12. bölüm · Yeniden teoden

11. BÖLÜM: BAZI GÖLGELER SİLİNMEZ

Zöhre Yılmazzz

"Yeniden Teoden"🤍🩷
11. BÖLÜM: BAZI GÖLGELER SİLİNMEZ
Bodrum Marina’sının tepesindeki lüks kulübün terasında rüzgâr hırçınlaşmış, mekânın loş ışıkları ve bas sesleri gecenin karanlığına karışmıştı.
Deniz, Teoman’ın yanında otursa da içindeki o tuhaf huzursuzluğu bir türlü atamıyordu.
Teoman’ın parmağına taktığı yüzük elinde parıldıyordu ama gökyüzünü kaplayan o kara bulutlar sanki yeni bir fırtınanın habercisiydi.
Masanın diğer ucunda ise tamamen başka bir savaş yaşanıyordu.
Elçin, bardağındaki içkiden bir yudum alıp gözlerini hırsla Arda’ya dikti.
Arda ise sanki hiçbir şey olmamış gibi masadaki fıstıklardan atıştırıyor, dudaklarının kenarındaki o sinir bozucu tebessümle Elçin’i süzüyordu.
"Gözünü üzerimden çek Arda," dedi Elçin, sesindeki o tehlikeli tonla.
"Seni burada varlığınla bile tolere ediyorsam sırf Deno’nun hatrınadır. Bana öyle bakmaya devam edersen o bardağı kafanda kırarım."
Arda hafifçe öne eğildi. Gözlerindeki o provokatif ışık alev aldı.
"Çok gerginsin Elçin," dedi fısıltı kadar yakın bir sesle. "Bana olan öfkenin arkasında başka şeyleri saklamaya çalışıyorsun gibi geliyor. Hani derler ya... Nefretle aşk arasında ince bir çizgi vardır diye."
Elçin oturduğu sandalyede dikleşti. Gözleri öfkeyle parladı. "Seninle benim aramda sadece tiksinti var Arda! Kendini fazla nimetten sayma!"
Zühre ve Eren göz göze gelip ikili arasındaki bu patlamaya hazır bombayı endişeyle izlerken, masaya doğru yaklaşan uzun boylu, oldukça şık ve karizmatik bir figür belirdi.
Adamın üzerindeki koyu gri takım elbise ve rahat tavırları mekândaki tüm bakışları üzerine çekmeye yetiyordu.
Elinde tuttuğu şampanya kadehiyle dogrudan Deniz’in olduğu masaya yöneldi.
"Deniz?.." dedi adam. Sesi son derece özgüvenli, derin ve tanıdıktı. "Bodrum’da karşılaşacağımız gerçekten hiç aklıma gelmezdi."
Deniz başını kaldırdı ve adamı gördüğü an gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Karan?.."
Karan... Deniz’in altı yıl boyunca İstanbul’da mimarlık projelerinde birlikte çalıştığı, Deniz’in en zor zamanlarında hep yanında durmuş olan ve zamanında Deniz’e olan hislerini açıkça belli etmiş eski iş ortağı.
Teoman, "Karan" ismini duyduğu an duruşu bir anda buz kesti. Yavaşça sandalyesinde doğruldu.
Kahverengi gözleri bir anda yırtıcı bir kaplanın gözleri gibi Karan’a kilitlendi. Masadaki havanın basıncı bir saniyede düştü.
"Burada olduğunu bilmiyordum," dedi Deniz, sesindeki şaşkınlığı gizlemeyerek. "Ne zaman geldin Bodrum’a?"
Karan, Teoman’ın masadan yayılan o öldürücü aura’sını hiç umursamadan Deniz’e doğru bir adım attı. Yüzünde sıcak, hatta fazla samimi bir tebessüm belirdi.
"Dün akşam geldim. Seni aradım ama ulaşamadım. Biliyorsun, senin olmadığın projeler bana hep eksik geliyor. İstanbul’a dönünce masama oturursun sanıyordum."
Karan bunu söylerken elini Deniz’in omzuna hafifçe koydu.
O temas... Teoman’ın zihnindeki bütün şalterleri attırdı.
Teoman oturduğu yerden bir anda ayağa kalktı. Boyu ve devasa cüssesiyle Karan’ın tam karşısına dikildi.
Çenesindeki kaslar o kadar sıkılmıştı ki dişlerinin gıcırtısı masadan duyulabiliyordu.
Teoman, Karan’ın Deniz’in omzundaki elini sertçe ve acımasızca kenara itti.
"Çek o elini," dedi Teoman. Sesi bir fısıltıdan farksızdı ama mekândaki müziği bile bastıracak kadar tehlikeliydi. "Tekrar dokunursan o eli nereden koparacağımı çok iyi biliyorum."
Karan şaşkınlıkla bir adım geri gitti ama geri adım atmadı. Çenesini dikleştirdi. "Sen kimsin?"
"Ben bu kadının geçmişi, bugünü ve geleceğiyim!" diye kükredi Teoman. Bir adım öne çıkarak Karan’ın yakasına yapıştı.
"Ben Teoman’ım! Şimdi o kıymetli bedenini de alıp bu masadan kayboluyorsun, yoksa seni bu marinadan toplarlar!"
"Teoman dur!" Deniz panikle ayağa kalktı, Teoman’ın koluna yapıştı. "Yapma ne olur! Karan sadece eski bir arkadaşım!"
"Arkadaşın öyle mi?!" Teoman başını Deniz’e çevirdi. Gözlerinde alev alev yanan o kıskançlık krizini kontrol etmek imkânsızdı. "Sana nasıl baktığını görmüyor musun Deniz?! Altı yıl yoktum diye herkes seni kendi malı sanmış! Çıldıracağım ulan!"
O sırada masadaki diğer bomba da patladı.
Elçin, Arda’nın kendisine bıyık altından gülerek bu kavgayı izlediğini görünce daha fazla dayanamadı. Elindeki içki bardağını masaya sertçe çarptı. "Sen neye gülüyorsun be adam?!" diye bağırdı Arda’ya. "Burada olay çıkıyor, sen hâlâ o iğrenç egoist tavırlarınla sırıtıyorsun!"
Arda oturduğu yerden kalktı, Elçin’in üzerine doğru yürüdü. İkisinin burun burna geldiği o an aralarındaki çekim ve öfke patlaması görülmeye değerdi. "Çünkü sen bile bu kavgayı bahane edip bana bağırmak için yer arıyorsun Elçin!" dedi Arda hırsla. "Benden nefret ettiğini söylüyorsun ama gözlerin bir saniye bile üzerimden ayrılmıyor! Kabul et artık, sen de bana karşı boş değilsin!"
"Sen çıldırmışsın!" Elçin hırsla Arda’nın göğsüne sert bir tokat attı. "Ben senden tiksiniyorum!"
Arda, Elçin’in bileğini havada yakaladı. İkisinin nefesleri birbirine karıştı. "Yalan söylüyorsun," diye fısıldadı Arda, gözlerinin içine bakarak.
Diğer tarafta ise Karan, Teoman’ın yakasını tutan ellerini hırsla itmeye çalıştı. "Bana bak, adam gibi konuş! Deniz benim için değerli biri, senin gibi bir dağ ayısının tehditlerine pabuç bırakmam!"
Teoman bu laf üzerine gözünü tamamen kararttı. Yumruğunu sıktı ve Karan’ın çenesine doğru savurdu.
Karan geriye doğru savrulup arkadaki masaya çarparak yere düştü. Barda çığlıklar yükseldi, güvenlikler ve Eren hızla Teoman’ın üzerine atılıp onu tutmaya çalıştı.
"Teoman yapma!" diye haykırdı Deniz, gözyaşları içinde Teoman’ın önüne geçerek. "Yeter, ne olur dur!"
Teoman nefes nefese Deniz’e baktı. Göğsü bir körük gibi kalkıp iniyordu. Yüzündeki o katıksız kıskançlık ve tehlikeli ifade henüz sönmemişti.
Deniz’in bileğinden tuttu ve onu hırsla kendine çekti.
"Gidiyoruz," dedi Teoman, sesi buz gibi. "Bu gece kimse benim sabrımı daha fazla sınamasın."
Arkadaşlar kusura bakmayın çok hastayımı bölüm atıp yazamıyorum ama geceyine bir kaç bölüm atmaya çalışıcamm
Yorum yapmayı ve beğenmeyi desteklemeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz