15. bölüm · Yasaklı ülke
SEKİZİNCİ MÜHÜR
Sekizinci Mühür
"Eftelya..."
Gökyüzündeki ses bir kez daha yankılandı.
Şehirdeki bütün taşlar titremeye başladı.
Kaan hemen Eftelya'nın önüne geçti.
"Kim olduğunu bilmiyorum ama ona yaklaşamayacaksın."
Gökyüzündeki karanlık şekil sessizce güldü.
"Her zaman aynı şeyi yapıyorsun, Kaan."
Kaan'ın yüzü gerildi.
"Sen beni nereden tanıyorsun?"
Cevap gelmedi.
Bunun yerine meydandaki gölgeler saldırıya geçti.
"Şimdi!"
Kaan'ın sesiyle herkes harekete geçti.
Mira ellerini yere vurdu.
GÜMMM!
Toprak yükselerek gölgelerin önünde büyük bir duvar oluşturdu.
Alya'nın avuçlarından çıkan alevler duvarın üzerinden geçip karanlık yaratıkları geri püskürttü.
Zey havayı dolduran suyu bir dalgaya dönüştürdü.
Dalgalar gölgelerin arasından geçerken onları dağıttı.
Aras ve Doran yan yana savaşıyordu.
Mert ise Eftelya'nın yanında kalmıştı.
"İyi misin?"
Eftelya başını salladı.
"İyiyim."
Tam o sırada gölgelerden biri arkalarından saldırdı.
Mert onu fark edip Eftelya'yı çekti.
Gölgenin saldırısı yere çarptı.
Mert'in kolunda küçük bir kesik oluştu.
Eftelya hemen ona döndü.
"Yaralandın!"
"Önemli değil."
"Önemli!"
Eftelya elini Mert'in koluna koydu.
Altın ışık parladı.
Mert'in yarası birkaç saniye içinde kapandı.
İkisi de şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
Mert fısıldadı:
"Sen..."
Eftelya da ellerine baktı.
"Ben bunu nasıl yaptım?"
Maskeli kadın uzaktan onları izliyordu.
"Çünkü senin gücün yalnızca hava değil."
Eftelya ona döndü.
"Ne demek istiyorsun?"
Kadın cevap vermedi.
Çünkü meydanın ortasındaki taş zemin parçalanmaya başladı.
ÇAT!
Bir çatlak oluştu.
Sonra ikinci...
Üçüncü...
Ve sonunda meydanın tam ortasında devasa bir kapı ortaya çıktı.
Kaan bağırdı:
"Herkes geri çekilsin!"
Kapı açıldı.
İçeriden siyah duman yükseldi.
Fakat dumanın içinde bir insan silueti vardı.
Eftelya'nın nefesi kesildi.
Siluet yavaşça ortaya çıktı.
Genç bir adam.
Kestane rengi saçları vardı.
Eftelya'nın gözleri doldu.
"Bu..."
Mert de donup kaldı.
"Babamız."
Eftelya ona baktı.
"Ne?"
Mert'in sesi titredi.
"Benim babamın yüzü."
Eftelya bir adım daha attı.
"Benim babamın da..."
Siluet onlara doğru döndü.
Ama yüzü net değildi.
Sadece sesi duyuldu.
"Eftelya."
Eftelya'nın gözlerinden yaş süzüldü.
"Baba?"
Siluet başını eğdi.
"Zamanım çok az."
Kaan hemen sordu:
"Sen kimsin?"
Adam Kaan'a baktı.
"Onu koruman gerekiyordu."
Kaan şaşkınlıkla geri çekildi.
"Ne?"
Adam devam etti:
"Fakat artık karar verme zamanı."
Eftelya titreyerek sordu:
"Neden beni bıraktın?"
Adamın sesi yumuşadı.
"Çünkü seni bırakmadım."
"Ben seni kurtardım."
Tam o anda siyah pelerinli adamın sesi meydanda yankılandı.
"Yalan söylüyor!"
Herkes arkasına döndü.
Siyah pelerinli adam şehrin yüksek duvarının üzerinde duruyordu.
Kırmızı gözleri parlıyordu.
"Gerçeği sana o anlatamaz."
Eftelya öfkeyle ona baktı.
"Sen nereden biliyorsun?"
Adam yavaşça aşağı atladı.
"Çünkü o gece oradaydım."
Kaan kılıcını kaldırdı.
"Sen..."
Adam Eftelya'ya baktı.
"Babana son kez baktığımda seni kucağında tutuyordu."
Eftelya'nın nefesi kesildi.
"Sonra..."
Adam sustu.
"Sonra ne oldu?"
Adamın yüzü karardı.
"Krallık düştü."
"Ve baban seni saklamak için kendi hayatını feda etti."
Mert'in gözleri doldu.
"Ben neden hiçbir şey hatırlamıyorum?"
Adam Mert'e döndü.
"Çünkü senin hafızanı da sildiler."
"İkinizin de."
Eftelya geri çekildi.
"İkimizin de mi?"
Adam başını salladı.
"Çünkü siz yalnızca kardeş değilsiniz."
Herkes sustu.
Adam gökyüzündeki sekiz sembole baktı.
"Siz..."
"Kadim krallığın son iki varisisiniz."
Eftelya'nın gözleri büyüdü.
"İki varis?"
Adamın bakışları Mert'e kaydı.
"Evet."
"Fakat yalnızca biriniz tahta geçebilir."
Bir anda meydanın tamamı sessizliğe gömüldü.
Mert Eftelya'ya baktı.
Eftelya da ona.
Ve ikisinin de aklından aynı soru geçti:
Meydan sessizliğe gömülmüştü.
Siyah pelerinli adamın sözleri herkesin zihninde yankılanıyordu.
"Yalnızca biriniz tahta geçebilir."
Eftelya, Mert'e baktı.
Mert de ona.
İkisinin arasında söylenmemiş yüzlerce soru vardı.
Mert sonunda konuştu.
"Ben tahta geçmek istemiyorum."
Eftelya şaşkınlıkla ona baktı.
"Ben de."
Siyah pelerinli adam hafifçe güldü.
"İstememeniz hiçbir şeyi değiştirmez."
Kaan öne çıktı.
"Yeter."
Adam ona baktı.
"Bu insanların hayatlarını bir oyun gibi görmeyi bırak."
"Onların hayatları çoktan bir oyuna dönüştürüldü."
Kaan'ın eli kılıcının kabzasında sıkıldı.
Tam saldıracakken maskeli kadın araya girdi.
"Dur!"
Herkes ona döndü.
Kadın Eftelya ve Mert'in önüne geçti.
"Taht meselesini konuşmak için çok erken."
Siyah pelerinli adam kaşını kaldırdı.
"Sen hâlâ onları koruyabileceğini mi sanıyorsun?"
Kadın cevap vermedi.
Adam bir anda elini kaldırdı.
Meydanın etrafındaki gölgeler yeniden hareketlenmeye başladı.
"Öyleyse ilk sınavlarını geçsinler."
Karanlık yaratıklar tekrar saldırdı.
Bu kez savaş çok daha zordu.
Gölgeler çoğalıyor, her dağıldıklarında yeniden birleşiyorlardı.
Mira bir kaya duvarı oluşturdu.
"Ne kadar yeniyoruz, yine geliyorlar!"
Doran bağırdı:
"Çünkü onları yenmiyoruz!"
"Ne demek istiyorsun?"
"Bir şey onları yeniden oluşturuyor!"
Aras gökyüzüne baktı.
"Kaynak yukarıda!"
Bulutların arasında siyah bir kristal duruyordu.
Eftelya onu görünce göğsündeki yara sızladı.
"Kristal..."
Kaan ona baktı.
"Sen onu hissedebiliyor musun?"
Eftelya başını salladı.
"Evet."
"Benimle bağlantılı."
Mert hemen yanına geldi.
"O zaman birlikte yok ederiz."
Eftelya başını kaldırdı.
"Nasıl?"
Mert elini uzattı.
"Birlikte."
Eftelya onun elini tuttu.
Bir anda ikisinin etrafında altın ışık oluştu.
Mert'in ışığı ile Eftelya'nın rüzgârı birbirine karıştı.
Güçleri birleştiğinde gökyüzündeki kristal çatlamaya başladı.
ÇAT!
Siyah pelerinli adamın yüzündeki ifade değişti.
"Hayır."
Kristal tekrar çatladı.
ÇAT!
Sonunda büyük bir patlamayla parçalandı.
Meydandaki bütün gölgeler aynı anda yere yığıldı.
Sessizlik.
Eftelya ile Mert hâlâ el ele duruyordu.
Mert yavaşça elini çekti.
"Sanırım..."
Eftelya gülümsedi.
"...birlikte daha güçlüyüz."
Kaan onları izliyordu.
Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Fakat tam o sırada siyah pelerinli adamın sesi duyuldu.
"İşte bu yüzden ikinizden korkuyorlar."
Eftelya ona döndü.
"Kim?"
Adam cevap vermedi.
Bunun yerine yerdeki kırılmış kristale baktı.
"Bu sadece ilk mühürdü."
"Şimdi diğer yedisi de uyanacak."
Gece olduğunda grup eski sarayın içindeki büyük salona çekildi.
Maskeli kadın nihayet yüzündeki maskeyi tamamen çıkardı.
Eftelya dikkatle ona baktı.
"Senin adın ne?"
Kadın bir süre sessiz kaldı.
"Lyra."
Mert sordu:
"Sen bu krallıkta kimdin?"
Lyra gözlerini yere indirdi.
"Ben sizin annenizin muhafızıydım."
Eftelya'nın kalbi hızlandı.
"Annem?"
Lyra başını kaldırdı.
"Annen kraliçeydi."
Odadaki herkes sustu.
Eftelya'nın sesi titredi.
"Kraliçe...?"
"Evet."
"Babam kraldı."
Lyra başını salladı.
"Fakat onların ikisi de öldüğünde..."
Eftelya'nın gözleri doldu.
"Ne zaman?"
Lyra cevap vermeden önce Mert'e baktı.
"Sen doğduğun gece."
Mert'in yüzü bembeyaz oldu.
Eftelya fısıldadı:
"Ben?"
Lyra gözlerini Eftelya'ya çevirdi.
"Sen ise..."
Bir an durdu.
"Onlardan yıllar sonra doğdun."
Mert şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Lyra'nın yüzündeki ifade ağırlaştı.
"Çünkü Eftelya'nın doğumu..."
"Normal bir doğum değildi."
Eftelya'nın nefesi kesildi.
Lyra devam etti:
"Sen doğduğun gece gökyüzünde dört ışık belirdi."
"Ve krallığın mühürleri kendiliğinden açıldı."
"Kraliçe seni kucağına aldığında ise..."
Lyra'nın sesi titredi.
"Şehirdeki bütün çanlar aynı anda çaldı."
Eftelya elini göğsüne götürdü.
"Ben neden hatırlamıyorum?"
Lyra sessizce cevap verdi.
"Çünkü seni dünyaya gönderen kişi..."
"...kendi kardeşindi."
Eftelya dondu.
Mert dehşetle ona baktı.
"Benim mi?"
Lyra başını salladı.
"Hayır."
"Senin bilmediğin bir kardeşin daha vardı."
O anda sarayın bütün kapıları birden kapandı.
Ve duvarların arasından bir çocuk sesi yükseldi:
"Abla..."
Eftelya'nın yüzü bembeyaz oldu.
Çünkü ses...
kendi çocukluk sesiydi
"Abla..."
Ses sarayın taş duvarlarında yankılandı.
Eftelya olduğu yerde donup kaldı.
Bu sesi tanıyordu.
Ama nasıl tanıdığını bilmiyordu.
Mira yavaşça Eftelya'nın yanına geldi.
"Eftelya..."
Eftelya cevap vermedi.
Gözleri salonun karanlık köşesindeydi.
"Bu... benim sesim."
Kaan hemen kılıcını çekti.
"Herkes arkasını duvara versin."
Aras, Doran ve Mert odanın diğer tarafına geçti.
Alya ile Zey birbirlerinin yanında durdu.
Lyra ise hareketsizdi.
Sanki bu anın geleceğini yıllardır biliyormuş gibiydi.
Eftelya ona döndü.
"Sen biliyorsun."
Lyra sustu.
"Ne olduğunu biliyorsun."
"Eftelya..."
"Hayır!"
Eftelya'nın sesi ilk kez bu kadar sert çıktı.
"Artık bana yarım gerçekler anlatma!"
"Annem kimdi? Babam kimdi? Mert neden benim kardeşim? Ve o ses kimin?"
Lyra derin bir nefes aldı.
"Üçüncü kardeşinizin."
Mert'in yüzü gerildi.
"Üçüncü..."
Lyra başını salladı.
"Fakat onu bulmak kolay olmayacak."
Tam o anda salonun ortasında küçük bir ışık belirdi.
Işık büyüdü.
Ve havada bir görüntü oluştu.
Küçük bir kız çocuğu...
Eftelya.
Yanında ise ondan biraz daha küçük bir çocuk vardı.
Çocuğun yüzü görünmüyordu.
İkisi sarayın bahçesinde koşuyordu.
Küçük Eftelya gülerek bağırdı:
"Yakalandın!"
Çocuk kahkahalarla kaçtı.
Sonra görüntü değişti.
Bu kez gökyüzü karanlıktı.
Sarayın kuleleri yanıyordu.
İnsanlar kaçıyordu.
Küçük Eftelya korkuyla bir kapının arkasına saklanmıştı.
Yanındaki çocuk elini tutuyordu.
"Abla, korkma."
Eftelya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Bu..."
Mert görüntüye yaklaştı.
"Sen bunu hatırlıyor musun?"
Eftelya başını iki yana salladı.
"Hayır."
Görüntüde küçük çocuk Eftelya'yı bir odaya götürdü.
Kapının üzerinde aynı sekiz sembol vardı.
Çocuk küçük bir taş verdi.
"Bir gün bunu bulursan..."
"Gerçeği hatırlayacaksın."
Küçük Eftelya taşı avucuna aldı.
Sonra çocuk kapıyı kapattı.
Görüntü karardı.
Eftelya nefesini tuttu.
"Taş..."
Elini cebine attı.
Günlerdir yanında taşıdığı küçük, sıradan görünümlü taşı çıkardı.
Mert şaşkınlıkla baktı.
"Onu nereden buldun?"
Eftelya cevap veremedi.
Çünkü taşın üzerinde artık bir sembol vardı.
Sekiz ışıklı bir taç.
Lyra'nın yüzü değişti.
"Onu hâlâ saklamışsın."
Eftelya başını kaldırdı.
"Demek bunu bana o çocuk verdi."
"Evet."
"Kimdi?"
Lyra birkaç saniye sustu.
"Adı..."
Tam o sırada sarayın dışından büyük bir patlama duyuldu.
GÜMMM!
Pencereler sarsıldı.
Kaan hemen dışarı baktı.
"Şehir saldırı altında!"
Lyra'nın yüzü ciddileşti.
"Onlar bizi buldu."
Doran kılıcını aldı.
"Kim?"
Lyra cevap verdi:
"Karanlık Krallığın askerleri."
Aras şaşkınlıkla sordu:
"Buraya nasıl geldiler? Bu krallığın varlığını kimse bilmiyordu."
Lyra Eftelya'ya baktı.
"Çünkü birileri onlara yol gösterdi."
Eftelya'nın gözleri büyüdü.
"Kim?"
Lyra'nın cevabı gelmeden sarayın en yüksek kulesinde siyah bir ışık yükseldi.
Kaan başını kaldırdı.
"O."
Siyah pelerinli adam kulenin tepesinde duruyordu.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Yanında başka biri vardı.
Uzun, siyah pelerinli bir çocuk.
Yüzü gölgelerin arasında kalmıştı.
Eftelya'nın elindeki taş aniden ısındı.
Çocuk başını kaldırdı.
Ve uzaktan bile Eftelya'ya baktığı belliydi.
Sonra çok hafif bir sesle konuştu:
"Abla..."
Eftelya'nın nefesi kesildi.
Mert de kuleye baktı.
"Üçüncü kardeş..."
Kaan kılıcını çekti.
"Kim olduğunu öğrenmeden buradan ayrılmıyoruz."
Eftelya taşını sıktı.
"Hayır."
Herkes ona baktı.
Eftelya gözlerini kuleden ayırmadı.
"Bu kez kaçmayacağım."
"Kim olduğunu öğrenmek istiyorum."
Tam o anda kuledeki çocuk elini kaldırdı.
Şehrin bütün ışıkları söndü.
Ve karanlığın içinden tek bir cümle duyuldu:
"Beni hatırladığında, her şey değişecek."
Şehrin bütün ışıkları aynı anda söndüğünde, karanlık her yeri kapladı.
Eftelya elindeki taşı sımsıkı tutuyordu.
Taşın içinden hafif bir sıcaklık yayılıyordu.
Kuledeki çocuk hâlâ oradaydı.
Siyah pelerinli adam ise onun birkaç adım arkasında duruyordu.
Kaan kılıcını kaldırdı.
"Kim olduğunu söyle!"
Çocuk cevap vermedi.
Sadece Eftelya'ya baktı.
Sonra yavaşça kapüşonunu indirdi.
Kestane renginde saçları vardı.
Yüzünün bir kısmı gölgede kalsa da Eftelya'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Çünkü o yüz...
Bir yerlerden tanıdıktı.
"Sen..."
Eftelya bir adım öne çıktı.
Çocuk da ona doğru baktı.
"Hatırladın mı?"
Eftelya başını tuttu.
Bir anda başının içinde görüntüler belirmeye başladı.
Bir bahçe.
İki çocuk.
Bir taş.
Ve aynı ses:
"Abla, söz ver. Beni unutmayacaksın."
Eftelya'nın dizleri titredi.
"Sen..."
Çocuk başını eğdi.
"Benim."
Mert şaşkınlıkla Eftelya'ya baktı.
"Eftelya?"
Eftelya gözlerini çocuktan ayıramıyordu.
"Ben seni..."
"Hatırlıyorum."
Çocuk ilk kez gülümsedi.
"Geç oldu."
Siyah pelerinli adam araya girdi.
"Yeter."
Çocuk ona baktı.
"Henüz değil."
Sonra Eftelya'ya döndü.
"Onlara gerçeği anlat."
Eftelya'nın kaşları çatıldı.
"Neyi?"
"Ben neden kayboldum?"
Çocuk cevap vermeden önce siyah pelerinli adam elini kaldırdı.
"Burada fazla kaldınız."
Bir anda kuleye doğru siyah bir enerji yükseldi.
Kaan bağırdı:
"Herkes geri!"
Enerji kulenin taşlarına çarptı.
Çocuk bir adım geriye savruldu.
Eftelya refleksle elini uzattı.
Rüzgâr yükseldi.
Çocuğun düşmesini engelledi.
Çocuk ona baktı.
"Demek gücün gerçekten uyandı."
Eftelya öfkeyle bağırdı:
"Benimle neden konuşmuyorsun?"
Çocuk birkaç saniye sessiz kaldı.
"Çünkü gerçeği öğrenirsen..."
"Onların hepsi tehlikeye girer."
Kaan öne çıktı.
"Kimden bahsediyorsun?"
Çocuk gözlerini Kaan'a çevirdi.
"Senden."
Kaan'ın yüzü değişti.
"Benim neyim var?"
Çocuk cevap vermedi.
Bunun yerine Eftelya'nın elindeki taşa baktı.
"Onu sakla."
"Ve kimseye verme."
Eftelya taşı göğsüne bastırdı.
"Sen kimsin?"
Çocuk derin bir nefes aldı.
"Benim adım..."
Tam ismini söyleyecekken şehirde büyük bir çan çaldı.
DONG!
Bir kez.
Sonra ikinci kez.
DONG!
Lyra'nın yüzü bembeyaz oldu.
"Hayır..."
Mira ona döndü.
"Ne oldu?"
Lyra fısıldadı:
"Krallığın saati."
Doran kaşlarını çattı.
"Ne olmuş ona?"
"Yüzlerce yıldır çalışmıyordu."
Çan üçüncü kez çaldı.
DONG!
Lyra başını kaldırdı.
"Üçüncü çandan sonra..."
"Krallığın mühürleri tamamen açılır."
Kaan hemen Eftelya'ya baktı.
"Bu ne demek?"
Lyra'nın cevabı çok ağırdı.
"Şehrin altında hapsedilen şey uyanacak."
Tam o anda yer sarsıldı.
Sarayın duvarlarında çatlaklar oluştu.
Mert yere düşmemek için bir sütuna tutundu.
"Ne kadar kötü olabilir?"
Lyra gözlerini kapattı.
"Sandığınızdan çok daha kötü."
Eftelya kuleye tekrar baktı.
Ama çocuk yoktu.
Siyah pelerinli adam da kaybolmuştu.
Yalnızca taş zeminde küçük bir kâğıt duruyordu.
Eftelya onu aldı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
"Kuzeydeki gölün altında babanın son sırrı saklı."
Eftelya kâğıdı Kaan'a uzattı.
Kaan okudu.
"Babamızın son sırrı..."
Mert bir anda başını kaldırdı.
"Hayır."
Herkes ona baktı.
Mert'in yüzünde garip bir ifade vardı.
"Bu gölü biliyorum."
Eftelya şaşırdı.
"Nereden?"
Mert gözlerini kapattı.
"Çocukken gördüğüm bir rüyada..."
"Babam beni o göle götürüyordu."
"Ve bana bir şey gösteriyordu."
Kaan sordu:
"Ne?"
Mert gözlerini açtı.
"Bir mezar."
O anda Eftelya'nın elindeki taş yeniden parladı.
Fakat bu kez yalnızca taş değil...
Mert'in elindeki mühür de parlamaya başladı.
İki ışık birbirine doğru uzandı.
Bir görüntü oluştu.
Gölün ortasında tek başına duran bir mezar...
Mezarın üzerinde ise iki isim vardı.
Eftelya görüntüyü görünce nefesi kesildi.
Çünkü isimlerden biri babasına aitti.
Diğeri ise...
Henüz hayatta olması gereken birinin adıydı.
Eftelya fısıldadı:
"Bu imkânsız..."
Kaan ona baktı.
"Ne yazıyor?"
Eftelya cevap veremedi.
Çünkü mezarın üzerindeki ikinci isim...
kendi annesinin adıydı.
