8. bölüm / 9
Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'
Bölümler 9Şu an: Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'
- 1 Yazdan Kalma Bir Günden -Önce1.556 kelime
- 2 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'3.039 kelime
- 3 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'2.135 kelime
- 4 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'1.958 kelime
- 5 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'2.279 kelime
- 6 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'2.338 kelime
- 7 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'1.362 kelime
- 8 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'1.253 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Yazdan Kalma Bir Günden 'Önce'1.730 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kimmiş bakalım, Cihangir Soytürk? Senden dinleyelim Kerem Günay!” dedi Cihangir.
Kalabalığın uğultusu aniden kesilmiş gibiydi.
Kerem şaşkınlıkla adım adım yutkunup bana baktı. İçimdeki suçluluk, onun gözlerindeki merakla birleşip beni boğuyordu.
Cihangir hiç beklemediğim bir anda gelmişti ve yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Sandalye zeminde gıcırdarken kalbimde aynı sesi çıkarıyordu sanki. Oturmadan önce başıma eğilip bir öpücük kondurdu.
Bu adam...aklımı karıştırmayı nasıl başarıyor bilmiyorum. Çünkü ne zaman nefes alsa, ben nefesimi tutuyorum.
“Eeee Kerem Günay” dedi alayla, “anlat bakalım... kimmişim ben?” dedi Cihangir.
Sesi meydan okur gibiydi, ama içinde kıskançlığın sert tonu vardı. Kerem’e değil, dünyaya bile savaş açardı şu an.
Refleksle elini tuttum.
Lütfen bir delilik yapma, Cihangir...
Kerem’in yüzü gerilmişti, gözleri ellerimize takıldı. Ben elimi çekmek istedim, ama bu kez Cihangir bırakmadı. Parmaklarını biraz daha sıktı, sanki “ben buradayım” der gibi.
Kerem tam konuşacakken araya girdim, sesimi olabildiğince sakin tutarak.
“Cihangir, Kerem benim çok yakın arkadaşım. Beni merak etmiş, akşam bizi haberlerde görünce... Ona Urla’dan senin için İstanbul’a geldiğimi anlatıyordum ki, sen geldin.”
Cümlemi bitirdiğimde kalbim ağzımda atıyordu.
Ne olur yalanımı bozma, Cihangir. Ne olur...
Ama o, gözlerini hiç kaçırmadan, “Sena biraz eksik anlatmış sanırım olanları.” dedi. Bir an boğazım kurudu. Yok artık, gerçekten mi?
Her şeyi mi anlatacak?
Kerem, Cihangir’i daha dikkatli dinlemeye başladı. “Sen anlat bakalım o zaman, işin doğrusunu,” dedi.
Cihangir bir süre sessiz kaldı, sonra dudak kenarları belli belirsiz kıvrıldı.
“Sena’yı ilk gördüğümde âşık oldum ben ona” dedi. “Bütün bu karmaşanın içinde bile onu sevmeme izin verdi.”
Bir saniyeliğine zaman durmuştu sanki.
Cihangir’in sesi yankı gibi kulağımda dolandı. Kalbim bir adım geri atmak isterken, hislerim onu tam tersi yöne çekiyordu.
Ne yapıyorsun sen Cihangir? Beni mi koruyorsun, yoksa beni köşeye mi sıkıştırıyorsun?
Kerem şaşkınlıkla ona bakmıştı, ben de. Böyle bir cevap vereceği aklımın ucundan geçmezdi. Bir anda, masanın üzerindeki bardaklar bile sessizliğe bürünmüş gibiydi.
Kerem sonunda toparlanıp kendine geldi.
“Ne kadar zamandır berabersiniz?” diye sordu.
İçimden “Sakın bana sorma Kerem” dedim. Çünkü bana sorsaydı... Kesin boşluğuma gelir, üç gündür, derdim. Ve o an bütün yalanım, Cihangir’in gözlerinde erirdi. Kerem kendisini toparladıktan sonra Cihangir’e ne kadar zamandır beraber olduğumuzu sordu.
“Bir aydır beraberiz” dedi Cihangir.
Kerem’in bakışları altında eziliyordum. Çünkü “İnanamıyorum sana” der gibiydi.
Vallahi Keremcim, ben de inanamıyorum, ama ayak uyduruyorum, dedim gözlerimle. Neyse ki anlamamıştı.
“Bize niye söylemedin, Sena? Bana neden söylemedin?” dedi Kerem, sesi hem merak hem de biraz sitem doluydu.
Cihangir, “bana neden söylemedin” kısmına takılmış olmalıydı; elini omzuma koydu ve beni kendine doğru çekti.
Sanki “benim o” der gibi...
Kerem’in rahatsız olduğu o kadar belliydi ki canım arkadaşım, şimdi onun canını sıkmış olmaktan dolayı içim burkuluyordu, ama bir yandan da gönlüm hiç ferman dinlemiyordu.
Ne yapayım?
Bende bu oyuna ayak uydurup başımı Cihangir’in omzuna koydum.
Kerem artık bakışlarını benden kaçırıyordu, gitmek için hareketlendiği sırada, başımı Cihangir’in omzundan kaldırdım.
“Kerem böyle yapma. Sen benim en yakınımsın, gerçekten söyleyecektim, sadece bizim için de her şey hala yeni. İstanbul’a gelmek olsun, yaşadıklarım olsun... Bunların benim için ne kadar zor olduğunu biliyorsun. Ne olursun, böyle kızgın bakma bana.”
Kerem’in yüzünde hafif bir yumuşama belirdi.
“Şimdi nerede kalıyorsun, Sena?” diye sordu Kerem. Halbuki Cihangir’in yanında kaldığımı ilk başta söylemiştim, bunu bilerek soruyordu.
Ama benden önce Cihangir cevap verdi.
“Benim yanımda” dedi, sert ve çizgisini belli eder bir tonla.
“Anladım. Eve gidince konumunu at, yarın akşam çocuklarla geliriz” dedi Kerem, Cihangir’e bakarken, “Sizin için sorun olmazsa” demeyi ihmal etmemişti.
“Olur, Sena’nın İzmir grubuyla tanışmak isterim” dedi Cihangir.
Bir an duraksadım.
Bir dakika... İzmir grubumu nereden biliyordu ki?
Kerem gittiği an, bunu sormak için sabırsızlanacağımı biliyordum.
“O zaman anlaştık, yarın sizde görüşürüz. Herhangi bir şey olursa beni ara, Sena. Saatin bir önemi yok” dedi Kerem.
Sözü daha çok Cihangir’e gözdağı vermek ister gibiydi. Ama bilmediği bir gerçek vardı: Cihangir, benim gerçekten sevgilim değildi.
Kerem gitmek için hareketlendiğinde ben de onu uğurlamak için ayağa kalktım. Fakat Cihangir beni biraz geri çekip o, Kerem’e elini uzattı.
İkisi el sıkıştığında, bu sıradan bir el sıkışma değildi; kılıçların keskinleştiği, savaş öncesi sert bir temas gibiydi.
Kerem bozuntuya vermeden ‘görüşürüz’ deyip yanımızdan ayrıldı.
Ay, resmen şu üç günde ne içtiğim kahveden ne sigaradan bir şey anlamıştım, diye düşündüm.
Biraz nefes almalıydım.
“Bana kiminle görüştüğünü neden söylemedin Sena?” dedi Cihangir.
Açıkçası, görüştüğüm kişinin cinsiyetinin önemli olduğunu düşünmemiştim.
“Cinsiyete takılacağını düşünmemiştim” dedim dan diye.
“Dünkü haberlerden sonra buna senin de takılman gerekirdi. Neredeyse bütün Türkiye senin benim sevgilim olduğunu düşünüyor. Yeni bir magazin haberi istemezsin sanırım” dedi Cihangir.
Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Yeni bir haberi kaldıramazdım...
“İzmir grubumu nereden biliyorsun Cihangir? Telefonumu mu karıştırdın?” diye sordum.
Cihangir, inanamayan bakışlarla gözlerimi süzüyordu.
Ve o anda fark ettim ki hala yan yanaydık; dibimde, nefesini yüzüme doğru veren bir Cihangir Soytürk vardı.
Gülümseyerek bana baktı ve ben bunun farkındaydım; benden etkilendiğini belli etmeden duramıyordu.
“Telefonuna bakmak yerine, biraz akıl yürütmekle, senin hayatın hakkında bilgi sahibi olabiliyorum Sena” dedi Cihangir.
Ben ise anlamayan, şaşkın gözlerle ona bakmaya devam ettim.
“Yani diyorum ki...” Cihangir hafifçe eğildi, sesi düşük ama keskindi. “Üniversiteden arkadaşım dediğin kişi Kerem’di. O da ‘bizim çocuklarla geliriz’ dedi. Düşününce o arkadaşlarının da İzmir’de tanıştığın arkadaşların olması gerekiyordu. Çünkü sen İstanbul’a gelmediğin için ikinizin de arkadaş edinebileceği tek ortak nokta İzmir deki üniversite arkadaşlarınızdı” dedi Cihangir.
İçimden sessizce, “Vayyy be...” dedim.
Cihangir’in gözleri, gülümsemesiyle birleşip biraz daha derin bir anlam kazanmıştı; zekice ve dikkatle düşünülmüş bir tümevarımın sonucuydu bu bakış.
“Beni bozmadığın için teşekkür ederim” dedim. “Kerem’e yalan söylemek istemezdim ama söylemeseydim, Cahit konusu çözülene kadar yanında kalmama asla izin vermezdi.”
Cihangir, hafifçe kaşlarını kaldırdı. “Senin bende kalman için ondan izin istediğimi hatırlamıyorum Sena” dedi sesi yumuşak ama alttan alta uyarıcı bir tondaydı.
“Senin için demesi kolay,” dedim iç çekerek. “Ama inan bana, Kerem kafasına koyduğunu mutlaka yapar. Biraz fazla korumacıdır. Üniversitede kaç kişiyi bana salça oldukları için dövdü bir bilsen... Yerim onda ayrıdır, onun da yeri bende ayrı.”
Cihangir bir süre sessiz kaldı, sonra sadece başını salladı. Ne onayladı ne reddetti; ama beni dinlediğini biliyordum.
Elimi çantama atıp telefonumu aldım, saate baktım: 15.35’ti.
Hızla yerimden kalktım.
Cihangir hemen başını kaldırmıştı. “Bir şey mi oldu?” dedi.
“Akşam için elbise almam lazım” dedim. “Yoksa davete evdeki elbiselerle geleceğim” Bunu hafifçe üzülmüş bir ses tonuyla söyledim, ama aslında küçük bir sitem gizlemiştim içine.
Cihangir hesabı ödedikten sonra kafeden çıktık. Hakan bizim için kafenin kapısını açtığında dışarıda siyah bir araba bizi bekliyordu. Arabaya bindiğimizde,
“Eve gidelim Sena,” dedi Cihangir. “Evdeki elbiselerden birini giyersin, olur mu?”
Bir an dona kalmıştım.
Şaka yapmıştım ben... o ciddiye mi aldı?
Suratım asılmasına rağmen Cihangir hiç oralı olmamıştı bende eve gidene kadar hiç ama hiç konuşmadım.
Onu beklemeden arabadan inip eve yürümeye başladım.
Bahar hanım kapıyı açtığında gülen yüzüyle beni karşıladı. Şahsen şu an gülecek havada değildim ama yine de ufak bir gülümseme dudaklarımda belirdi.
İçeri girerken Bahar Hanım, “Sena Hanım, kuaför ve yardımcıları az önce geldiler efendim. Bu kattaki misafir odasında sizi bekliyorlar” dedi.
Söylediklerini tam anlayamamıştım, şaşkınca arkamdan gelen Cihangir’e döndüm. Yüzünde gülümsemesi, yanaklarındaki o küçük gamzesiyle birlikte parlıyordu.
“İlk önce odana çık” dedi yumuşak bir sesle Cihangir. “Orada seni bekleyen bir hediye var.”
Bir an bile düşünmeden çocuk gibi boynuna sarıldım. Cihangir’in de şaşırdığı her halinden belliydi; kollarımın arasındaki bu adam ne yapacağımı kestiremiyordu. Ben kollarımı biraz daha sıkınca yavaşça kendine geldi, sonunda o da belime sarıldı.
Tam o an, arkamızdan gelen bir ıslık sesiyle donup kaldım. Hızla kollarımı çekip iki adım geriye attım. Cihangir’in elleri hala belimdeydi ama ben geri çekilince istemeden bırakmak zorunda kaldı.
Odaya giren kişi, o güzel anın katiliydi: ‘Serkan’
Bahar Hanım’a dönüp pis pis sırıtıyordu. “Bakıyorum da burada keyifler yerinde” dedi. “Sence de havada bir şeyler yok mu, Bahar abla burada bir elektrik var gibi?”
Benim için o artık sadece “Uyuz Serkan’dı.”
Bölüm etkileşimi
