3. bölüm · Yeniden teoden

2. BÖLÜM: KAÇIŞIN GÖLGESİNDE VE GECE GELEN MESAJ

Zöhre Yılmazzz

"Yeniden Teoden".....
2. BÖLÜM: KAÇIŞIN GÖLGESİNDE VE GECE GELEN MESAJ
Göğüs kafesi yırtılırcasına çarpan kalbinin sesi, kulağındaki tek uğultuydu.
Deniz, Teoman’ın kahverengi gözlerindeki o derin, karmaşık çöküntüyü daha fazla izleyemedi.
Yıllardır zihnine ilmek ilmek inşa ettiği o aşılmaz surlar, adamın dudaklarından dökülen tek bir "Deniz kızı??" fısıltısıyla yerle bir olmuştu.
Nefesi boğazına tıkandı, parmak uçlarının buz kestiğini hissetti.
Bacakları titriyordu ama zihnindeki tek bir komut her şeyden baskın çıktı: Kaç.
Hiçbir şey söylemedi. Arkasını döndü ve Karaköy’ün yağmurla ıslanmış kalabalık sokağına doğru adeta depar attı.
"Deno! Dur, bekle!" Elçin’in arkasından bağıran endişeli sesi kalabalığın uğultusunda kaybolup gitti.
Elçin ve Zühre ne olduğunu anlayamadan bir karşı kaldırımdaki adamlara, bir de rüzgâr gibi uzaklaşan Deniz’e baktılar.
Elçin, Teoman’a doğru nefret dolu, alev alev yanan bir bakış fırlattıktan sonra Zühre’nin kolundan çekti.
"Koş Züzi, yalnız bırakamayız Deno’yu bu halde!" diyerek peşinden koşturmaya başladılar.
Öte yanda, zaman Teoman için tamamen durmuş gibiydi.
Deniz’in arkasını dönüp kalabalığın arasında kaybolduğu o birkaç saniye, Teoman için yıllar süren ayrılığın en ağır özetiydi.
Bir adım atmak, peşinden koşup kolundan tutmak ve yıllardır boğazında düğümlenen her şeyi haykırmak istedi.
Tam ileri doğru kontrolsüz bir hamle yapacaktı ki omzunda Arda’nın güçlü elini hissetti.
Arda endişeyle araya girdi. "Teo, yapma. Şu an değil kardeşim. Kız şokta, peşinden koşarsan her şeyi daha da berbat edersin. Bak, yanındakiler de çıldırdı zaten."
Eren de yanlarına yanaştı, ellerini montunun ceplerine sokup Deniz’in kaybolduğu sokağı süzdü.
"Oğlum... İnanılmaz bir tesadüf bu. Kız hâlâ sana ilk günkü gibi öfkeli bakıyor Teo. Aradan yıllar geçti ama o yangın bir gram bile sönmemiş."
Teoman derin bir nefes aldı. Yumruklarını kabanının ceplerinde öyle bir sıktı ki tırnakları avuç içine battı.
Gözlerini Deniz’in izini kaybettiği noktadan bir an olsun ayırmadan konuştu.
"Tesadüf değil," dedi sesi buz gibi bir kararlılıkla. "Bu şehir ikimize birden fazla gelemezdi zaten. Bir yerde karşılaşacaktık... Ama bu sefer kaçmasına izin vermeyeceğim."
Deniz, soluk soluğa bir taksiye atlayıp kendini eve attığında saatler geçmiş gibi hissettiriyordu.
Elçin ve Zühre de hemen arkasından eve gelmiş, kapıyı kilitler kilitlemez salona geçmişlerdi.
Deniz salonun ortasında bir sağa bir sola volta atıyor, elleri titrerken odaya hapsolmuş çaresiz bir kuş gibi nefes almaya çalışıyordu.
"Aklımı kaçıracağım!" Deniz’in sesi ilk kez bu kadar kırılgan ve çaresiz çıkmıştı.
"Burada ne işi var? Neden döndü? Neden tam da ben onu unuttuğumu, hayatımı yoluna koyduğumu sanırken karşıma çıkıyor?!"
Elçin hızlı adımlarla mutfaktan getirdiği bir bardak suyu Deniz’in eline tutuşturdu.
"Tam bir yüzsüz çünkü Deno!" Elçin öfkeden çılgına dönmüştü, odada adeta ateş saçıyordu.
"Yıllar önce o pisliği yapıp arkasına bakmadan gitti. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi karşına geçip sana o eski lakabınla mı hitap ediyor? Gerçekten inanamıyorum, o adamın bu şehirde nefes alması bile hata!"
Zühre masanın kenarına oturarak sakinleştirici bir ses tonuyla araya girdi. "Elo, bir saniye dur, kızı daha çok doldurma. Deno, bir dakika bana bak. Adamın gözlerindeki ifadeyi gördün mü? Seni gördüğüne gerçekten şaşırdı. Bu planlanmış bir şey değildi. Ayrıca... yanında Arda da vardı."
"Bana ne şaşırdıysa Züzi!" Deniz elindeki su bardağını masaya sertçe bıraktı. Gözlerinden süzülen tek damla sıcak yaşı hırsla sildi.
"O mesajı dün gibi hatırlıyorum anlıyor musunuz? O otel mesajını, onun yüzümün ortasına çarpan o sessizliğini... Bana hiçbir şey açıklamadan, tek bir kelime etmeden çekip gitmesini unutmadım! İstediği kadar şaşırsın, benim için o adam yıllar önce öldü!"
Ama kalbi hiç de öyle söylemiyordu. O tanıdık kokunun gölgesini bile hissetmek, o derin sesi duymak kalbini sanki yıllardır uykudaymış da yeni uyanmış gibi delicesine çarptırmaya yetmişti.
Günün geri kalanı kızların Deniz’i sakinleştirmeye çalışmasıyla, geçmişin acı hatıralarını tekrar tekrar konuşup içlenmeleriyle geçti.
Gece yarısına doğru Elçin salondaki koltukta elinde kumandayla sızıp kalmıştı.
Zühre ise Deniz’in iyi olduğundan emin olduktan sonra kendi odasına uykuya çekilmişti.
Deniz ise kendi odasında, yatağının içinde dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu.
Karanlık odaya ve dışarıda bıkmadan yağan İstanbul yağmuruna bakıyordu.
Aklında tek bir soru, zihnini kemiren tek bir şüphe vardı: Neden peşimden gelmedi? Neden o gün olduğu gibi yine sadece sustu?
Tam o sırada, komodinin üzerindeki telefonu hafifçe titredi. Ekranda beliren ışık karanlık odayı aniden aydınlattı.
Deniz’in kalbi anında o tehlikeli ritimle çarpmaya başladı. Korkarak elini uzattı ve telefonu aldı.
Kayıtlı olmayan, bilinmeyen bir numaradan gelen bir bildirim vardı. Derin bir nefes alıp mesajı açtı.
Gönderen: Bilinmeyen Numara
"Kaçmak hiçbir şeyi değiştirmez Deniz kızı. Yıllar önce o konuşmayı yarım bıraktın, hesap sormadan gittin. Ben hâlâ bıraktığın o yerdeyim.
Yarın saat 15:00’te, her şeyin başladığı o sahildeki çay bahçesinde olacağım. Gel ve yüzüme nefretini haykır... Ama gel. Ya bu hesabı kapat ya da bu hikâyeyi sonsuza dek göm."
Deniz’in parmakları telefonun soğuk camında donakaldı. Mesajın Teoman’dan geldiğini sormasına bile gerek yoktu.
Teoman geri dönmüştü, kaçmıyordu ve bu kez susmaya hiç niyeti yoktu.
Sizleri çok seviyorum çok öpüyorumm kitaba destek verirseniz çok mutlu olurumm