23. bölüm · Yarım Kalan Hayaller
23. Bölüm
Üstüme aldığım montum, kombinimi tam anlamıyla bok etmişti.
Ama donuyordum.
Donmasam da olurdu. Keşke.
Her neyse, asla yazın kıştan daha iyi olduğu cümlesini savunmayacaktım. Bu yüzden susmaya karar verdim.
Zümra’nın evinde buluşacaktık ve bizim evlerimizin arasında çok az mesafe vardı. Yine iyiydi yani.
Buaralar normale göre daha çok donuyorudm.
Keisn reglim yaklaşıyordu.
Yani İnşallah.
Kapının önüne geldiğimde yine en son gelenin ben olduğunu fark edince somurtarak kapıyı çaldım.
”Selamlarr” dediğimde İnci karşılamıştı beni.
”Oo, hiç gelmeseydin canım” dedi ve montumu aldı. Kıkırdadım.
”Her gün buluşuyoruz zaten” dedim.
”Olsun, hem çok ağrılı Zümra” dediğinde başımla onayladım.
İçeri girdim ve Asya’nın yanına yerleştim.
Zümra da çok sakin duruyordu,
Ve beni yine kusma hissi boğmaya başladı.
Artık yeterdi yani.
Kalktım ve lavaboya doğru koşar adımlarla yürüdüm.
”Kız noldu!” Diyen Zümrayı duyduğumda çökmüş klozete kusuyorudm.
En son işim bittiğinde sifonu çektim ve elimin üzümü yıkadım.
”Makyajının içine sıçtın gizem. Aferin!”
“İyi misin Gziem?” Diyen Zülali duyunca omuz silktim.
”Bilmiyroum valla, habire kusup duruyorum” dediğimde şüphelenerek baktı.
”Ne oldu ya” dediğimde Asya cevap verdi.
”Sen en son ne zaman küstün, bundan önce?” Dediğinde,
”Dün” dedim.
”En son ne zaman oldun?”
”2 ay…” derken kızlar birbirine baktı.
”Of çok gecikti ya” dediğimde İnci konuştu.
”Bence bi 7 ay daha gecikir” dediğinde bom boş gözlerimi kırpıştırdım,
”O ne alaka ya” derken şimdi anlıyordum…
Sürekli kusmak,
Sürekli gereksiz mide bulantısı,
Regl gecikmesi,
7+2=9…
9 Ay,
Yani 9 ay demek, Hamile olma durumu demek.
Gözlerimi belerttim, İmkansızdı.
Ya da imkanlıydı,
Kerem ile yaşadığımız geceden sonra gerçekten imkanlıydı.
Tamamen unutmuştum hamilelik hapı almayı.
“Ne yani!” Diyerek çığlık niteliğinde konuştum. Asya hemen ayağa kalktı.
”Zümra sen de var mı hamilelik zımbırtısı”
”O Ne be” dedi Zümra
”Hani pozitif negatif yazan” dedi Asya.
Hemen lavaboya gidip denemek için işe koyuldum. Çok detaya girersem samimiyet fazla kalıcaktı sanırım.
En son her şey açıklanacaktı. Elimle kırmızı çizgilerin olduğu yeri kapatıp kızların yanına gittim.
”3…” dedim sayarken
“2…”
”1…” dedim ve elimi açtım. Şuanda her ne konuşuluyorsa kulağımda uğulduyordu.
Anne oluyordum.
Ben anne oluyordum!
Gizem anne oluyordu!
Dalmıştım. Overthingimi ilk defa dünyanın en iyi şeyi için yapıyordum belki de.
Aklıma Kerem’e söyleyeceğim zamanlar gelince daha çok mutlu oldum. Gözlerim dolmuştu.
”Ayayay çok güzell” dedi İnci ve yanıma geldi.
”Ay kaç aylık acaba” dedi Zülal. Kesinlikle bir doktor kontrolü lazımdı.
Elim karnımdayken kızlarla bu konu hakkında konuştuk. Hepsi neredeyse ben kadar sevinmişti. Böyle dostlar biriktirmek çok iyi geliyordu insana.
Ve ben, bu konuda çok şanslıydım. Belki de sadece bu konuda…
Ha birde Kerem ve bebeğimiz…
Eğer benim genlerim kazanırsa bebeğimiz Dümdüz siyah saçlı, yeşil gözlü ve çilli olacaktı.
Eğer Kerem’in genleri kazanırsa bebeğimiz kıvırcık kumral saçlı, yeşil gözlü olacaktı.
*********
Elimde iki tane patik tutuyordum. İkisi de beyazdı ve Kerem’i bekliyordum. Normlade timdekiler ile aynı anda yapacaktık fakat görev yazılmıyordu.
Gerçi görev de de söyleme gibi bir ihtimalim de yoktu
Toplantı odası gibi bir yerde söylerdim muhtemelen.
Ama buluşamıyorduk.
Hazır izinliydik ve timdeki herkes sevgilisiyle bir yerlere gidiyor, geziyor, ediyor eyliyordu.
Biz de dahildik sanırım.
Şuan dışarıda mangal yapmakla meşguldü beyefendi. Ben dumanından rahatsız olduğum için mutfaktaydım.
Salata yapıyordum.
Şuan tam olarak Antalya da bir oteldeydik.
Yaz gelmişti ve sıcak dışarı vurduğu an izinli de olduğumuz için tatile çıkmaya karar vermiştik.
Her şey bir anda olmuştu.
Patiği tutan ellerim titriyordu…
En sonunda salataları bitirdiğim için patikleri cebime koydum ve dışarı çıktım.
İçim içime sığmıyordu, kalbim o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse çıkacaktı. Hatta sesleri bile duyuluyor olmalıydı.
Ama çok heyecanlanmamalıydım. Bebeğime zarar verebilirdi. Bir yerden duymuştum.
Acilen doktora gidip bilgi almam gerekiyordu. Neredeyse hiç bir şey bilmiyordum.
Beni gören Kerem seslendi. “Güzelimm, gel buraya koy” dedi ve tabağı eline aldı.
Yeni duş almıştı. Saçları nemliydi ve kıvırcıkları da güzel görünüyordu. Üzerinde beyaz bir gömlek, altında ise siyah bir şort vardı. Diz kapağının biraz üstünde bitiyordu.
Masaya geçtim ve her şeyi yerine koydum. Ve asıl önemlisi ise,
Patikleri Kerem’in sandalyesine koymuştum.
”Otur güzelim geliyorum ben” dediğinde başımı sallamakla yetindim. Kıpır kıpırdı içim.
Anne oluyordum ya, anne oluyordum!
Heyecanımı dizginledim ve Kerem’in ayak seslerini duydum. Tüm heyecanım yeniden gelmişti.
Derin nefes al Gizem, derin nefes al.
İçinden ona kadar say Gizem.
Yanıma gelip yanağıma öpücük kondurdu. “Bir şeyin yok değil mi güzelim” dediğinde gülümsedim.
Kekelememek için zor durdum. Çok şükür ki kekelememiştim. “Yok hayatım, hadi başlayalım”
Başıyla onayladı ve kendi sandalyesini geri çekip oturacağı sırada gözleri şaşkınca sandalyeye bakıyordu.
Patikleri görmüştü.
Ayağa kalktım. Eline patikleri aldı ve gözleri büyüdü.
Hala yakışıklıydı, her neyse konumuz bu değil.
”Güzelim bu ne?” Dedi sorar bir sesle.
Hiç bir şey söylemedim. Sadece elimi aldım ve göbeğime koydum.
Henüz çıkmamış göbeğime.
“Ciddi misin? Hamile misin?” Dedi şaşkınca. Sanırım şu hayattaki en şok olduğu şeydi.
Başımı tebessümle salladığımda beni kucaklayıp döndürdü.
”Bu harika bir şey güzelim” dedi ve yanaklarıma öpücükler kondurdu. Gözleri dolmuştu. Ama mutluluktandı muhtemelen.
Ya ne olacak gizem? Üzüntüden mi ağlayacak Allah aşkına
”Hastaneye gitmemizi ister misin güzelim?” Dedi sevincini sesine yansıtacak şekilde.
”Geri dönünce gideriz aşkım” dedim.
Sandalyeye oturacakken belimi tuttu ve yastık yerleştirdi. Güldüm cilveyle.
”Karım ve bebeğim rahat etmeli” dediğinde ağlamamak için zor duruyordum artık.
Eğildi ve yanağıma öpücük kondurdu. Gülümsedim.
”Acaba kaçıncı haftadayım aşkım?” Dedim merakla. Aynı zamanda karnımı ovuşturuyordum.
”Buradan çıkınca hemen bakalım güzelim” dedi ve saçıma öpücük kondurdu.
Galiba dünyanın en mutlu kişisiydim şuan.
Biraz zaman sonra da en mutlu annesi…
Annesi…
************
Asya Gedikli
”Geliyorum aşkım 2 dakika bekle” dedim çantamı koluma alırken.
Hızlı adımlarla merdivenden indim.
Bugun Aybars izinliydi ve sahile gitmeyi düşünmüştük.
Elimi tutmuştu ve yürüyorduk.
”Hava da şansımıza ne güzel değil mi aşkım?” Dedim.
Onayladı. ”Evet birtanem” dediğinde gülümsedim.
Neden bilmiyordum ama “Birtanem” kelimesi benim içimde çok büyük kelebeklerin kanat çırpmasıyla eş değerdi. Çok özel bir kelimeydi bence.
Birinin bir tanesi olmak…
Canımı verirdim mesela.
Biraz daha ilerlediğimizde çiftlerin evlilik teklifi yaptığı alanlar vardı. O kadar imrenmiştim kii.
Çok güzel alanlardı. Fazla şov gibiydi ama çok da özeldi.
Derken beklemediğim bir şey oldu.
Aybars elimi sıkıca tuttu ve beni o alanlardan birine götürdü.
”Noluyor aşkım” dedim garipser ses tonumla.
Önüme eğilip düz çöktüğünde ise dünyam durmuştu.
“Hayatımın en güzel anlarını seninle yaşadım Asya’m ve her gün senin yanında olmanın ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Sen benim en yakın arkadaşım, en büyük desteğim ve kalbimin evidin. Geleceğimi düşündüğümde yanında yürüdüğüm bir hayat görüyorum. Bu yüzden sana sormak istiyorum: Benimle hayatını paylaşır mısın, benimle evlenir misin Birtanem?”
Dondum. Tam anlamıyla dondum.
Bunu gerçekten beklemiyordum.
Gözlerim dolduğunda ise makyajımı daha fazla bozmamam gerektiği ve aynı zamanda çok bekletmek istemediğim için bağırarak “Evet!” Dedim.
Yüzüğü parmağıma taktığımda ise dünyalar benim olmuştu sanırım.
Gülerek Aybars’a sarıldım.
”Seni çok seviyorum hayatım” dedim fısıldayarak.
Karşılığı ise dudağıma kondurduğu öpücüktü.
Geri çekildiğinde ise çekilmesine izin vermedim ve dudaklarına yapıştım.
Etraf umrumda değildi şuan. Dudakları dudaklarımı kavrarken hayatım durmuştu.
Nefesim…
Ve Asya Gedikli’nin en özel ve en güzel günü olarak tarihe yazıldı.
17 Haziran 2020…
*********
1 Ay Sonra
Bugün dünyanın en güzel günü olabilirdi.
Bu cümleyi buara sık sık kullanıyordum ama lazımdı bana yani.
Bugün bebeğimizin kaç aylık olduğunu öğrenecektik!
Yani artık bir zahmet öğrenmeliydik de. Albay her an görev yazabilirdi ve biz bu detayı biraz geç farketmiştik ama olsundu yani.
Keremle arabaydık. İlk 5 dakika konuşmuştuk, sonra tek kelime dahi etmemiştik.
Azıcık heyecanlıydık sadece.
Ben de boş durmamıştım. Bir şeyler araştırmıştım.
Mesela 4 aydır hamile isem eğer cinsiyetini öğrenebiliyorduk, ya da 5 aydan sonra bebeğin dış sesleri duyabilmesi gibi…
Acaba kaç aylıktı bebeğim? Çok merak ediyordum.
Mesela ben 9 ay nasıl sabredecektim? Onu daha çok merak ediyordum.
Ya da neler aşerecektim?
Böyle sorularla kendimi boğmuşken geldiğimizi fark ettim.
Kapımı Kerem açtı. Gülümsedim.
Bana baktı, ardından karnıma.
Ağlanırdı mesela.
”Buyrunuzz” dedi Z harfini uzatarak. Beni taklit ediyordu. Kıkırdadım.
Bende samimi bulduğum insanlarla böyle konuşurdum.
Arabadan indim ve Kerem elimi tuttu. Hiç konuşmadan ilerledik.
Heyecandan tek kelime edemiyorduk. Ben konuşsam sesim titreyecek ya da kekeleyecekmişim gibi hissediyordum.
2 kat merdiven çıktıktan sonra varmıştık.
Kerem kapıyı tıklattı. İçeriden “Gelin” sesi duyulunca kalbim daha çok hızlı artmaya başlamıştı.
Doğum uzmanım Kadındı.
Gülümsedi ve “Hoş geldiniz Gizem Hanım” dedi. Sesi çok cana yakın ve samimi gelmişti.
”Hoş bulduk Şule hanım” dedim bende samimi olmaya çalışarak.
”Yatmanızı rica edeceğim”
”Tabii” dedim ve Kerem’in elini bırakıp yatağa geçtim.
Doktor ultrason cihazının ekranına bakarken odada kısa bir sessizlik vardı. Cihazın düşük uğultusu dışında kimse konuşmuyordu.
Yatağın üzerinde uzanırken içimde dizginleyemediğim bir heyecanım vardı.
“Şu ana kadar gayet iyi görünüyor.” Dedi bir anda doktor. Gülümsedi sonrasında. Kerem de derin bir nefes verdi.
Derin bir nefes aldım bende.
“Peki… kaç haftalık?” Şuan konuşanın kendim olduğuna inanmıyordum. Asla bu tip konuşmazdım.
Doktor birkaç saniye daha ölçümlere baktı, sonra başını kaldırdı.
“Yaklaşık on iki hafta.” Dedi gülümseyerek Şule hanım
Hemen içimden bir hesaplama yaptım.
3 Ay…
Bir an hiçbir şey söylemedim. Sanki duyduğum şey odanın içinde yankılanmıştı. Yavaşça başımı çevirip Kerem’e baktım. Onun da gözleri
“Üç ay…” diye mırıldandım. “Demek… gerçekten oluyor.”
Doktor ekranı onlara doğru biraz çevirdi. “Bakın, burada.”
İkimiz de ekrana doğru eğildik.
Benim sesim ise neredeyse fısıltı gibiydi. “Bu… bizim bebeğimiz mi?”
Doktor başını salladı. “Evet. Ve şu an için her şey gayet sağlıklı görünüyor.”
Kerem elimi tuttu ve sıktı. Ben ise almayı unuttuğum nefesimi bıraktım.
Kerem ve ben.
Pardon.
Kerem ve biz…
