12. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR
12.BÖLÜM
Kafamın içinin kurcalanmasını, içinde neler olduğunun bilinmesini istemiyorum. Girmek yasak, özel mülk, düşüncelerim gizli ve yasak.
Asu Özsoy
(olay günü sabah 10:00)
İkiside gittikden sonra dış kapıyı üç kere üst üste kilitlemiş yeniden odama geri dönmüştüm, Geride sadece içimde büyümekde olan nefret hissi kalmıştı. Yere çöküp duvara yaslanmıştım, dizlerim olanlar yüzünden dayanmadan titriyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor,
kalp atışlarım kulaklarımda çınlıyordu sanki.
O kadar kafaya takıp stres yapmıştım ki, karnıma büyük bir sancı girmişti. Ellerimi karnıma bastırdım, kusma hissini bastırmaya çalıştım. Gözlerimin önü bulanıklaşmış etrafı buğulu görürken ağzımdan koca bir hıçkırık kaçmıştı. Ağladım, derin nefesler alarak içimdeki kederi gözyaşlarıma döktüm.
Ne zamana kadar kederimi ağlamaya
dökücektim ki? Bu duygu ne zamana kadar sürücekti. Yemin ederim ki, artık keder hissinden o kadar sıkılmıştım ki gözyaşlarım yerine oradan kan akıcak diye bile düşünmüştüm.
Haktan gelip beni kurtarmıştı ama ben "Git" demiştim. Sesim kendime bile yabancıydı o lafı söylerken. Oysa içim "Kal" diye çığlık atıyordu. Bana yaptıklarına rağmen nefret etsemde
kalmasını isteyecek kadar gurursuz,
gitmemesini söyleyecek kadar
düşmemiştim.
Git dedim, onu yanımda hem istiyordum, hem istemiyordum. İstiyordum çünkü korkuyordum, istemiyordum çünkü bu halimi kimse görsün istemiyordum.
Kimse bilmesin. Kimse zayıf halimi görmesin. Bedenim beni dinlemedi bacaklarımı altıma çekip dizlerimin üstüne çöktüm ve elimide yere yasladım. Sabah sabah midem bomboşdu. Öğürürken ilk önce hiçbir şey gelmemişti ama, İkinci öğürmenin etkisiyle dün akşamdan yediğim tüm şeyleri boşaltmıştım. Zorlanarak kusduğum için karnımda ki, ağrı dayanılmazdı, boğazımda ve ağzımda olan ekşi tat ise iyrençti. Bunlar ne kadar kötü olsada en azından içim rahatlamıştı. Kalkmak isterdim ama, mecalim olmadığı için yerde sürünerek odadan çıkıp banyoya
doğru gittim.
Artık mecbur ayağa kalkmalı olduğumdaysa yerden destek alarak yavaşça doğruldum ve hemen aynayla karşılaştım.
O yansıma ben değildim. Ben
olamazdım değil mi? Gülünç haldeydim çünkü, rastgele
birinin benim haberim olmadan bana
yüz nakli yaptırdığını düşünüyordum.
Gözlerim şiş, dudaklarım çatlamış,
boynumdaysa bir iz vardı. Aynada
tüm kıyafetlerimi inceledim. "Bu
ben değilim" dedim, ama yalandı.
Önümdeki kişi ben olmuştum. Kimse
zorlamamıştı, kendi hür irademle
şimdiki halimi kendi ellerimle inşa
etmiştim.
Tüm kiyafetlerimi çıkarıp tamamen
çıplak kaldıktan sonra duşakabine
girdim ve suyu açtım. Ilık suyun
gelmesini beklemeden suyun altında
durdum.
Soğuk su ilk önce çarpıntı gibi
geldi. Sonra sıcak oldu sıcaklık
bedenimi gevşetti. Yıkadım kendimi.
Tırnaklarımı cildime bastırarak
dayanmadan ovalıyordum. Yanda ki,
duş jelini alıp kollarıma, bacaklarıma,
boynuma, yanaklarıma sürdüm.
Tek bu duş jeli değil, tüm dünyada ki,
jelleri getirseler temizlenmem sandım.
Ellerimle ovaladım. Dayanmadan
ovaladım, su yüzümün önünden akıp giderken ağzımdan hıçkırıklar kaçmaya başlamıştı. Ağlıyordum gözyaşım ise duş başlığından akan suya karışıyordu. Durmadım gittikçe sertleştirdim hareketleri. Tüm evi inletecek derecede büyük bir çığlık atıp, elimi saçlarıma atmış çekiştiriyor, yere çömeliyordum.
Yere oturup ayaklarımı iki yana açtım, kambur şekilde oturmam hiç ama hiç umurumda değildi. Su bedenimden süzülürken "O bana dokundu" diye fısıldadım."O benim...." dedim ama devamını getiremedim sözcükler boğazımda düğümlendi. İğrençlik, utanç, kendime olan nefret hepsi birbirine karıştı. Kendimi yıkamayıda bırakmıştım yıkadıkça kirleniyor gibiydim daha çok.
Ne kadar yıkansam da hissettiklerimi
temizlemeyecekti zaten.
Duvardan yardım alarak yerden kalktım duşakabinden çıkarken
ayaklarımın soğuk fayansa değmesiyle yerimde irkildim. Havluya sarılmak yerine dümdüz yürüyerek odaya ilerledim. O yatakta oturmak istemiyordum. Yerde oturup dizlerimi göğsüme çekerken saçlarımda ki, su damlacıkları yere süzülüyordu. Derin nefes alarak kafamı dizime yasladım gözlerim bir noktaya bakıyordu ama baktığım yer ise koca bir boşluktu.
Boşluk diyorum çünkü, odanın rastgelenbir yerine bakıyordum. Eski anılar, eski Asu, eski Fatih aklıma gelirken o zamanlar bana olan iyrençliklerini gerçek bir sevgi sanmama üzülüyordum.
Ne kadarda aptal bir çoçukmuşum.
Öğretmediler ki, nereden bileyim tacizle sevgi göstermenin farklarını.
Altı yaşındayken, bana çikolatalar,
pamuk şekerler hatta, küçük oyuncaklar getirdiği anısı düşdü
aklıma. "Benim için çok özelsin" lafı
hiç dilinden düşmezdi.
Gerçek hayatta ölmesi yetmezmiş
gibi zihnimin derinliklerindede ölen
annem nasıl olurda onun bana olan
hareketlerini görmezdi gözü bu
kadar mı kördü gerçekten?
Ya babam? Bir kız çocuğunun
tanıdığı ilk erkek babalarıdır ama,
Latif'in gözünün önüne öyle bir
siyah perde çekilmişti ki, bana
yapılanları görmüyordu. Ya da
sessiz kalıyordu.
Fatih'in bana değerli kız çocuğu,
yeğeni gibi hissettirdiği zamanlar.
Sanmıştım ki, sevgiydi.
Sanmıştım ki, koruyordu.
Hayatım boyu bir şeyleri sanmak.
Hayatım boyu şehveti gerçek bir sevgi
sanmam. Ne kadarda aptal birisin sen
Asu?
Düşüncelerimi bir kenara bırakıp ayağa kalktım kavrultucu sıcaktan saçım olmasada,nbedenim kurumuştu. Her zamanki kıyafetlerimi giyinip dolabın
kapağını kapatırken yerde kurumuş
olan kusmuğa kaydı gözlerim.
Temizlemek için banyoya dönüp
paspası aldım ve yeri temizlerken
aklıma yeniden küçük Asu düştü.
Bir keresinde küçükken altı yaşındayken, kanepede uzanmış
şimdi bile arada açıp izlediğim
"Adventure time" adlı çizgi filmi
izliyordum. Annemi hatırlamadım,
Latifide.
Ben uzanmış izlerken onun benim yanıma oturup gözlerimin içine
bakarak gülümsemesini hatırladım.
Hatırladığımda içim ürperdi. Ama
küçükken ürpermemişti çünkü,
o benim amcamdı değil mi? Bu
hayatta bana en son kötülük yapabilecek en son kişi.
Uzandığım halde üzerimden örtünün çekilmesini hissetmiştim. Daha sonra bacağımın okşanmasını. Geçmişde bana onların hepsini kötü niyetle yaptığını düşünmemiştim.
Çünkü çocuklar koşulsuz güvenirdi
sevdiklerine.
Başımı iki yana sallayıp yeri silmeyi
bırakıp yeniden banyoya döndüm
ve paspası yerine koyarken kapının.
tıklanma sesini duydum. Fatih'in
gözü korkmuştu gelmezdi. Latif
sabah ve ya öğlen öldürsen adımını
eve atmazdı. Sesimi çıkarmadım,
kapıda kimin olduğunu anlamaya
çalışırken.
Beha Ela Mira ve daha sonra Haktan'nın sesini duymuştum.
şimdi
Mira Dinçer
Asu onların gitmesinde bir problem
olmadığını söylerken Beha ve Haktan belli etmeselerde yüzlerinde olan garip ifadeyle şaşırdıklarını haliyle gösteriyorlardı. O çoktan eve girmiş kapıyı arkasından açık bırakmıştı "Girin" demeye bile üşenmişti galiba. İlk ben girdim ardından Ela ve Haktan. En son giren Beha kapıyı arkamızdan kapatmıştı.
Asu'nun çoktan salona doğru ilerlediğini görmüştüm ve bende
arkasından içeri girmiştim. Pencere
açık olsada evin içi havasızdı
kendisi ise bağdaş kurmuş kanepede
oturuyordu. Hepimiz onun önünde
olan kanepeye sırayla dizilip etrafı
incelerken ne konuşacağımızı
düşünüyordum. Asu ise bir an bile
gözünü bizim üzerimizden çekmeden izliyordu.
Tüyler ürpertici olan sessizliği sonunda hemen yanımda oturan Ela
bozdu. "İyisin dimi Asu?" derken
bile sesi o kadar inançsızdı ki, inanmıyordu iyi olduğuna.
Asu gözünü Ela'ya dikip boş gözlerle
izledi ve kafasını hayır anlamında
salladı. Gözlerinin yaşla dolduğunu
farkettim, ağlamak istiyor gibiydi
ama kendi içinde savaş veriyordu.
Burnunu çekip bacağının birini
kaldırdı ve başını dizine yasladı.
Çok dikkatli izlediğim için gözünden
düşen yaşın kanepeye düştüğünü
gördüm.
Sormadım, ısrar etmedim. Diğerlerininde benim gibi yaptığını biliyordum. Daha fazla üzerine gidersek sonumuzun hiç iyi yerlere
gitmeyeceğinide. Aniden hıçkırarak
ağladığını ve bunun etkisiyle
omuzlarının titrediğini gördüm.
Hepimiz şoktayken yerimizde tek bir
an bile haraket etmiyorduk. Hıçkırıklarının arasından
"Yoruldum" demesini duyarken
aynı anda bir birimize baktık ve kanepeden kalkarak onun olduğu kanepeye yürüdük. Başını dizinden kaldırıp kırmızı gözlerle bize bakarken ağzından kocaman
bir hıçkırık kaçtı ve "Yalnız kalan
zamanlar ağlamaktan çok bıktım nolur bu defa yanınızda ağlayayımda içim rahatlasın, lütfen" dedi.
Beha "Ağla, hiçbir şey sormayız inan
bize" derken başını sallamıştı onun
bile kendini ağlamamak için zor
tutduğuna adım kadar emindim.
Dizini indirip kollarını kaldırdı ve
bana sarıldı "O kadar muhtacım ki, içimi döküp, gözümden kan gelene kadar ağlamaya senin yaptıkların şimdi umurumda bile değil." dedi
zorla konuşsada.
Tek kelime bile etmedim ve sadece kollarımı beline sararak onu kendime çektim. Islak yüzü omzumdayken bakışlarım diğerlerine kaydı Beha'nın başını ellerinin arasına aldığını, Ela'nın yumuşak bakışlarla bizi izlediğini, Beha'nın ise salonda volta atdığını gördüm.
Gözüm Asu'ya kayarken kafamı
kulağına yaklaştırarak "Hangimiz
gidelim? Nasıl rahatsın? Ne istersen
söyle yapalım" dedim. Ela onun
yerine "Sen bizim yanımızda istediğin kadar içini dök tamam mı?"
dedi. Beha başını ellerinin arasından çekip "Biz Haktan'la gidip yemek
alırız hatta yaparız siz dertleşin
geliriz 2,3 saate olur mu?" dedi.
Ela onun fikrini beğenmiş olmalı ki, onaylayan bir mırıltı çıkardı ve
"Evet onlar gelene kadar biz senin yanında oluruz. Sonra birlikte yemek yeriz ne dersin?" diye sordu.
Asu başını omzumdan kaldırıp yüzünü onlara döndürürken "Şu an hiçbir şey umurumda değil ne yaparlarsa yapsınlar" diye kızdı Ela'ya.
Beha kanepeden kalkıp ayakta olan Haktan'nın omzuna elini koyarken rahat bir sesle "Bugünün yemekleri bizden. Kendi ellerimizle yemek yapıcaz size" dedi ve gülümsedi. Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Ela ve Beha ama, böyle bir gerginlik içerisindeyken gerçekten çok zor oluyordu.
Asu hâlâ ağlıyordu ben onu ilk defa böyle görüyordum. Hep içine atardı, evet. Ama bu başka bir şeydi.
Ela, ellerini dizlerine bastırmıştı. Gözleri doluydu ama hâlâ hareketsizdi. O da korkuyordu Asu için.
Başını kaldırıp yine bana bakarken gözyaşları çenesinden süzülüyordu. Dudakları ise titriyordu, sesi zaten çıkmıyordu.
O anda, Ela yerinden kalktı. Yanımıza geldi kollarını kaldırıp Asu'ya sarıldı. İkimiz de onun yanında duruyorduk sormadan sadece oradaydık.
Ve bu emindim ki, üçümüzede yetti.
Ağlaması biraz yavaşlarken "Keşke ölseydi" diye mırıldandı. Kimden ve neden bahsettiğini bilmiyordum ama, Ela başını Asu'ya yasladığı yerden kaldırdı ve benimle bir süre bakıştı.
