı.
SON
Arkadaşlar bir kitabın daha sonuna geldik biraz ara vericem ayrıca kitap fikri gelmiyor kitaplar tutmuyor bir fikri olan herkesi özele beklerim.
Beni destekleyen kitaplarımı severek okuyan okurlarıma o kadar teşekkür ediyorum ki.
Sizin sayeniz de burdayım görüsmek üzere yeni kitaplarımda bneden haber bekleyin .
Birde özel bir not açmak isterim.
Bu kanallara daha çok teşekkürKerim'i iletiyorum unuttuklarım varsa özür dilerim.
Ezgii🎀
Algida (🩷)
Senoşş
Belly
Kullanıcı djdj
Teodensevenbiri
Sare keskin
Sizlere ayrıca teşekkür ediyorum unuttuklarım varsa özür dilerim tekrardan.....
İyi gecelerrr
