6. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR

6.BÖLÜM

M. Faye

Anlatmak istemiyorum ama, anlamanı isterdim.

Mira Dinçer

Eve vardığımda içerisi sessizdi. Ela ise ortalıkta yoktu. Büyük ihtimalle odasındaydı ama önce annemi alt etmem gerekiyordu. İçeri girdiğimde salonda ki, cam sehpanın önüne bacaklarını uzatdığını gördüm. Herşey yolundaymış gibi oturuyordu. Elindeki telefonla ilgileniyordu.

Yavaş adımlarla yaklaşıp karşısındaki kanepeye oturdum. "Anne," dedim. Kafasını çevirip bana baktı.

"Mira, hoş geldin," dedi umursamaz bir ses tonuyla.

"Hoş buldum. Ela odasında mı?"

"Evet. Ben geldiğimde yüzü bembeyazdı. Bir şeye canı sıkılmış olmalı."

Gülümsedim ama içten bir gülümseme yerine alaycıydı. "Sen bizi ne zamandır düşünüyorsun ki, bunları fark ediyorsun?"

Kaşlarını kaldırıp gözlerini devirdi. "O ne demek şimdi? Sizinle ilgilenmediğimi mi imâ ediyorsun?"

Kollarımı göğsümde kavuşturdum. Sesim sakindi ama, sözlerim iğneleyiciğiydi. "Hayır, ima etmiyorum. Doğrudan söylüyorum. Bizimle hiç ilgilenmedin."

Büyük bir kahkaha attı, yüzünde yer alan soğuk bir gülümsemeyle. "Siz ikiniz de nankörsünüz. Ne yaptıysam size yaranamadım."

Ayağa kalktım, yanına doğru birkaç adım attım. İçimde ki, öfke yavaş yavaş yükseliyordu. "Sen kendi hayatını yaşadın. Bizim bir annemiz yoktu. Her gün o sevgilinin yanındaydın. Bizle gram ilgilenmedin."

Yüzü sertleşti. "Yeter artık Mira! Sizinde büyüme zamanınız geldi. Sürekli birilerinden medet umamazsınız."

Sinirle güldüm. Gözlerimi devirip, sağ elimi saçlarıma attım. "Gerçeklerden korkuyorsun. Her şeyi görmezden geliyorsun. Kendi hayatını kurtarmak için bizi yaktın. Yazık gerçekten yazık sana.."

Cevap vermesini beklemeden merdivenlere yöneldim. Her adımda içimdeki öfke biraz daha artıyordu. Ela'nın kapısına geldiğimde, bir an duraksadım. Derin nefes alıp, kendimi sakinleştirdiğimden emin olduktan sonra kapıyı tıklattım.

"Ela, benim. Müsait misin? Girebilir miyim?"

Hiçbir ses gelmedi, ama beklemedim. Kapıyı yavaşça açtım ve içeri girdim. Sırtı kapıya dönüktü, yatağın kenarına kıvrılmıştı. Uyumuyordu biliyordum. Sessizce yanına yaklaşıp yatağın kenarına oturdum.

"Ela" dedim kısık bir sesle. "Biraz konuşabilir miyiz?" Ela bana taraf dönmedi. Ama bedeninin hafifçe kasıldığını fark ettim. Aramızda anlamdıramadığım bir gerilim vardı. Birden yerinden hafifçe doğrulup oturdu. Gözleri doluydu ama ağlamamıştı.

"Ne var Mira?" dedi yorgun bir sesle. "Beni rahat bırak."

"Konuşmamız lazım," dedim. "Farkındaysan aramızda olanlar artık susulacak şeyler değil."

Ela başını iki yana salladı. "Sen hiçbir zaman susmadın ki, kusdun. Herkese olan nefretinide bu gün bana kusdun. Her şeyde haklısın, değil mi? Her şeyde ben suçluyum. Yine sen konuş, ben dinleyeyim."

"Ela, ben seni suçlamıyorum. Sadec-"

"Sadece ne Mira?" diye araya girdi. Gözlerini bana dikmişti artık. "Sadece kendi hislerini anlatmak istiyorsun. Hep sen, hep sen. Peki benim hissettiklerim? Ben neden hiç anlatamadım? Neden senin gibi bağırıp çağıramadım?"

Bir an nefesim kesildi. Ela'nın sesindeki öfke bana normal gelmiyordu.

Sessizdi o, insanlarla göz teması kuramayacak kadar kırılgandı. Ama aynı zamanda eğlenceliydide.

Ayağa kalktı, odanın içinde volta atmaya başladı. "Bana sırtını döndün. Herkese karşı beni savunmadın. Her şeyde annemizi suçladın ama sen de onun kadar bencilsin!"

Yatakdan kalktım ve ona yaklaştım. "Ela! Sen benimde neler yaşadığımı bilmiyorsun. Her şeyi içime attım ben de. Sen sustun, evet. Ama ben de sustum."

Ela gözlerini kaçırdı. Dudakları titredi. "Ama sen bana güvenmedin. Aramızda artık hiçbir şey eskisi gibi değil Mira. Hiçbir şey."

Odada bir anlık bir sessizlik oluştu. Sonra yavaşça gözlerini kapattı. "Yorgunum. Lütfen, bu gece beni yalnız bırak."

Ona bir adım daha attım, ama bu sefer geri çekildi.O kadar kırıcıydım ki, sanki dilimin ucuna zehir bulaşmıştı. İçimde ne varsa beni kıran herkesi zehirliyordum.

Yapacak başka bir şey yoktu. İstemiyorsa odadan çıkıcaktım. Odanın çıkışına doğru yürüdüm, elim kapı kolundayken başımı yeniden ona döndürdüm yine arkası bana dönük olduğunu görünce çaresizce odadan çıkdım.

Ela Dinçer

Mira odadan çıktığında sessizlik yeniden üzerime çöktü. Kapının kapanma sesi, içimde bir şeyin daha koptuğu haberini veriyordu. Derin bir nefes aldım ama içime çektiğim hava bile içimi yakıyordu. Gözlerimi kapattım. Göz kapaklarımın acıdığını hissediyordum. Yeniden yatağıma doğru yürüyüp uzandım.

Aklıma yıllar öncesinden görüntüler, çocukluk sesleri, birlikte gülüp ağladığımız zamanlar düşüyordu. Ve şimdi, aramızda büyüyen kocaman bir soğukluk vardı. Başımı yastığa dahada gömdüm. Gözlerimi açıp, yumdum yatmaya çalışıyordum. Ama düşünmek huzur vermiyordu. Sanki bunu bana bilerek yapıyordu.

Beynim benden habersiz düşünmeye başladı.

Mira'nın sesi, öfkesi, annemin umursamazlığı, hepsi iç içe geçmişti. Elimle örtüyü kavradım, sımsıkı tuttum. Keşke bağırabilseydim. Keşke herkesin cevabını verebilseydim. Ama hep susmayı seçtim. Çünkü susmak, bağırmaktan daha iyi hissettiriyordu.

Mira'ya anlatmak istedim aslında. O gün babamla buluşmaya gittiğimi göz göze geldiğimizde içimdeki çocuğun ne kadar titrediğini. Ama söyleyemedim. Çünkü Mira'nın gözlerinde hep bir öfke vardı. O öfke, her şeyi paramparça ediyordu. Ve ben, kırılmaktan çok korkuyordum.

Uyuyamadığımın farkına varınca yatakda doğruldum ve dizlerimi kendime çektim. Parmak uçlarımı şakaklarıma bastırarak düşündüm. Mira beni anlamıyordu. Ama belki de hiç anlamaya çalışmadı. Hayır bu, Mira'nın suçu değildi. Biz hiç öğrenemedik birbirimizi dinlemeyi. Hep kendi içimizde kıvrılıp kaldık.

Bizi birleştiren şey çocukluğumuzdu, ama şimdi bizi ayıran şey büyümemizdi.

Annemin gözlerindeki boşluğu düşündüm. Onun sevgisizliğini bir annenin böyle olabileceğini küçükken anlamıyordum. Ama şimdi çok iyi biliyordum.

Bazen, annemizin varlığına rağmen hep yarım hissede bilirdik. Hiç yokmuş gibi de yaşaya bilirdik. O çoğu zaman bizi yok sayarak, yok ede ede büyüttü. Mira bu yüzden bağırıyordu. Bense bu yüzden susuyordum.

Gözlerim doldu. Sıcak bir göz yaşı yanağımdan süzüldü. Ardından bir diğeri. Ağlamaya başladım içimde kırılmış bin parça vardı.

Kendime itiraf edemediğim cümleler... Mira'ya söyleyemediğim kelimeler...

"Keşke..." dedim usulca. "Keşke başka türlü olsaydık."

Kapıya gözüm kaydı. Açılmadı. Mira dönmedi. Dönmesini beklemiyordum ama içimde bir yer hâlâ onun gelip, elimi tutmasını istiyordu. Onunla çocukkenki gibi, baş başa kalmak. Küçükkende olduğu gibi her gece birbirimize sarılarak uyumak istedim.

Şimdi ise birbirimizin yarasına dokunmaktan bile korkar olmuştuk.

Bir gün bir gün belki...

Belki birbirimizi yarasına merhem olurduk.

Yatağa uzanıp örtüyü omuzlarıma kadar çektim. Gözyaşlarım sessizce akarken kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Mira Dinçer

Odamın içine adımımı attığım anda nefesim daraldı. Kapıyı arkamdan kilitlemeden önce bir an durdum. Çünkü Ela kapıyı açar da peşimden gelir diye düşündüm. Ama gelmedi. Elbette gelmedi.

Derin bir nefes aldım, sonra hızla pencereye yöneldim. Camı araladım. Haziran gecesinin rüzgârı yüzüme çarptı. İçimdeki yangına yetmedi. Serinlik sanki sadece cildime dokunuyordu ama içim hâlâ yanıyordu.

Masamın köşesine yaslandım. Neden bu kadar zordu her şey?

Ellerimle yüzümü ovuşturdum. Neden Ela'yla konuşamıyorum? Aslında konuşuyorum ama hiçbiri gerçek duygum değildi Öfkemle konuşuyorum. Bağırarak, iterek, kırarak.

Onu sevmiyor muyum? Elbette seviyorum. Ela benim ikizim. Benim yarım. Aynı kalpten düşmüş iki yarım gibiyiz. Ama işte yinede küserdik.

Annemin sesi hâlâ kulaklarımdaydı. "Büyüyün artık, küçük çocuk değilsiniz."

Büyüdük zaten anne. Senin eksikliğinde, senin yokluğunda büyüdük. Senin için sıra bizde olduğunda, hep geç kalındı.

Ama Ela hâlâ içinde bir çocuk taşıyor. Ve ben o çocuğun sesini bastıran kişi oldum belki de. Bunu düşünmek bile midemi bulandırıyordu.

Bir an gözlerim doldu. Ağlamak istemedim gözlerimden tek bir yaş gelmiyordu. Korkularım mıydı bu? Yoksa pişmanlıklarım mı?

Penceremin önüne yeniden gelip başımı dayadım. Dışarıda gece sessizdi. Herkes uykudaydı kendi huzurlarıyla baş başaydı. Bizse kırık aynaların ardında birbirimize dokunmaya çalışıyorduk. Ellerimiz kan içindeydi, ama hâlâ sarılmak istiyorduk bir birimize.

Keşke Ela'nın yüzüne bakıp "Seni kırmak istememiştim" diyebilseydim.

Keşke onun sessizliğini dinlemeyi öğrenebilseydim. Ama sustuğu zamanlarda ben içimde çıldırıyordum. Sanki suskunluğu bana güvenmediğini gösteriyordu. Hep açıklama bekliyordu hep cevap. Oysa belki de onun tek istediği, sadece yanında durmam, konuşmadan elini tutmamdı.

Masamın çekmecesini açtım. Küçük bir kutu vardı. İçinde çocukluğumuzdan kalma birkaç anı. Bir kolye, birlikte çizdiğimiz bir resim. Kolyede iki küçük kız el ele tutuşmuş, sanki ayrılmamak için birbirine sıkı sıkıya bağlanmış gibiydiler. Çocukken Mira'yla birlikte almıştık. Aynı kolyeden onda da vardı.

Parmaklarımla nazikçe figürlere dokundum.

"El eleydik bir zamanlar" diye geçirdim içimden.

"Ama şimdi sanki ellerimizi bırakmak için bahane arar gibiyiz."

Annemin yokluğunu, suskunluklarımızı, uykusuz geceleri her şeyi bu iki küçük figürle taşırdık boynumuzda. Ela'nın küçükken bana verdiği bir not da vardı.

"Ne olursa olsun, hep yanında olacağım."

Notu elime aldım. Parmaklarım titredi. Bu notu zamanla unutmuşum. Ya da unutmuş gibi yapmışım.

Ama belki Ela hiç unutmamışdır. O hâlâ yanımda olmaya çalışıyor, sadece susarak yapıyor bunu.

Gözyaşlarım süzüldü. İkisininde beni duymasını istemezdim. Güçlü görünmeye mecburuz, değil mi? Kırılınca bile dik durmaya aksi halde, annem gibi oluruz. Kendi hayatından başka hiçbir şey görmeyen biri gibi.

Ela'ya söylemek istediğim çok şey vardı. Ama içimden geçen tek cümle şuydu.

"Anlatamadım ama hep senin yanındaydım Ela. Yalnız kaldığında bile "

Yavaşça yatağıma uzandım. Tavanın boşluğuna baktım. O boşlukta kendimi gördüm Ela'yıda uykudan çok özleme benzeyen bir geceydi bu. Belki sabah birbirimize dokunmayı yeniden öğreniriz. Ve belki bu kez başarırız bir birimizi sevmeyi.