8. bölüm · Yasaklı ülke
Doran
📖
"BEKLENMEYEN MİSAFİR".
"Bazen bir yabancı gelir...ve herkesin sakladığı duyguları ortaya çıkarır."
Akşam olmuştu.
Sarayın geniş avlusunda uzun bir yemek masası kurulmuştu.
Masanın üzerinde Eldora'ya özgü yemekler vardı.
Mor pirinç...
Altın renkli meyveler...
Kristal bardaklarda parlayan meyve suları...
Gün boyu süren görevin ardından herkes yorgundu.
Kral masanın en başında oturuyordu.
Sağında Kaan...
Solunda Aras...
Yanlarında Doran ve Mert...
Karşı tarafta ise Eftelya, Alya, Mira ve Zey oturuyordu.
İlk kez herkes aynı masada yemek yiyordu.
Sessizliği Aras bozdu.
"Bugün fena değildiniz."
Mira kaşını kaldırdı.
"Bu iltifat mı?"
Aras omuz silkti.
"İstersen öyle say."
Mira gülümsememek için kendini zor tuttu.
Alya çatalını bırakıp Doran'a baktı.
"Omzun nasıl?"
"İyi."
"Emin misin?"
Doran kısa bir an sustu.
"Merak ettiğin için teşekkür ederim."
Alya hafifçe utandı.
Bu sırada...
Eftelya sessizce yemeğini yiyordu.
Kaan da karşısında oturuyordu.
İkisi de birbirine bakmamaya çalışıyordu.
Tam o sırada...
Sarayın büyük kapıları açıldı.
GÜMMM!
Muhafız yüksek sesle bağırdı.
"Majesteleri!"
"Valeria Prensesi geldi!"
Herkes kapıya döndü.
İçeri uzun siyah saçlı, yeşil gözlü, oldukça zarif bir genç kadın girdi.
Üzerinde zümrüt yeşili, işlemeli bir elbise vardı.
Başını hafifçe eğdi.
"Majesteleri."
Kral ayağa kalktı.
"Hoş geldin, Valeria."
Valeria gülümsedi.
Sonra doğruca...
Kaan'ın yanına yürüdü.
"Kaan..."
"Uzun zaman oldu."
Hiç çekinmeden Kaan'a sarıldı.
Avlu sessizleşti.
Eftelya'nın elindeki çatal masaya bıraktığı duyuldu.
Nedense...
İçinde tuhaf bir his oluşmuştu.
"Neden rahatsız oldum ki?" diye düşündü.
Kaan ise hafifçe geri çekildi.
"Hoş geldin, Valeria."
Valeria gülümsedi.
"Beni özledin mi?"
Kaan cevap vermedi.
Aras sessizce bu sahneyi izlerken kapıdan bu kez genç bir adam girdi.
Uzun kumral saçlı, kendinden emin bir savaşçıydı.
"Prens Aras!"
Aras şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Leon?"
Leon kahkahasını bastıramadı.
"Eski dostunu unuttun mu?"
Sonra Mira'ya baktı.
"Bu güzel hanım kim?"
Mira hafifçe gülümsedi.
"Ben Mira."
Leon eğilerek Mira'nın elini nazikçe öptü.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
Aras'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Leon..."
"Yerine otur."
Leon gülerek yerine geçti.
Mira ise Aras'ın neden bir anda sessizleştiğini anlayamadı.
Tam o sırada...
Bir kız sesi duyuldu.
"Doran!"
Kapıdan sarışın genç bir kadın koşarak geldi.
Hiç düşünmeden Doran'a sarıldı.
Alya istemsizce başını çevirdi.
"Neden içim sıkıldı?"
Mert ise uzakta duran genç bir kıza baktı.
Kız sadece gülümsedi.
"Merhaba, Mert."
Mert onu tanımıyordu.
Ama kızın bakışları oldukça gizemliydi.
Zey bunu fark etti.
"Kim bu kız?"
Kral ayağa kalktı.
"Bu akşam sarayımızın değerli misafirlerini ağırlıyoruz."
"Bir süre bizimle kalacaklar."
Dört kız birbirine baktı.
Hiçbiri bunu beklemiyordu.
Ve masanın diğer ucunda...
Valeria gözlerini Eftelya'dan ayırmıyordu.
İçinden sessizce fısıldadı:
"Kaan'a yaklaşmana izin vermeyeceğim..."
Akşam yemeği bitmişti.
Sarayın avlusu, fenerlerin ışığıyla aydınlanıyordu.
Kral ayağa kalktı.
"Bu akşam dinlenin. Yarın uzun bir gün olacak."
Herkes yavaş yavaş masadan kalkmaya başladı.
Tam o sırada Valeria, Kaan'ın koluna girdi.
"Hadi bahçeyi gezelim."
Kaan kısa bir an durdu.
"Valeria..."
"Eskisi gibi birkaç dakika konuşabiliriz."
Kral da oradaydı.
Kaan istemese de reddedemedi.
"Peki."
Eftelya bunu görünce bakışlarını başka yöne çevirdi.
"Bana ne..." diye düşündü.
Ama nedense içi hiç rahat değildi.
Aynı anda...
Leon, Mira'nın yanına geldi.
"Eldora'yı hiç gezdin mi?"
"Hayır."
"O zaman sana gösterebilirim."
Mira gülümsedi.
"Olabilir."
Aras uzaktan onları izliyordu.
Elindeki su bardağını biraz fazla sıkınca bardak çatladı.
Doran hafifçe gülümsedi.
"Kıskandın mı?"
Aras hemen cevap verdi.
"Ne?"
"Saçmalama."
Bahçenin diğer tarafında...
Doran yürürken eski arkadaşı Elena yanına geldi.
"Yıllar sonra seni görmek çok güzel."
Elena, Doran'ın koluna girdi.
Alya bunu görünce istemsizce durdu.
"Neden canım sıkıldı?"
Mira hafifçe dirseğiyle Alya'ya dokundu.
"Bir şey mi oldu?"
"Yok."
"Emin misin?"
"Evet."
Ama Alya'nın gözleri sürekli Doran'a kayıyordu.
Bu sırada...
Zey yalnız başına göleti izliyordu.
Mert sessizce yanına geldi.
"Uyuyamadın mı?"
"Biraz temiz hava almak istedim."
Tam konuşacaklardı ki gizemli kız yaklaştı.
"Mert."
Mert arkasını döndü.
"Sen..."
Kız gülümsedi.
"Ben Liora."
"Çocukken birlikte çok oynardık."
Mert şaşkın görünüyordu.
"Hatırlamıyorum."
Liora üzülmüş gibi yaptı.
"Demek beni unuttun."
Zey sessizce oradan ayrılmak istedi.
Mert arkasından seslendi.
"Zey."
"Yarın görüşürüz."
Zey sadece başını salladı.
"Neden moralim bozuldu?" diye düşündü.
Bahçenin en uzak köşesinde...
Valeria ve Kaan yürüyordu.
"Çocukluğumuzdaki gibi..."
Valeria gülümsedi.
"...bir gün evleneceğimizi sanıyordum."
Kaan durdu.
"Valeria."
"O konu kapandı."
"Ben kapandığını düşünmüyorum."
Tam o sırada...
Ağaçların arasından hafif bir ses geldi.
Eftelya istemeden konuşmaları duymuştu.
Sessizce geri dönmek istedi.
Ama ayağının altındaki dal kırıldı.
ÇAT!
Kaan hemen arkasını döndü.
"Eftelya?"
Eftelya yakalanmıştı.
"Ben... sadece yürüyordum."
Valeria soğuk bir gülümsemeyle Eftelya'ya baktı.
"Ne tesadüf..."
Kaan durumu daha da büyütmeden konuştu.
"Eftelya, odana dön. Yarın erken kalkacağız."
Eftelya hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaştı.
Valeria ise onun arkasından bakarak içinden geçirdi:
"Demek rakibim sensin..."
Kaan ise Eftelya'nın neden bu kadar sessiz gittiğini anlamaya çalışıyordu.
"Neden... gitmesine üzüldüm?"
Tam o sırada...
Sarayın en yüksek kulesinde siyah pelerinli bir adam onları izliyordu.
Maskesinin altından sinsi bir gülümseme yayıldı.
"Harika..."
"Kalpler karışmaya başladı."
"Artık onları parçalamak çok daha kolay olacak."
Ve elindeki siyah kristal hafifçe parladı...
Eldora'da güneş yavaş yavaş yükselirken sarayın bahçesini altın renkli bir ışık kaplamıştı.
Kuşların cıvıltıları sarayın taş duvarlarında yankılanıyordu.
Eftelya gözlerini açtı.
Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı.
Sonra tavandaki kristal avizeyi görünce derin bir nefes aldı.
"Hâlâ Eldora'dayım..."
Kapı hafifçe çalındı.
"İçeri gelebilir miyiz?"
Bu kez gelenler Alya, Mira ve Zey'di.
Mira yatağın üzerine kendini bıraktı.
"Günaydın!"
Alya gülerek,
"Bugün eğitim varmış."
dedi.
Zey ise pencereye bakıyordu.
"Bahçede çok fazla insan var."
Dört kız hazırlanıp odadan çıktı.
Koridorda yürürlerken karşı taraftan dört misafir kızın geldiğini gördüler.
En önde yürüyen platin sarışın genç kadın, Eftelya'ya kısa ama dikkatli bir bakış attı.
Gülümsemesi kibar görünüyordu ama gözlerinde farklı bir ifade vardı.
Arkasındaki üç kız da dört arkadaşı sessizce süzüyordu.
Tam o sırada Kaan ve diğer prensler koridora geldi.
Kaan sakin bir sesle konuştu.
"Herkes hazırsa eğitim alanına geçiyoruz."
Misafir kızlardan biri hemen Kaan'ın yanına geldi.
"Prens Kaan, bugün birlikte çalışamaz mıyız? Eskisi gibi."
Kaan kibar ama mesafeli bir ifadeyle cevap verdi.
"Bugün görevim başkalarıyla."
Eftelya bunu duydu ama hiçbir şey söylemedi.
Sadece yürümeye devam etti.
Fakat misafir kızın bakışları bir an olsun Eftelya'nın üzerinden ayrılmadı...
Sanki onu rakibi olarak görmeye başlamıştı.
Ve sarayın en yüksek kulesinin gölgesinde...
Siyah pelerinli biri onları izliyordu.
Dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirdi.
"Demek misafirler de geldi..."
"O halde oyun daha da ilginç olacak
"Elementler, korkuyla değil; dengeyle kontrol edilir."
Sabah güneşi eğitim meydanını aydınlatıyordu.
Kaan kollarını bağlayıp Eftelya'nın karşısına geçti.
"Rüzgârı hisset."
Eftelya gözlerini devirdi.
"Bunu dün de söylemiştin."
"Çünkü hâlâ dinlemiyorsun."
"Dinliyorum."
"Hayır."
Eftelya sinirlenerek elini kaldırdı.
Tam o anda kuvvetli bir rüzgâr oluştu ve Kaan'ın pelerini havalandı.
Aras kahkaha attı.
"Sanırım bu derste prens uçacaktı."
Kaan sertçe Aras'a baktı.
"İşine bak."
Mira gülmemek için dudağını ısırdı.
Biraz ileride...
Aras elindeki matarayı havaya attı.
"Mira, onu düşürmeden havada tut."
Mira konsantre oldu.
Su önce yere döküldü.
Sonra tekrar yükseldi.
Aras başını salladı.
"Güzel."
"Artık şekil vermeyi dene."
Doran, Alya'ya küçük bir mum uzattı.
"Bunu yak."
Alya birkaç kez denedi.
Olmadı.
Sinirlenince mum bir anda alev aldı.
Doran gülümsedi.
"İşte sorun bu."
"Sen ateşi öfkeyle çağırıyorsun."
Mert ise Zey'i bahçeye götürdü.
"Toprağa dokun."
Zey diz çöktü.
Avucunu çimlerin üzerine koydu.
Bir anda küçük beyaz çiçekler açmaya başladı.
Mert hayranlıkla baktı.
"Harika..."
Tam o sırada...
"Prens Kaan!"
Bir muhafız nefes nefese eğitim alanına koştu.
Üzerindeki zırh çamur içindeydi.
Herkes ona döndü.
Muhafız diz çöktü.
"Majesteleri'nden acil emir!"
"Kuzey Ormanı'nda karanlık büyü tespit edildi."
"İz sürücüleri kayboldu."
Kaan'ın yüzü ciddileşti.
"Ne kadar zaman önce?"
"Yaklaşık bir saat önce."
Kaan başını salladı.
"Herkes hazırlansın göreve çıkıyoruz."
Ve hemen yeni gelen dört kız olaya atlayarak
"Bizde gelebilir miyiz hem arkadaşlarınızdan daha çok yardımcı olabiliriz onlar büyülerden pek anlamıyorlar"
Dedi çakma sarışın olan ve hemen arkadaşları ona katıldı
Eftelya hemen söze atladı
"Yoo biz güçlerimizi kullanabiliyoruz istersen sende deneyim canım" dedi
Tam çakma sarışın konuşacaktıki Kaan lafa atladı
"Yeter kızlar bukadar Eftelya arkadaşlarını alıp hazırlanmaya başlayın birazdan çıkacaz ve velaria sizde gelmiyorsunuz biz kendimiz gideceğiz"
Velaria Eftelyaya sinirli bir bakış atıp arkadaşlarıyla dönüp gitdiler
Eftelya derin bir nefes aldı ve arkasını dönüp hazırlanmaya gitdiler
...🌳🌪️🔥💧
Ormanın üzerindeki sis yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı
Kimse konuşmuyordu.
Maskeli savaşçının söyledikleri herkesin aklını kurcalıyordu.
"Rüzgârın Varisi..."
Eftelya istemsizce avucuna baktı.
Rüzgâr gücü hâlâ hafif hafif ellerinin etrafında dolaşıyordu.
Kaan sessizliği bozdu.
"Buradan hemen ayrılıyoruz."
Aras kaşlarını çattı.
"Ama saldırının kaynağını bulmadık."
"Biliyorum."
Kaan etrafına dikkatlice baktı.
"Çünkü onlar bizi buraya çekmek istedi."
Tam geri dönecekleri sırada...
Zey durdu.
"Bir dakika..."
Herkes ona döndü.
"Toprağın altında bir şey hissediyorum."
Mert yanına geldi.
"Ne hissediyorsun?"
"Sanki..."
"...bir yapı."
Doran diz çöküp toprağı inceledi.
"Gerçekten de burada eski taşlar var."
Kaan kısa bir süre düşündü.
"Aras."
"Rüzgârla sisi dağıt."
Aras elini kaldırdı.
Şiddetli bir rüzgâr esti.
Yapraklar savruldu.
Toprağın üzerindeki kuru dallar kenara çekildi.
Ve...
Herkes aynı anda şaşkınlıkla nefesini tuttu.
Toprağın altında devasa taş merdivenler vardı.
Merdivenler aşağıya doğru iniyordu.
Mira heyecanla fısıldadı.
"Bu..."
"Evet."
Kaan ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Eski bir tapınak."
Yer Altı Tapınağı
Meşaleler yakıldı.
Sekiz kişi yavaşça merdivenlerden inmeye başladı.
Duvarların üzerinde eski yazılar vardı.
Eftelya elini taşlardan birine dokundu.
Tam o anda...
Taşlar mavi renkte parladı.
Yer hafifçe sarsıldı.
Kaan hemen Eftelya'nın kolunu tuttu.
"Dikkatli ol."
Eftelya başını salladı.
"Ben bir şey yapmadım."
Koridorun sonunda büyük bir kapı vardı.
Kapının ortasında dört elementin sembolleri işlenmişti.
🌪️ Hava
🔥 Ateş
🌿 Toprak
💧 Su
Alya şaşkınlıkla konuştu.
"Bu bizim elementlerimiz."
Mira fısıldadı.
"Kapıyı nasıl açacağız?"
Tam o sırada...
Kapının üzerindeki yazılar parlamaya başladı.
Eski Eldora dilinde yazılmıştı.
Doran yazıları okumaya çalıştı.
"Burada..."
"...'Dört taşıyıcı bir araya geldiğinde yol açılacaktır.' yazıyor."
Kaan dört kıza baktı.
"Sanırım bunu sizin açmanız gerekiyor."
Eftelya, Alya, Zey ve Mira aynı anda kapıya yaklaştılar.
Dört kız ellerini sembollerin üzerine koydu.
İlk başta hiçbir şey olmadı.
Sonra...
Kapının içinden altın renkli bir ışık yükseldi.
Salon sarsılmaya başladı.
GÜÜÜMM!
Dev taş kapı yavaşça açıldı.
İçeriden buz gibi bir rüzgâr esti.
Kimse konuşamıyordu.
Ortada, kristalden yapılmış büyük bir kaide duruyordu.
Kaidenin üzerinde ise mavi renkte parlayan bir küre vardı.
Eftelya istemsizce ona doğru yürüdü.
Kaan seslendi.
"Eftelya! Dur!"
Ama Eftelya sanki bir ses duyuyordu.
"Yaklaş..."
"Seni bekliyorum..."
Bir adım daha attı.
Tam küreye dokunacağı sırada...
BOOOM!
Tapınağın girişindeki taş kapı aniden kapandı.
Meşaleler söndü.
Salon karanlığa gömüldü.
Ve karanlığın içinden tanıdık bir kahkaha duyuldu.
"Hahaha..."
Kaan kılıcını çekti.
"Kim var orada?!"
Karanlığın içinden siyah pelerinli bir adam çıktı.
Yüzü yine maskeyle kapalıydı.
Ama bu kez yalnız değildi.
Arkasında onlarca gölge savaşçısı vardı.
Maskeli adam yavaşça alkışladı.
"Harika..."
"Tam da istediğim şeyi yaptınız."
Kaan öne çıktı.
"Ne istiyorsun?"
Maskeli adam Eftelya'ya baktı.
"Soğukkanlı ol, Prens."
"Ben buraya senin için gelmedim."
Sonra parmağıyla Eftelya'yı işaret etti.
"Ben... Rüzgârın Varisi için geldim."
Bölüm Sonu... 🌙📖
