9. bölüm · Yeniden teoden
8. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN BAKIŞLAR VE BEKLENMEYEN KARŞILAŞMA
İyi okumalarrr
"Yeniden Teoden"🩷✨
8. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN BAKIŞLAR VE BEKLENMEYEN KARŞILAŞMA
Bodrum’un ıslak sokaklarını döven rüzgâr, yerini hafif ama serin bir Ege esintisine bırakmıştı.
Butik otelin geniş aynasının karşısında üç kadın duruyordu. Odadaki havanın ağırlığı, aynadaki yansımalarının zarafeti ve iddialı duruşuyla silinip gitmiş gibiydi.
Kıyafetlerrr
Deniz
Zühre
Elçin
Elçin, siyah baştan aşağı deri ağırlıklı kombinini son kez aynada süzdü. Siyah boğazlı şık üstünün üzerine geçirdiği oversized deri ceketi, dize kadar uzanan deri çizmeleri ve altın küpeleriyle adeta bir kale gibi duruyordu.
"Bugün kimse bizim neşemizi bozamaz," dedi Elçin, dudaklarına koyu bir ruj sürerken. "Deno, bu gece sadece eğleniyoruz. Geçmişmiş, Teoman’mış... Hepsini o Boğaz’a değil, Bodrum’un sularına gömüyoruz."
Zühre ise kahverengi tonlarındaki kombinini düzeltmekle meşguldü.
Tek omuzlu drape üstü, tokalı deri mini eteği ve büzgülü çizmeleriyle zarafetin tanımı gibiydi.
Ama gözlerinde, Elçin’in göremediği, Deniz’in de henüz fark etmediği derin bir huzursuzluk vardı.
Çantasında sakladığı o belgeler, Arda’nın söylediği gerçekler zihnini kemiriyordu. Ceyda’nın birazdan o mekâna gelecek olması, Zühre’nin kalbini deli gibi çarptırıyordu.
Ve Deniz...
Deniz aynadaki yansımasına baktığında kendini tanıyamadı.
Bordo deri, tek omuzlu büzgülü üstü tenine bir alev gibi oturmuştu.
Siyah mini eteğinin altına giydiği bordo topuklu çizmeleri ve elindeki bordo rugan çantasıyla adeta iddialı bir başkaldırının resmiydi.
Deri ceketini omzuna atarken derin bir nefes aldı. Gözaltındaki o yorgun ifadeyi profesyonel bir makyajla kapatmış, altı yıllık acısını bu göz alıcı zırhın arkasına gizlemişti.
"Çok güzel oldun Deno," dedi Zühre yanına gelip omzuna dokunarak. Sesi hafifçe titriyordu. "Bu gece ne olursa olsun... Senin yanında olduğumuzu unutma."
"Gidelim," dedi Deniz, sesindeki titremeyi saklayarak. "Bu zihnimin içindeki gürültüyü ancak yüksek bir müzik susturabilir."
Bodrum Marina’sının en hareketli, lüks barlarından birinin kapısında siyah bir VIP araç durdu.
Mekânın loş ışıkları, içinden yükselen bas sesleri ve dışarıya taşan insan uğultusu Bodrum gecesini aydınlatıyordu.
Kızlar araçtan inip mekâna doğru yürürken etraftaki tüm bakışlar tek bir noktaya kilitlendi.
Üçü de adeta bir fırtına gibi içeri adım attı.
Zühre, garsonun onları yönlendirdiği barın hemen karşısındaki yüksek masaya geçerken gözleriyle mekânı gizlice taradı. Kalbi boğazında atıyordu.
Çünkü masanın birkaç metre ötesinde, loş ışıkların gölgesinde üç adam duruyordu.
Teoman, siyah gömleğinin kollarını dirkeklerine kadar kıvırmış, elindeki viski kadehiyle kapıya doğru bakıyordu.
Yanında siyah t-shirt’leriyle Arda ve Eren duruyordu. Teoman’ın bakışları mekânın girişine kaydığı an, elindeki kadeh parmaklarının arasında donakaldı.
Deniz içeri girmişti.
Teoman’ın kahverengi gözleri genişledi. Deniz’in üzerindeki o bordo deri üstü, boynunun zarafetini ortaya çıkaran tek omuz kesimini ve adım attıkça Bodrum gecesini yakan o bordo çizmelerini gördüğünde nefesi boğazında düğümlendi.
Gözlerinden tek bir saniyelik bile bir kayma olmadı. Göğsündeki o tanıdık, yakıcı kıskançlık hissi bir anda alev aldı.
"Oğlum..." dedi Eren kısık sesle, Arda’nın kolunu dürterek. "Geldiler. Ve şaka yapmıyorum, ortalığı yıkıyorlar."
Arda gözlerini Zühre’den ayırmadan Teoman’a baktı. "Teo, sakin ol kardeşim. Çenesini sıkmaktan dişlerini kıracaksın. Bakışlarınla kızı yaktın geçtin."
Teoman derin bir nefes aldı ama yumruklarını sıkmaktan vazgeçmedi.
Deniz’in güzelliği, o odadaki tüm adamların bakışlarını üzerine çekmişti ve Teoman bu durumdan nefret ediyordu.
Bakışlarındaki o koruyucu, tehlikeli sahiplenme hissi altı yıldır hiç eksilmemişti.
Öte yandan, Deniz masaya yerleşip içkisinden bir yudum aldığında tenindeki o garip karıncalanmayı hissetti.
Birinin kendisini izlediğini değil, adeta bakışlarıyla yaktığını biliyordu. Yavaşça başını sol tarafa çevirdi.
Ve o an, bakışları Teoman’ın kahverengi gözleriyle havada çakıştı.
Deniz’in kalbi tek bir saniyeliğine durdu. Teoman oradaydı.
Siyah gömleği, darmadağın saçları ve gözlerinde alev alev yanan o kıskançlık ve öfke karışımı ifadeyle tam karşısındaydı.
Deniz’in adeta soluğu kesildi. Teoman’ın bakışları bir an olsun Deniz’in üzerindeki bordo detaylardan kaymıyor, adeta "Bu kıyafetle buraya nasıl gelirsin?" der gibi hesap soruyordu.
"Oğlum bunlar ne arıyor burada?!" Elçin’in öfkeli sesi müziğin sesini bastırdı.
Elçin bakışları takip edip Teoman, Arda ve Eren’i gördüğünde bardağını masaya sertçe bıraktı.
"Şaka mı bu?! Deno, kalk gidiyoruz! Adam peşimizi bırakmıyor!"
"Dur Elo!" dedi Zühre aniden Elçin’in kolunu tutarak.
Sesi her zamankinden daha sert ve kararlı çıkmıştı.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. Neden kaçalım ki? Biz buraya eğlenmeye geldik. Onlar yüzünden gecemizi mahvetmeyeceğiz."
Deniz bakışlarını Teoman’dan zorlukla ayırdı. Bardağındaki içkiyi tek dikişte bitirdi.
Bordo rugan çantasını masanın üzerine bırakırken dudaklarında meydan okuyan bir tebessüm belirdi. "Züzi haklı," dedi Deniz. "Kaçan taraf biz olmayacağız. İstediği kadar baksın."
Ama Teoman’ın bakmaya niyeti yoktu. Teoman kadehini masaya bıraktı ve adımlarını doğrudan kızların masasına doğru atmaya başladı.
Arda ve Eren de hemen arkasından geliyordu. Mekândaki gerilim bir anda iki katına çıktı.
"İşte geliyor yandık..." dedi Elçin, kollarını göğsünde birleştirip savunma pozisyonuna geçerek.
Teoman, Deniz’in tam karşısında durdu. Aralarında sadece yarım metrelik bir mesafe vardı.
Bodrum rüzgârının getirdiği deniz kokusu ile Teoman’ın o çok tanıdık, odunsu parfümü birbirine karıştı. Teoman’ın gözleri Deniz’in yüzünde, ardından bordo deri üstünde gezindi.
"İyi akşamlar," dedi Teoman. Sesi loş mekânda fısıltı gibi ama derin bir tonla çınladı. "Güzel bir gece için fazla iddialı bir seçim Deniz kızı."
Deniz başını dik tuttu. Bordo topuklu çizmelerinin üzerinde yükselerek Teoman’ın tam gözlerinin içine baktı. "Sana sormadım Teoman. Kıyafetlerimi de, nerede olacağımı da sana danışacak değilim."
Teoman hafifçe öne eğildi. Masadaki diğer kimseyi umursamıyordu, dünyada sadece ikisi kalmış gibiydi.
"Etraftaki bakışları görmüyor musun sanıyorsun?" dedi Teoman, sesi kıskançlıktan pürüzlenerek. "Seni bu halde görmek... Beni çıldırtıyor."
"Çıldır o zaman!" dedi Deniz, gözlerindeki ateşi gizlemeyerek.
"Sen altı yıl önce benim hayatımı mahvederken çıldırmadın, şimdi giydiğim bir kıyafet için mi çıldırıyorsun?! Benden uzak dur Teoman!"
Tam o sırada, mekânın kapısından son derece şık, beyazlar içinde bir kadın girdi. Bakışlarıyla masaları tarıyordu.
Zühre’nin gözleri kapıya kaydı ve nefesini tuttu. Arda’ya baktı. Arda başıyla onayladı.
Gelen kişi Ceyda’ydı.
Ceyda, Teoman’ı barda görüp yüzünde yapmacık bir gülücükle o masaya doğru yürümeye başladı. Deniz’in henüz arka tarafta gelen Ceyda’dan haberi yoktu.
Teoman ise Deniz’in gözlerinin içine bakarak son kozunu oynadı. Sesi artık öfke değil, katıksız bir gerçeklik taşıyordu.
"Ben senden uzak duramam Deniz," dedi Teoman, arkasından yaklaşan Ceyda’yı göz ucuyla fark ederek. "Ve bu gece... Seni altı yıldır kandıran o maskeli yüzü yırtıp atacağım."
Deniz şaşkınlıkla Teoman’a bakarken, arkasından Ceyda’nın o cırtlak sesi duyuldu: "Teoman? Aaa kızlar... Siz de mi buradaydınız?"
Deniz donakaldı. Yavaşça arkasını döndü.
Yorum yapmayı ve sevdiyseniz desteklemeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
