2. bölüm · Yarım Kalan Hayaller
2. Bölüm
12 yıl önce
“Anne! Kapı çalıyo, hemen bakıyorumm.”Gizem dedesini bekliyordu. Dedesi kardeşini anaokulundan alıp onları dondurma yemeye götürecekti. Gizemin bu hayatta en sevdiği şeylerden ikincisi dondurmaydı. Birincisi tabiikide dedektifçiliğe dair herşeydi.
“Tamam kızım, sen deden geldiyse çık onlarla. Benim işim var” diye seslendi annesi. Gizem hızlıca onayladı ve kapıyı açtığında hayal kırıklığına uğradı.
“Sen kimsin yahu, annem kapıyı yabancılara açmamı söyler. Git sen işine” dedi Gizem. Kapıyı kapatırken kapıdaki adam ona seslendi.
Adam iki adım geriye gitti ve şöyle dedi. “Dur bekle! Gerideyim. Annene birşey söylemem gerek. Onu çağır lütfen”
O sırada annesinin içeriden bağırarak ağlama sesleri geldi. Öyle kötü ağlıyordu ki Gizem’in içi acımıştı. Hemen annesinin yanına koştu.
“Annee, noldu anne. Kötü bir şey mi var?” Dedi ağlamaya yakın bir sesle. Annesi bayıldı. Gizem ağlamaya başladı. Sonrasın da televizyona baktı. 8 yaşında olduğu için televizyonu okuyabiliyordu.
“OKUL YOLUNDA FECİ KAZA! KARŞIDAN KARŞIYA
GEÇEN DEDE VE KIZA OTOMOBİL ÇARPTI! 1 ÖLÜ,1 AĞIR YARALI!”
Dondu Gizem. Ne demekti ki ağır yaralı? Hemen kapıdaki adama sordu. İlk defa bir yabancıya soru sormuştu.
“Yani, uf olmuş. Çok kötü bir şey değil. İyileşir hemen” dedi kapıdaki adam. Karşısında duran adamın Gizem kim olduğunu bilmiyordu. Fakat onu içeri davet etti.
“Değil mi amca, iyileşir benim dedem ve kardeşim. Ölüler de iyileşir değil mi?”dedi tatlı bir neşeyle Gizem. Kendisine uf olunca annesi öperdi ve hemen geçerdi. Bu yüzden sevinmişti.
Televizyondaki yazıyı gördü adam. “Evet evet” dedi. Fakat öyle derin evet demişti ki. Ağlamamak için zor duruyordu.
“Anneme noldu peki? Onu da öperim geçer değil mi?” Dedi Gizem. Ve eğilip annesini öptü. Fakat geçmiyordu.
“Ama uyanmıyor amca. Niye böyle oldu ki?” Dedi ağlayarak Gizem. Adam hemen ambulansı çağırdı. 2 dakika sonra ambulansta oradaydı.
Ambulanstaki doktorların dediğine göre anne bayılmamıştı. Kalp krizi geçiriyordu. Fakat erken müdahale olmadığı için ve kafasını yere sert çarptığı için annesi ölmüştü. Fakat Gizem bunları duymadı.
Adam Gizem’in haline çok üzülmüştü. Fakat hiçbirşey söyleyememişti. Gizem’in hiç bir şeyden haberi yoktu. Ta ki 1 hafta sonraya kadar…
Unutulmamış bir gece olarak Gizem’in kalbinde derin bir yara bıraktı o gün. 23 Kasım..
************
“Hayır, annemi almayın. Anne yalvarırım bak! Lütfen uyan anne!” Diye bağırdı Gizem. Ardından yanından bir ses geldi.
“Sakin ol Gizem, kabus, sakin ol. Geçti.” Dedi Kerem.
“Kerem… Annem… ağlamaya başladı Gizem”
“Ben buradayım. Sakin ol Gizem” dedi Kerem. Gizem’in neden böyle olduğunu anlamaya çalıştı.
Gözlerini açtı ve hastanede olduğunu fark etti. “Bana ne oldu?”
“Bayıldın sadece. Merak etme.”
Neden bayıldığını hatırlamıyordu. Neden kafasının acımadığını da. Genelde bayıldığı zaman uyandığında kafası çok acırdı. Çünkü genellikle bayıldığın da kafasını yere vururdu.
Tam tepki verecekken Kerem “Bekle Gizem, Doktoru
“Sen neden buradasın?” Dedi Gizem.
“Hatırlamıyor musun son olanları” dedi Kerem endişeyle.
“Bayılınca oluyor böyle, merak etme” dedi Gizem hemen. Birkaç dakika sonra doktor geldi.
“İyi misin Gizem? Bayılmışsın. “Bir ağrın yok değil mi?” Diye sordu Doktor.
“Normal de olurdu ama bu sefer yok” dedi Gizem. Hala nasıl kafasını çarpmadığını düşünüyordu.
“O zaman yumuşak bir zemine bayıldın” dedi doktor.
“Yok doktor hanım. Tuttum ben onu” Şaşkınlıkla Kerem’e baktım. Ben bayılırken yanımda o da mı vardı. Bu aşağılık yerde neler oluyordu böyle!
“Peki” dedi doktor ve muayene ettikten sonra “Taburcu olabilirsin Gizemcim. Bir sorunun yok” dedi doktor ve gitti.
Kerem doğrulmama yardım etti ve terkrar aynı soruyu sordum. “Ne oluyor Kerema dedim şaşkınlıkla.
“Anlatacağım Gizem. Gel önce bir eve gidelim. Olur mu ?” Şaşkınlıkla başımı sallamakla yetindim.
Onun arabasına bindik. Sanırım onun evine gidiyorduk çünkü benim evimin yolu böyle değildi.
En sonunda varmıştık.Yolculuk boyu tek bir kelime dahi etmemişti. Bende etmemiştim. Ama şaşkınlıktan kekeleyeceğimi bildiğim için etmemiştim ben.
Bir site de yaşıyordu. 12 tane bina vardı evlerinde. Çardaklar ve bitkilerle süslenmişti sitenin duvarları. Evine girdiğim de bej rengi duvarlar, tablolar gördüm. Salona girdik ve tv ünitesinde bulunan fotoğrafları gördüm.
Küçğklük fotoğrafları vardı ve bir fotoğrafın içinde benim de resmim vardı ne yani, ben ne alaka sanırım benzetmiştim ama benim küçüklüğüme dehşetül vahşet benziyordu.
En sonunda kerem beni y koltuğa yatırdı veRahatsız olmazsın değil mi?” Dedi. Dudaklarım tek bir çizgi halini almışken başımı “hayır” anlamında salladım.
Bir kaç dakika sonra “Bana olanları anlatır mısın?” Dedim. Onayladı bu söylediğimi. Herşeyi başından sonuna anlattı. Ağzım bir karış açılmış onu dinliyordum.
“Seninle birbirimize bir kaç soru soruyorduk” evet hatırladım hatta en sevdiği hobinin terörist öldürmek olduğunu duyunca baya gülmüştüm.
“Sonrasında sen bana bir den KeGiKiDu ne demek diye sordun. Bende bu sözcüğü bildiğimi söylediğimde ağzını bir karış açtın ve bayıldın.” Dedi.
“KeGiKiDu bizim adlarımızın başları olsun Kerem! “Dedi küçük Gizem. “O ne alaka Gizem” diye atladı Duygu. Ablasının deli olduğunu düşünürdi bazen. “Salak Duygu dinlesen anlıycan zaten” diye atladı Kerim. Duyguyla uğraşmayı seviyordu. “Durun salaklar. Anlatıcam. Bakın şimdi kelimemizin adı KeGiKiDu ya bunun Ke’si Kerem,Gi’si Gizem, Du’su duygu, Ki’side Kerim işte. Gerizekalılar!”
Ağzım artık yırtılacak kadar açılmıştı. “KEREM, SEN OSUNN” diye bağırdım ve koşarak ona sarıldım. Gerçi sarıldım denilemezdi. Deve gibi olduğu için Üstüne atlamıştım.
“Gizem yavaş!” Dedi mutlulukla fakat umursamadım. Ağlayarak sarılabildiğim kadar sarıldım.
Bir kardeşi vardı Keremin, ikisiyle bir grubumuz vardı. Ben, o, Kerem ve duygu. Fakat dağılmak zorunda kalmıştık çünkü babası şehşt olduğu için hamile annesi, Kerem ve Kerim teyzesine taşınmıştı. Taaa Erzurum’a. Bu yüzden ayrılmıştık. Bir daha karşılaşacağımızı sanmıyordum fakat karşılaşmıştık. Rüyada gibiydim.
***********
Gece yarısı olduğu için ayrılmak zorunda kalmıştık. Arabamla eve giderken mutluluk sarhoşu gibiyidim. Çok mutlu olmuştum. Asla böyle bir şey olacağını düşünmemiştim.
Bir ayet okumuştum. “O buyurur ki ; Allah asla tesasüfen iki kişiyi karşılaştırmaz. Eğer iki kişi karşılaştıysa kaderlerinde vardı” böyle bir şeydi sanırsam.
En sonunda vardım. Çok güzel bir gündü. Çok mutluydum. Duşa girdim. Hala mal gibi sırıtıyordum. Duştan çıkınca albaya yazdım.
“Serhat Albayım, Dün evime bir saldırı düzenlenmiş. Hepsini hallettim ve hepsini sorguya çektim. Asilin köpekleriydi. Meğersem bilgileri Asilden değil, Yavuz ve Zerra adında iki kişiden alıyorlarmış. Şuan Sakarya’da saklanıyorlarmış. Ormanda bulunan bir evde” diye yazdım ve cevap bekledim. İki dakika sonra bildirim geldi.
”Aferin Gizem. O zaman yarın hepinizi toplantı odasına bekliyorum. Alay’ a gelin.”
“Emredersiniz” Yazdım ve uyumak üzere yatağa girdim.
**********
“Evet, yarın operasyona çıkacağız. Bu operasyon çok tehlikeli olabilir. Yani yarın gidip te geri dönmeyebilir çocuklar. Bu yüzden hepiniz yarına hazır olun ve saat 10.00’da alaya gelin.”
“Emredersiniz” dedik ve ayrıldık.
1 gün sonra
Hemen hazırlandım. Kamuflajımı giydim ve alaya gitmek üzere hazırlanırken Kasırga Timinden 3 mesaj gördüm. İlk defa operasyon öncesi bu kadar az yazmışlardı.
“Hakkınızı helal edin komutanlarım!” Diye yazmıştı yine Toprak.
”Sende helal et topraam” diye yazmıştı Uras. Gülüyordum bu ikisine.
”Helal olsun komutanım 🫡” yazmıştı Toprak. Çok komik bir çocuktu.
En sonunda evden çıkabildim ve arabama bindim. 5 dakika sonra alaya vardım. Herkes gelmişti. Kerem’de….
Albayın odasına gidip her zaman ki gibi konuştuk ve operasyona gitmek üzere her zaman kinden farklı bu sefer helikoptere binmiştik. Nedenini hemen anladım. Tehlikeli operasyonlarda kara değil havayla gidiyorduk.
En sonunda varmıştık. Ormandaki evlerin sayısı toplasan 5ti. Yani baskın yapmamız kolay olacaktı.
Eğilerek evdeki pencerelerden evin boş mu dolu mu olduğuna bakarken arkamdan ağaç çıtırdama sesi geldi.
Tam silahla vuracaktım ki arkamdan “Sakin olun komutanım benim” dedi Bulut. Bu çocuğu öldürecektim.
Sinirle “Bulut niye öyle sessiz geliyorsun seni vursam ne olucaktı mesela?” Dedim. Ama sinirimi dışa yansıtamıyordum çünkü etraf sessizdi ve teröristler bizi duyarsa kötü olurdu.
”Komutanım pardon teröristler duymasın diye sessiz geldim” dedi Bulut. “Ta-“ diyecekken bir ses geldi.
“Siz ikiniz, orda durun bakalım” teröristti. Sinirle elimle yüzümü avuçladım. Ateş etti. Yine tutturamadılar.
“Duralım bakalım” deyip tam alnına ateş ettim. O terörist sayesinde nerde kaldıklarını öğrendik bulutla.
”Kasırga 2 den time, kasırga 2 den time. Kaldıkları evi bulduk. Kasırga ikiden time, kasırga ikiden time, nerede kaldıklarını bulduk.” Dedim. Ardından hemen cevap geldi.
“Kasırga 3 ve Kasırga 4 ten time, geliyoruz.” Şükürler olsun ki bunu duyduktan sonra önümde Aybars ve Serkan’ı gördüm. Eve girdik.
Doğru bilmiştik. Ev oydu. Ev kasırga dedi iç sesim. İçeride 6 terörist vardı. 4 ünü öldürebilmiştik. 1 kadın ve 1 adam çıkmıştı.
Büyük ihtimalle Yavuz ve Zerra lakaplı iki teröristti. En önemlileri kaçmıştı. Peşlerinden gittik. Ben, Aybars, Bulut ve Serkan. En sonunda bulduk ikisini de ve köşeye sıkıştırdık.
“Hava terörist öldürmek için fazla güzel” diyerek içeri girdi Toprak. “Aa, şansıma bir kaç terörist buldum!” Dedi ve sandalyeye bağlı teröristlere yumruk atmaya başladı.
Acıyla inledi ikiside. “Kime çalışıyorsunuz?” Diye sordum.
”Anana” diye cevapladı erkek olan. Yani yavuz.
“Pekiii” dedim ve kafasına sıktım. Uğraşamayacaktım. Silah sesinin geldiğini duyunca burada olduğumuzu anlamıştır ki Kerem’de geldi.
Zerra’nın yüzü korkuya bürünmüştü. Adeta okunuyordu. “T-tamam, biz Yayne adında birine çalışıyoruz. Bizi tehdit ettiler” dedi ağlayarak.
Yayne mi? Bu lakabı çok a ramış mıydı acaba. “Lütfen beni öldürmeyin! Yalvarırım. Yaynenin yerini söylerim.” Dedi Zerra.
“Amasya’da bir evde kalıyor. Neymiş onun için çok önemliymişiz. Eğer canlı dönmezsek ailemizi öldürürmüş” dedi. Bağırarak ağlamaya devam etti.
“Ağlamaya devam edersen bu son ağlayışın olur!” Diye adeta kükredi Aybars. Bu Zerra’nın anlayışını durdurmuştu.
Onu orada bırakıp gittik. Giderken araştırma yapıp bize aktarıyordu Serkan. “Yavuz, çok önemliymiş. Ona Yayne’nin sol kolu diyorlarmış. Yani şöyle ki, Yayne’nin en değerlisini öldürdüğümüz için Yayne şuan baya güçsüz.”
Mutlu olmuştum bu dediğine. Çok kısa sürmüştü bu operasyon. Benim FAV operasyonlar listesinde ilk3 e girmeye hak kazanmıştı. Mesleğimle bu denli iç içe olduğum için ruh hastası gibiydim. Fakat vatanım için ruh hastası bile olurdum.
2 saatlik yolculuğun ardından alaya döndük ve albay’ın yanına gittik. Albaya her şeyi anlattık ve çok mutlu oldu.
Albay’ın dediğine göre bir sonraki operasyonda Yayne’nin öldürme ihtimalimiz baya yükselmişti. Albay o kadar mutluydu du ki gururdan patlayacaktı nerdeyse. Ben söylemiyordum. Yüzü söylüyordu.
“İyi ki sizin gibi bir timi seçmişim. Hepinize çok teşekkürler” dedi. “Estağfurullah komutanım” dedik hep bir ağızdan.
Aa, söylemeyi unuttum. Biz kim miydik?
Yüzbaşı Kerem Karakoç,
Kıdemli Üsteğmen Gizem Acar,
Teğmen Serkan Doğu,
Asteğmen Aybars Yüce,
Astsubay Kıdemli Başçavuş Bulut Kaya
Astsubay kıdemli Üstçavuş Uras Öz
Astsubay Üstçavuş Toprak Toksöz
Biz, kasırga timiydik, olduğumuz yerde kasırgalar, fırtınalar kopardı.
ve En önemlisi,
Biz Aileydik, Biz Kardeştik, Biz dosttuk…
