1. bölüm / 7
Yeni Lise 1: Yeni HayatBölüm 1: Yeni Bir Başlangıç
Bölümler 7Şu an: Bölüm 1: Yeni Bir Başlangıç
- 1 Bölüm 1: Yeni Bir Başlangıç1.077 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2: Sabrımı Sınamayın492 kelime
- 3 Bölüm 3: Ayaz715 kelime
- 4 Bölüm 4: Merak623 kelime
- 5 Bölüm 5: Geçmiş Peşimi Bırakmıyor711 kelime
- 6 Bölüm 6: İlk Çatlak571 kelime
- 7 7. Bölüm: Yakın Takip996 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1
Yeni Bir Başlangıç
— İnci! Kızım, hadi kalk! Geç kalacaksın!
Annemin sesi odanın kapısından içeri girerken gözlerimi açmaya bile tenezzül etmedim.
Yorganı biraz daha üzerime çektim.
— İnci!
Bu sefer sesi daha yakından geliyordu.
Gözlerimi araladım.
— Tamam anne...
— Tamam anne deyip tekrar uyuma sakın.
— Uyumuyorum.
Annem birkaç saniye sessiz kaldı.
— Seni tanıyorum.
Kapının kapanma sesini duyunca istemsizce gülümsedim.
Sonra tavana bakarak birkaç saniye öylece kaldım.
Bugün...
Yeni okulumdaki ilk günümdü.
Aslında "yeni okul" kelimesi benim için artık biraz fazla sıradanlaşmıştı.
Bu yıl değiştirdiğim üçüncü liseydi.
Evet.
Üçüncü.
Normal bir insan için bu oldukça fazla sayılabilirdi.
Benim içinse neredeyse alışılmış bir durumdu.
Çünkü gittiğim okullarda mutlaka bir olay çıkıyordu.
Kavga.
Tartışma.
Zorbalık.
Ve sonunda...
Okuldan atılmak.
Üstelik hakkımda anlatılan hikâyeler her okulda biraz daha büyüyordu.
Birine göre kavga ettiğim çocuğun burnunu kırmıştım.
Başka birine göre üç kişiyi aynı anda dövmüştüm.
Bir başkasına göre ise okulun yarısını haraca bağlamıştım.
Hangisinin doğru olduğunu sorarsanız...
Bazıları abartıydı.
Ama hepsi tamamen yalan da değildi.
İşte bu yüzden bu kez farklı davranacaktım.
Değişecektim.
En azından...
Deneyecektim.
Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtim.
Saçlarımı düzeltirken kendi yansımama baktım.
— Sakin ol İnci, dedim kendi kendime. Bu sefer sorun çıkarmayacaksın.
Kendime ciddi ciddi söz veriyordum.
Gerçi kendime güveniyor muydum?
Pek sayılmazdı.
Çünkü benim en büyük problemim sinirlenmem değildi.
Sinirlendiğimde ne yaptığımda sınır tanımamamdı.
Ben kimseye durduk yere dokunmazdım.
Hatta mümkün olduğunca kimseyle uğraşmazdım.
Ama biri benim damarımı bulursa...
O zaman işler değişirdi.
Ve benim bazı konularda çok net kırmızı çizgilerim vardı.
Ailem.
Küçük kardeşlerim.
Abilerim.
Ablam.
Annem.
Babam.
Dostlarım.
Ve masum insanlar.
Bunlardan herhangi birine zarar vermeye çalışan biri karşısında sakin kalabileceğimi sanmıyordum.
Ama bugün...
Bugün hiçbir şey olmayacaktı.
Olmamalıydı.
Çünkü kendime söz vermiştim.
Yeni okul.
Yeni insanlar.
Yeni hayat.
Üzerimi giyinip çantamı hazırladım ve odadan çıktım.
Merdivenlerden aşağı inerken evin her zamanki hareketliliğiyle karşılaştım.
Bizim evde sabahları bile herkesin ayrı bir telaşı olurdu.
Birileri telefonla konuşur, birileri toplantı planlardı.
Bazıları şirkete yetişmeye çalışırdı.
Ailenin en büyük abisi zaten çoğu zaman şirkette olurdu. Eve geldiği zaman bile aklı genellikle işte olurdu.
Dünyanın en zengin ailelerinden birinde yaşamanın güzel tarafları vardı.
Ama bazı dezavantajları da vardı.
Mesela herkesin sürekli meşgul olması.
Ben ve küçük kardeşlerim hariç.
Kahvaltı masasına oturdum.
Annem önüme bir tabak koydu.
— Hadi ye.
— Yiyorum zaten.
— Bir şey yemeden çıkmanı istemiyorum.
— Tamam.
Bir yandan kahvaltımı yaparken bir yandan telefonuma baktım.
Yeni okulun grubundan birkaç mesaj gelmişti.
Okulun adı, sınıf listeleri, ders programı...
Hepsine şöyle bir göz attım.
Sonra telefonu masaya bıraktım.
Bugün mümkün olduğunca normal bir öğrenci olacaktım.
Normal.
Ne kadar zor olabilirdi ki?
---
Okula vardığımda bahçe oldukça kalabalıktı.
Arabadan indiğim anda etrafıma baktım.
Yüzlerce öğrenci.
Tanımadığım insanlar.
Tanımadığım öğretmenler.
Tanımadığım bir bina.
Ama garip bir şekilde heyecanlı değildim.
Daha çok merak ediyordum.
"Acaba burada ne kadar dayanacağım?" diye düşünüyordum.
Sonra bu düşünceme içimden güldüm.
Daha ilk günden okuldan atılmayı düşünmek de bana özgü bir şeydi.
Çantamı omzuma takıp binaya girdim.
Sınıfımı bildiğim için doğrudan üst kata çıktım.
Koridorda öğrenciler gruplar halinde konuşuyordu.
Bazıları birbirine sarılıyor, bazıları yeni gelenleri inceliyor, bazıları ise telefonundan başını kaldırmıyordu.
Sınıfın kapısına geldiğimde bir an durdum.
Derin bir nefes aldım.
Sonra kapıyı açtım.
İçeri girdiğim anda birkaç kişi bana baktı.
Ben de hiçbir şey olmamış gibi sınıfa göz gezdirdim.
Boş bir sıra bulup oturdum.
Çantamı yanımdaki sandalyeye bıraktım.
Birkaç dakika sonra sınıf yavaş yavaş doldu.
Öğretmen geldiğinde herkes yerine geçti.
— Günaydın arkadaşlar.
— Günaydın hocam.
Öğretmen masasının başına geçip sınıfa baktı.
— Öncelikle yeni dönemin hepiniz için güzel geçmesini diliyorum. Aramızda yeni öğrencilerimiz de var. Onları biraz tanıyalım.
İçimden hafifçe ofladım.
Tahmin ettiğim gibi.
Öğretmenin gözleri sınıfta dolaştı.
Sonunda bana baktı.
— Sen, yeni gelen öğrenci. Ayağa kalkıp kendini tanıtır mısın?
Sandalyemden kalktım.
Sınıftaki bakışların üzerime çevrildiğini hissediyordum.
— Merhaba. Ben İnci Kurt. On yedi yaşındayım. Bu yıl bu okula geldim.
Bir an durdum.
Ne söylemem gerekiyordu?
"Umarım iyi anlaşırız" falan mı?
Hiç bana göre değildi.
— Umarım iyi bir yıl geçiririz.
Kısaca gülümsedim ve yerime oturdum.
Öğretmen teşekkür edip derse başladı.
Ben de defterimi çıkarırken yanımdaki kız bana doğru döndü.
— Selam.
Başımı ona çevirdim.
— Selam.
— Ben Umay.
— İnci.
Kız güldü.
— Biliyorum. Az önce söyledin.
Ben de güldüm.
— Doğru.
Umay'ın yüzünde samimi bir ifade vardı.
Öyle yapmacık davranan insanlardan değildi.
Birkaç dakika sonra fısıldayarak konuşmaya başladık.
— Daha önce bu okulda mıydın?
— Hayır.
— Başka okuldan mı geldin?
— Evet.
— Neden?
Bir an ona baktım.
— Uzun hikâye.
Kaşlarını kaldırdı.
— O zaman kesin ilginç bir hikâye.
— Hem de bayağı.
Gülmeye başladı.
— Tamam, bir gün anlatırsın.
— Belki.
Ders boyunca küçük küçük konuşmaya devam ettik.
Umay gerçekten zekiydi.
Ama aynı zamanda inanılmaz saf bir tarafı vardı.
Bir şey söylendiğinde hemen inanabiliyordu.
Ben ise insanları biraz daha farklı görüyordum.
Kim ne düşünüyor?
Kim ne saklıyor?
Kim gerçekten samimi?
Kim rol yapıyor?
Bunları anlamak konusunda oldukça iyiydim.
Yani...
İkimiz zekiydik.
Ama zekâmızı kullanma şeklimiz tamamen farklıydı.
Umay'ınki masumdu.
Benimki...
Biraz daha sinsiydi.
Teneffüste birlikte kantine gittik.
Daha birkaç saat önce tanışmış olmamıza rağmen sanki uzun zamandır arkadaşmışız gibi konuşuyorduk.
— Sen normalde nasılsın? diye sordu Umay.
— Nasıl yani?
— İşte... sakin misin, sinirli misin, ders çalışkan mısın?
— Zekiyim.
— Onu anladım.
— Ama uslu olmaya çalışıyorum.
Umay kahkaha attı.
— "Çalışıyorum" kısmı neden bu kadar tehditkâr geldi?
— Çünkü geçmişim pek temiz değil.
— Ne yaptın?
— Söylesem inanmazsın.
— Şimdi daha çok merak ettim.
— Sonra anlatırım.
— Söz mü?
— Söz.
O günün geri kalanında neredeyse her teneffüsü birlikte geçirdik.
Dersler ilerledikçe birbirimize daha çok alıştık.
Günün sonunda artık birbirimizin yanında hiç yabancılık çekmiyorduk.
İlk gün...
Ve ben gerçekten bir arkadaş edinmiştim.
Hem de kafa dengim olan birini.
---
Son dersin bitmesine yakın herkesin yüzünde aynı ifade vardı.
Özgürlük.
Zil çaldığı anda sınıf hareketlendi.
Defterler kapandı.
Çantalar toplandı.
Sandalyeler çekildi.
Ben de çantamı omzuma taktım.
Umay yanıma geldi.
— Yarın da beraber oturalım mı?
— Tabii.
— Tamam, o zaman yarın görüşürüz.
— Görüşürüz.
Okuldan çıktığımda hava hâlâ aydınlıktı.
Bahçeden çıkıp kapıya doğru ilerlerken arkamdan tanıdık bir ses duydum.
— İnci!
Döndüm.
Küçük kardeşim bana doğru geliyordu.
— Birlikte gidelim.
— Tamam, dedim.
Yanıma yaklaşmasını bekledim.
Tam o sırada...
Önümü birkaç kişi kesti.
Adımlarım durdu.
Kardeşim de arkamda kaldı.
Karşımda duran çocuklardan biri hafifçe öne çıktı.
Beni baştan aşağı süzdü.
Sonra dudaklarının kenarında küçümseyen bir gülümseme oluştu.
— Yeni kız sensin, değil mi?
Hiçbir şey söylemedim.
Sadece ona baktım.
Çünkü kendime verdiğim sözü hatırlıyordum.
Bu okulda kavga çıkarmayacaktım.
Ne olursa olsun.
Bugün...
İlk günümde...
Karşılık vermeyecektim.
Bölüm etkileşimi
