Bölümler 19Şu an: 3 Ay SONRA
- 1 Yasaklı ülke557 kelime
- 2 Eldora ülkesi635 kelime
- 3 Mira292 kelime
- 4 Zey795 kelime
- 5 EFTELYA672 kelime
- 6 Doran1.601 kelime
- 7 Mert1.286 kelime
- 8 Doran1.696 kelime
- 9 Eftelya1.230 kelime
- 10 Kaan1.822 kelime
- 11 Aras1.572 kelime
- 12 Yasaklı ülke1.511 kelime
- 13 3 Ay SONRA984 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 SİS GEÇİDİ2.604 kelime
- 15 SEKİZİNCİ MÜHÜR2.044 kelime
- 16 KUZEY GÖLÜ1.699 kelime
- 17 Kapanan kapı1.654 kelime
- 18 Finalll621 kelime
- 19 Süpriz bölüm14 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3 Ay Sonra...
Eldora Sarayı, üç aydır eskisi gibi değildi.
Avluda kahkahalar duyulmuyor, eğitim alanında bile sessizlik hâkim oluyordu. Herkes savaşın yaralarını sarmaya çalışırken, sarayın en sessiz odasında Eftelya hâlâ gözlerini açmamış şekilde yatıyordu.
Kaan, neredeyse her gün onun yanına geliyordu.
Sandalyeye oturdu, Eftelya'nın elini usulca tuttu.
"Artık uyan... Herkes seni bekliyor."
Cevap yoktu.
Mira, Alya ve Zey de sık sık odaya uğruyor, umutlarını kaybetmemeye çalışıyorlardı.
"Bir gün mutlaka uyanacak." diyordu Mira.
Ama üç ay boyunca hiçbir şey değişmemişti...
O sabah...
Pencerenin tülünü hafif bir rüzgâr dalgalandırdı.
Eftelya'nın parmakları çok hafif kıpırdadı.
Önce belli belirsiz...
Sonra tekrar.
Tam o sırada odada bulunan yaşlı şifacı ayağa fırladı.
"Prens Kaan! Hemen buraya gelin!"
Kaan koşarak içeri girdi.
"Eftelya!"
Eftelya'nın kirpikleri titredi.
Gözlerini aralamaya çalıştı ama parlak ışık gözlerini acıtıyordu.
Derin bir nefes aldı.
"...Neredeyim?"
Kaan'ın gözleri doldu.
"Sonunda..."
Eftelya etrafına şaşkınlıkla baktı.
"Ne oldu... Ben neden buradayım?"
Şifacı sakin bir sesle konuştu.
"Üç aydır uyuyordun."
Eftelya'nın gözleri büyüdü.
"Üç... ay mı?"
Tam doğrulmaya çalışırken göğsündeki yara şiddetle sızladı.
Acıyla tekrar yastığa yaslandı.
Şifacı hemen müdahale etti.
"Hayır. Henüz ayağa kalkamazsın. Vücudun çok güçsüz."
O sırada haber bütün saraya yayıldı.
"Eftelya uyandı!"
Koridorlar bir anda hareketlendi.
Mira, Alya, Zey, Aras, Doran ve Mert koşarak odaya geldiler.
Mira gözyaşlarını tutamayıp Eftelya'ya sarılmak istedi ama şifacı onu durdurdu.
"Dikkatli olun. Kalbindeki yara henüz tamamen iyileşmedi."
Herkes derin bir nefes aldı.
Tam o sırada...
Sarayın en yüksek kulesinde siyah pelerinli, kırmızı gözlü adam karanlığın içinden gülümsedi.
"Demek sonunda uyandın, Eftelya..."
"Bu sadece başlangıç."
Elindeki siyah kristal bir anda parlamaya başladı..
......
Sarayın koridorları yeniden umutla dolmuştu. Fakat şifacılar hâlâ aynı uyarıyı yapıyordu.
"En az birkaç hafta ayağa kalkmaması gerekiyor."
Eftelya buna pek razı değildi.
"Ben iyiyim."
Şifacı başını iki yana salladı.
"Hayır, değilsin. Kalbine saplanan okun bıraktığı iz hâlâ kapanmadı."
Kaan pencerenin yanında sessizce duruyordu.
"Bu kez onları dinle."
Eftelya istemeyerek de olsa başını salladı.
Tam o sırada...
Göğsündeki yaranın olduğu yerde ince, altın renkli bir ışık belirdi.
Işık yalnızca birkaç saniye sürdü.
Ama odadaki herkes gördü.
Şifacı şaşkınlıkla geri çekildi.
"Bu... mümkün değil."
Mert kaşlarını çattı.
"Ne oldu?"
Şifacı derin bir nefes aldı.
"O okun içinde yalnızca karanlık büyü yokmuş... Aynı zamanda kadim bir mühür de varmış."
"O mühür şimdi uyanıyor."
Odanın içini sessizlik kapladı.
Eftelya elini göğsüne götürdü.
"İçimde... sanki biri beni çağırıyor."
Tam o anda sarayın en yüksek kulesindeki siyah pelerinli adam elindeki siyah kristale baktı.
Kristalin içinde Eftelya'nın silueti görünüyordu.
Adam gülümsedi.
"Artık bağı kuruldu."
"Yakında kendi isteğiyle bana gelecek."
Kristal bir anda çatladı ve odanın içine siyah duman yayıldı.
Aynı saniyede...
Eftelya'nın odasının penceresi büyük bir gürültüyle açıldı.
Soğuk bir rüzgâr içeri doldu.
Eftelya istemsizce ayağa kalktı.
Gözleri boşluğa dalmıştı.
"Geliyorum..."
Kaan hemen önüne geçti.
"Eftelya! Kendine gel!"
Ama Eftelya sanki onları duymuyordu.
Bir adım daha attı.
Göğsündeki altın ışık ile pencereden içeri giren siyah duman birbirine karışmaya başladı.
Şifacı korkuyla bağırdı:
"Onu durdurun! Eğer mühür tamamen uyanırsa, Eftelya bir daha eskisi gibi olmayabilir!"
Kaan bir an bile düşünmeden Eftelya'nın omuzlarından tuttu.
"Eftelya! Bana bak!"
Eftelya'nın gözleri hâlâ bomboştu. Sanki karşısındaki hiç kimseyi görmüyordu.
Tam pencereye bir adım kala göğsündeki altın ışık daha da güçlendi.
Bir anda...
"Eftelya!"
Mira'nın sesi odada yankılandı.
Bu sesle Eftelya'nın parmakları hafifçe titredi.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"...Mira?"
Fısıltısı neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Ardından dizlerinin bağı çözüldü.
Kaan onu yere düşmeden yakaladı.
Şifacı hemen yanlarına koştu ve avucunu Eftelya'nın göğsündeki yaranın üzerine koydu.
Altın renkli ışık yavaş yavaş sönmeye başladı.
Derin bir sessizlik oluştu.
Bir süre sonra Eftelya gözlerini tamamen açtı.
"Az önce... biri bana sesleniyordu."
"Kim?" diye sordu Aras.
Eftelya başını iki yana salladı.
"Yüzünü göremedim. Sadece bana 'gel' diyordu."
Şifacı endişeyle konuştu.
"Bu sıradan bir büyü değil. Seni uzaktan çağırabiliyor."
Tam o sırada sarayın kapısı sertçe açıldı.
İçeri yaşlı bir muhafız girdi.
"Majesteleri! Acil haber!"
Herkes ona döndü.
"Kuzey Ormanı'ndaki Kadim Tapınak kendi kendine açıldı!"
Odadakilerin yüzü değişti.
Şifacı derin bir nefes aldı.
"Yüzlerce yıldır kapalı olan tapınak..."
Muhafız devam etti.
"Kapının üzerinde tek bir isim parlıyordu."
Kaan kaşlarını çattı.
"Hangi isim?"
Muhafız yavaşça Eftelya'ya baktı.
"Eftelya..."
Oda buz kesmişti.
Eftelya ise anlam veremiyordu.
"Ben... orayı hiç görmedim ki."
Tam o anda göğsündeki yara yeniden hafifçe sızladı.
Kulağında aynı gizemli ses yankılandı.
"Gerçek geçmişini öğrenmek istiyorsan... Kadim Tapınağa gel."
Eftelya ürperdi.
İlk kez içinde güçlü bir his oluşmuştu.
Sanki o tapınak, yalnızca onu bekliyordu...
....
Ertesi sabah...
Sarayın toplantı salonunda kral, üç prens, şifacılar ve muhafız komutanları bir araya gelmişti.
Masanın tam ortasında Kuzey Ormanı'nın eski bir haritası duruyordu.
Kral ağır bir sesle konuştu.
"Kadim Tapınak yüzyıllardır açılmadı. Eğer şimdi açıldıysa bunun bir sebebi vardır."
Şifacı haritadaki tapınağı işaret etti.
"Ancak oraya gitmek çok tehlikeli. Yol boyunca Karanlık Orman, Sis Geçidi ve Gölge Vadisi var."
Mira hemen itiraz etti.
"O zaman Eftelya gitmeyecek."
Alya ve Zey de onu destekledi.
Kaan ise sessizdi.
Herkes onun ne diyeceğini bekliyordu.
Sonunda konuştu.
"Eğer tapınak gerçekten Eftelya'yı çağırıyorsa... onu burada tutamayız."
Odadaki sessizlik derinleşti.
Eftelya ayağa kalktı. Hâlâ tam iyileşmemişti ama gözlerinde kararlı bir ifade vardı.
"Gitmem gerekiyor."
Kral uzun süre ona baktı.
"Öyleyse yalnız gitmeyeceksin."
Kaan, Aras, Doran, Mert, Mira, Alya ve Zey de seninle gelecek."
Herkes hazırlıklara başladı.
Aynı saatlerde...
Saraydan kilometrelerce uzakta, siyah taşlardan yapılmış eski bir kalede kırmızı gözlü adam diz çökmüş bekliyordu.
Karanlığın içinden derin bir ses yükseldi.
"Eftelya uyandı mı?"
"Evet, efendim."
"Tapınak da açıldı."
Karanlık ses hafifçe güldü.
"Tam istediğimiz gibi..."
"Onlar tapınağa vardıklarında gerçek oyun başlayacak."
Kırmızı gözlü adam başını eğdi.
"Emredersiniz."
Akşam olduğunda grup yola çıkmaya hazırdı.
Kapılar açıldı.
Sekiz kişi atlarına bindi.
Tam saraydan ayrılacakları sırada yaşlı şifacı koşarak geldi.
Elinde küçük, mavi renkli bir kolye vardı.
Bunu Eftelya'nın avucuna bıraktı.
"Bu kolye seni bir kez ölümcül bir karanlık büyüden koruyabilir."
"Eğer parlamaya başlarsa, hiç düşünmeden arkadaşlarına güven."
Eftelya teşekkür ederek kolyeyi boynuna taktı.
Grup son kez saraya baktı.
Sonra atlarını Kuzey Ormanı'na doğru sürdüler.
Fakat onları fark etmedikleri biri takip ediyordu...
Ağaçların arasında, siyah pelerininin altında kırmızı gözleri parlayan gizemli adam sessizce gülümsedi.
"Kaçın bakalım...
Sonunda yine bana geleceksin, Eftelya
Bölüm etkileşimi
