25. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR

25.BÖLÜM

M. Faye

Erkekler, genellikle görünüşten başka hiçbir şeye önem vermeyen, cimri, korkak titrek yaratıklardır.

ASU ÖZSOY

Taksi, hastanenin önünde yavaşlayıp durduğunda içimde ne olduğunu tanımlayamadığım garip bir his vardı. Mira şoföre parayı uzatırken, ben kendimi dışarı atmak ister gibi onun çantasını alıp arabadan indim. Kapıyı kapattığım an sabahın soğuğu yüzüme çarptı. Hastanenin giriş kapısına bakarken adımlarım istemsizce yavaşladı. Heyecandan dudaklarımı ısırırken buranın uydurduğum tüm yalanların patlayacağı yer olduğunu bilmek ayaklarımı yere çiviliyordu.

Mira arabadan inip durumumu fark edince hızlı adımlarla yanına gelip hemen koluma girdi. "Sakin ol güzelim, heyecanlanma. Ben yanındayım" dedi. O bana içten bir şekilde gülümsedikçe suçluluk duygusundan nefes alamaz hale geliyordum.

Tam döner kapıya doğru yürüyecekken Mira duraksadı, kaşlarını çatarak etrafa bakındı. "Asu, sahi Çınar nerede kaldı?" diye sordu, sesi bu kez az önceki gibi yumuşak değildi. "Gelmesini söylemedin mi niye gecikti?"

Boğazım düğümlendi, ne söyleyeceğimi bilemeyerek "Şey..." dedim, gözlerimi kaçırarak. "Sabah acil bir işi çıkmış. Sen git, ben yetişmeye çalışacağım dedi ama zor ya. Biz girelim, gelir herhalde."

Mira duyduklarıyla birlikte öfkeyle soludu, kollarını göğsünde bağladı. "Şaka mı bu Asu? Ne demek acil iş?" dedi, sesi iyice sertleşmişti. "İlk defa doktora gidiyorsunuz! Hangi iş seninle çocuğundan daha önemli olabilir? Gerçekten inanamıyorum şu an Çınar'a. Baba olacak sorumluluk duygusu sıfır. Ben olsam hayatta affetmem, buraya gelince iki çift lafım olacak ona."

Çınardan hiç hoşlanmıyordu ve onun haklı yere duyduğu öfke, benim içimdeki suçluluk ateşini daha da körükledi. Çınar'ı korumak için değil, kendi yalanımın büyümesinden korktuğum için sessiz kaldım.

Mira sinirli bir şekilde telefonunu çıkardı, hızlıca ekranı kaydırdı. "Neyse, onun sorumsuzluğuyla şu an keyfimizi kaçırmayacağım. Bak, ben dün Google'dan jinekologları araştırdım" dedi, ses tonunu biraz olsun yatıştırmaya çalışarak. "Selin Hanım diye bir doktor var, hakkında o kadar güzel yorumlar yazmışlar ki anlatamam. Herkes çok memnun kalmış. Şimdi içeri girip randevu falan alalım."

"Harika, tamam olur" diyebildim sadece.

Döner kapıdan geçip içeri girdiğimiz an burnuma dolan hastane kokusu anında midemi bulandırdı. Etrafta koşturan görevliler, asansör bekleyen insanlar, koridorlardaki kalabalık canımı sıkmıştı. Her şey ama her şey üstüme üstüme geliyordu. Mira "Önce şu randevu işini halledelim" diyerek beni hemen giriş katındaki geniş danışma bankosuna doğru yönlendirdi.

Görevli kadının önüne geldiğimizde Mira "Merhaba, kolay gelsin" dedi kadına dönerek. "Biz jinekolog Selin Gürsoy için randevu alacaktık. Kendisi bugün müsait mi acaba, hemen randevu oluşturabilir miyiz?"

Görevli kadın bilgisayara birkaç saniye bakıp, "Selin Hanım'ın bugün randevuları arasında boşluk görünüyor. Kaydınızı hemen buradaki girişten açıyorum" diyerek kimlik istedi.

Ben telefonumun kılıfını çıkarıp, arkasından kimliği alınca hemen görevliye uzattım. Mira ise hala arada giriş kapısına bakıp Çınar'a söylenmeye devam ediyordu.

"Çınar Bey de işi bitince paşa paşa arkamızdan gelir artık, hiç bekleyemem onu."

Giriş işlemlerini yapan görevli kadın, bilgisayardan çıkardığı küçük barkodlu kağıdı ve kimliğimi Mira'ya uzattı. "Kaydınız tamamlandı. Dördüncü kata, Kadın Doğum polikliniğine çıkacaksınız. Selin Hanım'ın kapısındaki sekretere kağıdı onaylatıp sıranızı bekleyin" dedi.

Mira teşekkür edip, koluma girirken beni de peşinden sürükledi. "Hadi Asu, şansımıza çok beklemeyiz."

Asansörle dördüncü kata çıktık. Kapılar açıldığında tam karşımızda jinekoloji koridoru uzanıyordu. Duvarlarda sıra sıra doktor isimlerinin yazılı olduğu odalar ve önlerinde oturan insanlar vardı. Mira gözleriyle tabelaları tarayıp Doktor Selin Hanım'ın odasını buldu. Kapının hemen yanında, küçük bir masa arkasında oturan poliklinik sekreteri duruyordu.

Mira sekreterin masasına yaklaşıp elindeki kağıdı uzattı. "Kolay gelsin, aşağıdan Selin Hanım için giriş yaptırmıştık" dedi.

Sekreter kadın kağıdı aldı, barkodu bilgisayara okuttu ve ekrana birkaç saniye baktıktan sonra kağıdın üzerine kırmızı bir kalemle beş yazıp bize geri verdi. "Beşinci sıradasınız. Kapının üzerindeki dijital ekrandan adınızı takip edin. Sıranız geldiğinde ekranda isminiz yanacak ve içeriden çağrılacaksınız" diyerek bizi yönlendirdi.

"Teşekkürler" diyen Mira, kağıdı montunun cebine sıkıştırıp beni kapıya en yakın olan boş mavi koltuklara doğru çekti. "Otur bakalım anne adayı."

Koltukta Mira'nın yanına oturduğumda kapının üzerindeki dijital ekrana diktim gözlerimi. Şimdi tek yapmamız gereken, ekranda adımızın çıkmasını beklemekti. Zaman daralıyordu ve her saniye beni muayene odasındaki kaçınılmaz sonla yüz yüze getiriyordu.

Mira heyecanlı bir sesle "Ay Asu, gerçekten inanamıyorum, şaka maka içeride bebeği göreceğiz. Ultrason fotoğrafını bana vereceksin, ona göre!" diyerek neşeyle gülümsedi.

Onun sevinci içimdeki paniği adeta ikiye katladı. Göğsüm sıkışıyor, aldığım nefes boğazımda düğümleniyordu. Mira'nın bilmediği, asla bilmemesi gereken gerçek vardı. Doktorun yanına girdiğimde, kullandığım uyuşturucunun bebeğe, karnımdaki küçücük cana zarar verip vermediğini sormak zorundaydım. Eğer Mira benimle içeri girerse, doktorun karşısında soruyu asla soramazdım. Sırrım ve hayatımın en karanlık tarafı orada, Mira'nın gözleri önünde darmadağın olurdu.

Mira montunun önünü açıp rahat yerleşmeye çalıştı. Çantasına da aramızdaki boşluğa koydu. "Şu Çınar'a hala inanamıyorum" diye söze girdi yeniden, başını iki yana sallayarak. "Gerçekten sinirim yatışmıyor Asu. İnsan ne yapar eder yetişir ya. Hayır, ne işi olabilir bu kadar acil?"

Gözlerimi yere dikerken "Bilmiyorum ki sabah çok telaşlıydı ses tonu. Önemli işi olduğunu söyledi işte" dedim.

"Neyse" dedi Mira derin bir nefes alıp arkasına yaslanarak. "Biz onun sorumsuzluğuyla günümüzü mahvetmeyelim. Sen asıl kendinden haber ver. Nasıl hissediyorsun? Sabah takside yüzün kireç gibiydi, şimdi biraz daha iyisin sanki."

"Biraz daha iyiyim, sadece çok garip bir his" dedim, ellerimi montumun cebine sokarken. "İçimde bir şeylerin değiştiğini bilmek, korkutuyor beni."

Mira hafifçe gülümsedi, omzuyla omzuma vurdu. "Korkman çok normal kolay mı? Hayatın değişiyor sonuçta. Ama bak, Selin Hanım çok tecrübeli bir doktormuş. İçeride her şeyi bir bir anlatır sana, rahatlarsın." Sonra bir an duraksadı, yüzündeki neşeli ifade biraz ciddileşti. "Asu, içeride doktor her şeyi anlatırken benim de yanında olmamı istersin di mi? Yani, heyecandan kadının dediklerini unutursun falan ben ses kaydı bile alırım."

İşte korktuğum soru gelmişti.

Mira'nın elini tuttum. Parmaklarımın buz gibi olduğunu hissedince bana endişeyle baktı. "Mira" dedim, sesimin titremesini kontrol altında tutmaya çalışarak. "Ben aslında içeri yalnız girmek istiyorum."

Mira'nın yüzündeki heyecanlı tebessüm bir anda dondu, kaşları şaşkınlıkla çatıldı. "Nasıl yani? Yalnız mı?" dedi, anlam veremeyen ses tonuyla. "Asu saçmalama istersen. Çınar zaten yok, seni bu halde tek başına odaya hayatta göndermem. Ben senin en yakın arkadaşınım yabancı mıyım?"

"Lütfen, Mira" dedim, gözlerinin içine neredeyse yalvararak bakarken. "Bak, çok gerginim. İlk defa jinekolog koltuğuna oturacağım ve kendimi çok baskı altında hissediyorum. Birinin bana bakıyor olması fikri şu an beni daha da panikletiyor. Çınar'a da kızgınım zaten, kafam darmadağın. İlk muayeneyi tek başıma atlatmak istiyorum, lütfen anlayış göster."

Biliyordum ki, Mira öyle hemen küsecek, kırılacak biri değildi. Karakteri sert ve netti. Beni sakinleştirmek ister gibi derin bir nefes alıp sırtımı sıvazladı.

"Tamam, madem öyle hissediyorsun, seni zorlamayacağım" dedi, sesini biraz daha anlayışlı bir tona çekerek. "Sen nasıl rahat hissedeceksen öyle olsun. Ben burada, kapının önündeki koltukta bekliyorum."

Tam o sırada, kapının üzerindeki dijital ekrandan sinyal sesi yükseldi. Kırmızı ışıkla adım ve soyadım ekranda belirdi. Asu Özsoy

Sekreter kadın kapıyı hafifçe aralayıp, "Asu Hanım, buyurun" diyerek beni içeri davet etti.

Mira kolumu hafifçe sıkıp "Hadi, derin bir nefes al ve gir. Kapıdayım ben," dedi güven veren bir sesle.

Ayağa kalktığımda dizlerim birbirine vuruyordu. Mira'yı koridorda arkamda bırakarak muayene odasının kapısını açtım ve içeri adım attım. Kapı arkamdan kapandığı an, odada doktorla baş başaydım.

Masanın arkasında oturan kadın başını kaldırıp bana baktı. Kırklı yaşlarının ortalarında, oldukça bakımlı bir kadındı. Kısa kesilmiş, dalgalı kumral saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzünde güven verici ifade vardı. Gözündeki ince çerçeveli gözlüğün arkasından beni süzdü, üzerindeki beyaz önlüğün yakasını düzeltip sıcak bir şekilde gülümsedi.

"Hoş geldiniz Asu Hanım, buyurun oturun," diyerek masanın önündeki deri koltuğu işaret etti.

Otururken montumun önünü açtım, ellerimi nereye koyacağımı bilemeyerek dizlerimin üzerine koydum. "Hoş bulduk" diyebildim sadece.

Doktor Selin Hanım ellerini masanın üzerinde birleştirip bana doğru hafifçe eğildi. "Evet Asu Hanım, bugün sizi buraya getiren şikayet nedir? Genel bir kontrol mü, yoksa spesifik bir durum mu var?" diye sordu.

Derin bir nefes aldım. "Ben hamile olduğumu düşünüyorum" dedim. Gözlerimi masanın üzerindeki kalemlikten ayıramıyordum. "Evde test yaptım."

"Anladım. Kaç test yaptınız?"

"İki tane test yaptım" dedim, sesimi biraz daha toparlamaya çalışarak. "İlkini geçen sabah yapmıştım, belirgin bir şekilde çift çizgi çıktı. İnanamadım, yanlış mıdır diye düşünüp dün akşam bir test daha aldım. O da anında çift çizgi oldu. Yani iki test de pozitif."

Selin Hanım başını anlayışla salladı ve önündeki bilgisayara bir şeyler yazmaya başladı. "Peki, son adet tarihinizi hatırlıyor musunuz? İlk gününü esas alıyoruz."

Tarihi söylediğimde, doktor hanım parmaklarıyla masanın üzerindeki küçük takvimde hızlıca bir hesaplama yaptı. Ardından gözlüğünü hafifçe burnunun üzerine indirip bana baktı. "Yaptığınız testler ve verdiğiniz tarihe göre şu an tam olarak 1 ay 10 günlük hamilesiniz, yani yaklaşık 6 haftalık. Tabii kesin durumu birazdan ultrason muayenesinde göreceğiz. Ama öncesinde sormam gereken bazı rutin sorular var. Sigara, alkol veya düzenli kullandığınız bir ilaç var mı?"

Bu soruyla birlikte kalbimin atışı o kadar hızlandı ki, kulaklarımda uğuldamaya başladı. Bakışlarımı masadan kaldırıp arkamdaki kapıya, yani Mira'nın beklediği koridora doğru kaçırdım. Selin Hanım durumumu fark etmiş gibi sessizce beni izliyordu.

"Doktor Hanım" dedim, sesim neredeyse bir fısıltıya dönüştü. "Dışarıda çok yakın bir arkadaşım bekliyor. Benim size bir şey söylemem lazım ama onun bunu asla bilmemesi gerekiyor. Buradaki konuşmalarımız, muayene odasında kalır değil mi?"

Selin Hanım ciddileşti, sırtını koltuğuna yasladı. "Kesinlikle Asu Hanım. Hasta ve doktor arasındaki her şey odada kalır. Yasal olarak da, ahlaki olarak da benim bunu bir başkasıyla paylaşmam suçtur. Rahat olabilirsiniz. Sizi dinliyorum."

Hafifçe yutkunduğumda, ellerim titremeye başladı. "Ben uyuşturucu kullanıyorum" dedim. Kelimeler ağzımdan çıkarken kendimden tiksindim ama duramazdım. "Son zamanlarda, yani hamilelik sürecinin başına denk gelen dönemde de kullandım. Bilmiyordum hamile olduğumu. Ne kadar etkiledi, bebeğe ne kadar zarar verdi hiçbir fikrim yok. Ama çok korkuyorum."

Selin Hanım'ın yüzündeki sakin ifade yerini profesyonel dikkat ve ciddiyete bıraktı. Sözümü kesmeden, yargılamadan sadece dinliyordu.

"Dışarıdaki arkadaşım beni buraya getirdi çünkü benim çok mutlu olduğumu sanıyor. Çınar'la, yani bebeğin babasıyla da aramız pek iyi değil" diye devam ettim, gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü. "Doktor Hanım, ben bu bebeği doğurmayı çok istiyorum. Onu kucağıma almayı, onun annesi olmayı gerçekten istiyorum. Ama o kadar korkuyorum ki, kullandığım maddelerin bebeğe ne yaptığını bilmiyorum. Ona zarar vermiş olmaktan, onun sağlıksız doğmasına sebep olmaktan ödüm kopuyor. Kendime kızgınlığım, suçluluğum beni bitiriyor. Üstelik arkadaşım beni o kadar temiz, o kadar başka bir yerde görüyor ki, eğer benim uyuşturucu kullandığımı öğrenirse yüzüme bakmaz. Hayatımdaki tek dayanağımı da kaybederim. Lütfen, dışarı çıktığımızda ona hiçbir şey söylemeyin. Bu bebeği doğurmak istiyorum ama korkuyla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum."

Selin Hanım derin bir iç çekti, masanın üzerindeki peçeteliği bana doğru uzattı. Yüzünde beni suçlayan bir ifade yoktu, aksine durumun tıbbi ve insani ciddiyetine saygı duyuyordu.

"Öncelikle dürüst olduğunuz için teşekkür ederim Asu. Bu, bebeğin ve senin sağlığın için en doğru adımdı" dedi, ses tonunu yumuşatarak. "Kullandığın maddelerin embriyo üzerindeki etkilerini, gelişimi nasıl etkilediğini anlamamız için durumu jinekolojik olarak incelememiz gerekiyor. Erken evrede olduğumuz için bazı riskleri ve yapılması gereken testleri konuşacağız. Anne olmak istemen, bebeği korumak istemen çok değerli. Korkularını anlıyorum ama burası senin güvende olduğun yer. Arkadaşına gelince, az önce de söylediğim gibi senin iznin olmadan ona tek bir kelime dahi edilmeyecek. Sen istemediğin sürece odadaki hiçbir sırrı öğrenemez."

Gözlerimi peçeteyle silerken göğsümdeki sıkışmanın biraz olsun hafiflediğini, nefes alabildiğimi hissettim.

"Şimdi" dedi Selin Hanım ayağa kalkarak. "İçerdeki durumu tam olarak görebilmek, gebeliğin haftasını doğrulamak ve bebeğin şu anki erken evre gelişimini incelemek için seni ultrason sedyesine alalım. Hazırlan, ben yan odadan jel ve cihazı ayarlayıp geliyorum."

Başımı salladım. Ayağa kalkıp paravanın arkasındaki sedyeye doğru yürürken, içimdeki korku, yerini bebeğimin durumunu bir an önce öğrenme arzusuna bırakmıştı. Mira dışarıdaydı, hiçbir şey bilmeyecekti. Ama ben içeride, hem geçmişimin günahlarıyla yüzleşiyor hem de küçücük canı korumak için ilk büyük adımımı atıyordum.

Paravanın arkasına geçerken montumu çıkarıp kenardaki küçük sandalyeye bıraktım. Pantolonumun düğmesini açıp indirirken ellerim hala titriyordu. Sedyenin üzerindeki tek kullanımlık beyaz örtünü düzelttim. Ayakkabılarımı çıkarıp sedyeye uzandım, bacaklarımı kendime doğru çekip üzerime örtülen yeşil örtüyü düştüğü yere kadar düzelttim. Gözlerimi tavan diktim.

Birkaç dakika sonra Selin Hanım elinde ultrason jeliyle paravanın arkasına geçti. Yüzündeki profesyonel, sakin ifade bana biraz olsun nefes alacak alan tanıyordu.

"Evet Asu, şimdi biraz soğukluk hissedeceksin, derin nefes al" diyerek yeşil örtüyü hafifçe aşağı kaydırdı ve karnımın alt kısmına şeffaf, buz gibi jeli sıktı. İstemsizce irkildim.

Cihazın ucunu tenime bastırıp yavaşça gezdirmeye başladığında, gözlerini hemen yanımızdaki büyük ekrana dikmişti. Kaşlarını hafifçe çatarak, ekrandaki siyah-beyaz, görüntülerin arasında bir şeyler arıyordu. O an zaman durdu sanki. İçimden bildiğim tüm duaları sıralıyordum. Lütfen ona bir şey olmasın, lütfen kullandığım zehir ona dokunmuş olmasın.

"Evet, rahim içi kalınlaşman gayet belirgin" diye mırıldandı Selen Hanım, cihazı biraz daha aşağıya doğru bastırırken. "Ve evet keseyi gördüm."

Selin Hanım cihazı sabitledi, klavyeden birkaç tuşa basarak ekrandaki görüntüyü dondurdu. İki nokta arasını ölçtü.

"Dediğim gibi, tam altı haftalık gebelik kesesi. Yeri gayet güzel, rahmin tam ortasına yerleşmiş" dedi ve bana döndü. Bakışlarında beni rahatlatmak isteyen yumuşaklık vardı. "Şu anki ultrason görüntüsüne göre, gebeliğin çok erken evresinde, kullandığın maddelerin keseye doğrudan zarar verdiğini söyleyemeyiz. Çünkü ilk haftalarda embriyo henüz plasentadan, yani senin kanından doğrudan beslenmeye tam olarak başlamaz. Ya hep ya hiç kuralı işler bu dönemde. Eğer maddeler ölümcül bir hasar verseydi, vücut bunu çoktan dışarı atardı, yani düşükle sonuçlanırdı. Kese burada durduğuna göre, şimdilik yolunda görünen bir şeyler var."

Göğsümden yukarı doğru devasa bir rahatlama dalgasının yükseldiğini hissettim. Gözlerim anında doldu, yaşlar şakaklarımdan aşağı süzüldü. "Yani iyi mi? Bir şeyi yok mu?" diye fısıldadım.

"Şu an için anormallik görünmüyor Asu, ama bu her şeyin tamamen kusursuz olduğu anlamına gelmez" dedi Selin Hanım ciddiyetle. "Bundan sonraki süreç hayati önem taşıyor."

Selin Hanım cihazı ekranda sabitledikten sonra klavyeden birkaç tuşa bastı ve bana doğru döndü. Yüzündeki rahatlatıcı ifade gitmiş, uzmanlık yerleşmişti.

"Uyuşturucu madde kullanımı hafife alınacak, şu an bir şey yoksa ileride de olmaz denilecek bir durum kesinlikle değil. Şu anki görüntünün temiz olması, önümüzdeki aylarda büyük risklerle karşılaşmayacağımız anlamına gelmez. Karşımızdaki tablonun ne kadar tehlikeli olduğunu ve tüm ihtimalleri bilmek zorundasın."

Yutkunamadım bile, gözlerimi kırpmadan ona bakıyordum.

"Bak, bu maddeler plasenta yoluyla doğrudan bebeğin kanına geçer" diye devam etti Selin Hanım, elindeki ultrason başlığını yerine bırakırken. "İlk ve en büyük risk, ilerleyen haftalarda ani bir düşük yaşanması ya da bebeğin anne karnında kalbinin durmasıdır. Kimyasallar, bebeğin gelişmekte olan merkezi sinir sistemine, beynine ve diğer organlarına doğrudan saldırır. Bu da doğum defektlerine, yani organ eksikliklerine, kalp deliklerine veya zihinsel gelişim geriliklerine yol açabilir."

Hafifçe doğruldum, parmaklarımı sedyenin kenarındaki demirlere öyle sıkı geçirdim ki boğumlarım beyazladı.

"Diyelim ki gebelik ilerledi" dedi, ihtimalleri tek tek sıralayarak. "Gelişme geriliği neredeyse kaçınılmaz olur. Bebek rahimde büyümesi gerektiği kadar büyüyemez, çok küçük kalır. Erken doğum riski tavan yapar. Daha da kötüsü ablasyo plasenta dediğimiz durum yaşanabilir. Yani plasenta doğum başlamadan rahim duvarından aniden ayrılır. Bu hem bebek için hem de senin için ölümcül bir iç kanama demektir."

Gözlerimden akan yaşlar şakaklarımdan kulaklarıma doğru süzülürken sesim titreyerek çıktı. "Peki ya doğarsa? Yani her şeye rağmen doğmayı başarırsa?"

Selin Hanım derin bir iç çekti. "Eğer doğarsa, Asu, bebek dünyaya gözlerini açtığı ilk saniyede uyuşturucu yoksunluğu krizine girer. Neonatal Abstans Sendromu deriz buna. Küçücük bebeğin günlerce hastanede titreyerek, ağlayarak, nöbetler geçirerek zehri vücudundan atmaya çalışmasını izlemek zorunda kalırsın. İlerleyen yaşlarda da hiperaktivite, davranış bozuklukları ve algı güçlükleri gibi kalıcı hasarlarla boğuşur."

Duyduğum her bir ihtimal canımı yakıyordu. Kendi ellerimle karnımdaki savunmasız cana nasıl bir cehennem hazırladığımı şimdi çok daha iyi anlıyordum.

"Sana bunları seni korkutup kaçırmak ya da suçlamak için anlatmıyorum" dedi sesini biraz yumuşatarak ama ciddiyetini hiç bozmadan. "Gerçekleri bilmeni istiyorum çünkü bu bebekle yola devam edeceksen, önündeki kumarın büyüklüğünü gör. Karar senin."

Doktorun ağzından çıkan her bir ihtimal, umut kırıntılarımı tamamen eritmişti. Neonatal Abstans Sendromu demişti. Küçücük bir bebeğin, benim yüzümden, daha dünyaya gözlerini açar açmaz titreyerek yoksunluk krizi geçirmesi ihtimali vardı.

Karnımdaki jeli temizlemek için uzattığı mendili elime aldım ama silemedim. Parmaklarım o kadar çok titriyordu ki, elimden kayıp sedyenin üzerine düştü. Doğruldum, bacaklarımı sedyeden aşağı sarkıttım. Başım dönüyordu, oda etrafımda yavaşça dönmeye başlamıştı.

"Ben yapamam" diye fısıldadım. Sesim o kadar cılız çıkmıştı ki, Selin Hanım duymamıştı sanırım.

Bakışlarını bana çevirdi. "Asu?"

Gözlerimden akan yaşlar çeneme süzülürken kafamı iki yana salladım, hıçkırıklarım boğazımı yırtarcasına dışarı fırladı. "Ben yapamam, ben o maddeden kurtulamam ki. Kendimi kandırıyorum."

Selin Hanım hiçbir şey söylemeden, sessizce beni dinlemeye devam etti. Bu durumlarla ne kadar sık rastladığını anlıyordum.

Kriz anı geldiğinde, lanet şey beynimi uyuşturduğunda gözüm hiçbir görmüyor. Ben daha kendimi kurtaramamışken, karnımdaki savunmasız canı bu kumarın içine nasıl atarım? Ya irademe yenik düşersem? Ya hamileliğimin üçüncü ayında, beşinci ayında yine o zehre sığınırsam? O zaman çocuğumun yarım kalmış organlarının, kalbindeki deliğin, çektiği acıların hesabını kim verecekti? Ben bu suçlulukla yaşayamam."

Sedyeden aşağı indim, dizlerimin bağı çözülür gibi oldu ama paravanın kenarına tutunarak ayakta kaldım. Kendi kıyafetlerime bakarken kendimden bir kez daha nefret ettim.

"Ben bu bebeği doğurmak istiyordum. Gerçekten çok istiyordum" dedim. "Çınar'a rağmen, her şeye rağmen ona tutunmak istemiştim. Ama onu korumanın tek yolu, onun bu dünyaya hiç gelmemesi. Benim gibi bir annenin karnında büyümeyi hak etmiyor. Ben onu kurtaramam, biliyorum. Krize girdiğimde ona zarar vereceğimi bile bile onu bu riske atamam."

Selin Hanım'a doğru bir adım attım, masasının önünde durup gözlerinin içine baktım. "Ben bebeği aldırmak istiyorum" dedim. Kelimeler dudaklarımdan dökülürken içimden bir parçanın sökülüp gittiğini hissettim ama kararlıydım. "Yasal sürem var dediniz lütfen hemen yapalım bunu. Bu acıyı, bu korkuyu daha fazla uzatmak istemiyorum."

Selin Hanım derin bir nefes alıp arkasına yaslandı, gözlüğünü masanın üzerine bıraktı. "Asu, çok büyük bir duygusal kriz anındasın şu an. Korkuların ve endişelerin son derece insani ve haklı. Ancak kürtaj kararı geri dönüşü olmayan bir karardır. Şu anki gebelik haftan yasal sınırların içinde, yani operasyon için vaktimiz var. Eğer kesin kararın bu yöndeyse, bunu planlayabiliriz. Ama önce sakinleşmen ve sağlıklı düşünmen gerekiyor."

"Ben çok ciddiyim" dedim, gözyaşlarımı elimin tersiyle silerek. "En sağlıklı kararım bu belki de. Ama Mira... Mira dışarıda."

Kapıya doğru baktım. "Ona ne diyeceğiz? Bebeğin kalbinin durduğunu söyleyin lütfen. Boş gebelik deyin, bir şey uydurun. Eğer benim uyuşturucu yüzünden bebeği aldırdığımı, bu yüzden pes ettiğimi öğrenirse."

Selin Hanım ayağa kalktı, yanıma gelip elini omzuma koydu. "Sana daha önce de söyledim Asu. Senin sırrın bu odada kalır. Arkadaşına ne söyleyeceğimiz ya da neyi ne kadar anlatacağımız tamamen senin kontrolünde. Ben tıbbi olarak operasyon gerekliliğinden bahsederim, gerisini senin istediğin gibi şekillendiririz. Şimdi geç giyin, sonra kapıyı açıp onu içeri alacağım. Bu süreci onun yanında, en azından bir destekle atlatman gerekiyor."

Başımı salladım. Paravanın arkasına geçip pantolonumu yukarı doğru çektim. İçimde devasa bir yas vardı. Bebeğimi kendi ellerimle ölüme gönderiyordum ama biliyordum ki, benimle kalması onun için ölümden daha beter bir cehennem olacaktı. Aynadaki solgun yüzüme baktım, montumu aldım ve üzerime geçirdim. Ardından paravanın arkasından çıktım. Selin Hanım kapıya doğru yürüyüp kolu çevirdi.

Selin Hanım kapıyı açtığında, Mira neredeyse saniyelerdir kapının koluna yapışmış gibi hemen içeri adım attı. Yüzünde hem bir merak hem de benim bitkin halimi gördüğü an üzerine çöken bir endişe vardı. Hızla yanıma gelip kolumu tuttu.

"Asu? Ne oldu, yüzün bembeyaz? Bir sorun mu var?" diye sordu, gözleri hızla benimle doktor arasında gidip gelirken.

Selin Hanım masasına geçip oturdu, her zamanki profesyonel ve sakin ses tonuyla Mira'yı yönlendirdi. "Mira Hanım, lütfen siz de oturun. Asu Hanım'ın durumunu konuşuyorduk."

Mira çantasını yan tarafa bırakıp hemen masanın önündeki diğer koltuğa ilişti. Gerginlikten tamamen doktora odaklanmıştı. "Doktor Hanım, kötü bir şey yok di mi? Bebek iyi mi?"

Selin Hanım önündeki bilgisayar ekranına kısa bir bakış attıktan sonra ellerini masada birleştirdi.

"Mira Hanım, maalesef beklediğimiz gibi normal bir gebelik süreciyle karşı karşıya değiliz" diye başladı söze. Sesi net ve inandırıcıydı, ben bile bir an uydurduğumuz yalana inanacaktım. "Yaptığımız ultrason muayenesinde gebelik kesesini rahim içinde göremedik. Asu Hanım bir ektopik gebelik, yani halk arasındaki adıyla dış gebelik yaşıyor."

Mira'nın kaşları şaşkınlıkla çatıldı, kelimeyi tam anlamamış gibi bocaladı. "Dış gebelik mi? O ne demek tam olarak?"

"Şöyle anlatayım" dedi masanın üzerindeki anatomik maketi işaret ederek. "Döllenmiş yumurta, rahmin içine ulaşması gerekirken tüplerde veya rahim dışındaki başka bir dokuda takılıp kalmış ve orada büyümeye başlamış. Gebelik testlerinin pozitif çıkma sebebi de bu. Ancak bu durum tıbbi olarak imkansız bir gebeliktir. Embriyonun rahim dışında büyümesi ve yaşaması mümkün değildir."

Mira duyduklarıyla sarsıldı, bakışları bana döndü. Gözlerindeki korumacı ve üzgün ifadeyi gördüğümde içim sızladı ama pes edemezdim. "Peki tehlikesi var mı? Ne yapılacak şimdi?" diye sordu Mira, sesi bu kez endişeyle kısılarak.

"Çok ciddi bir hayati tehlikesi var" diyerek uyardı durumun ciddiyetini vurgulamak için sesini biraz daha ciddileştirerek. "Eğer müdahale edilmezse, tüp büyüyen keseyle birlikte patlar ve Asu Hanım'ın hayatını tehdit eden çok ağır bir iç kanamaya yol açar. Bu yüzden gebeliği en kısa sürede, cerrahi bir operasyonla sonlandırmak zorundayız. Bu kaçınılmaz zorunluluk."

Mira derin bir nefes alıp elini alnına koydu. "İnanamıyorum, gerçekten çok üzücü" diye mırıldandı. Sonra hızla bana dönüp elimi sımsıkı tuttu. "Asu'm canım benim. Demek o yüzden sabah bu kadar kötüydün, vücudun sana sinyal veriyordu demek ki. Şükür ki erkenden geldik, bak Doktor Hanım hemen fark etti."

Başımı hafifçe salladım, gözlerimden akan yaşları serbest bıraktım. Mira'nın şefkati beni mahvediyordu ama sırrım güvendeydi.

Mira operasyonun uyuşturucu yüzünden değil, dış gebelik yüzünden olduğunu sanacaktı.

Mira doktora döndü "Tamam Doktor Hanım, ne gerekiyorsa hemen yapalım. Arkadaşımın sağlığı her şeyden önemli. Operasyon ne zaman olacak?"

Selin Hanım, Mira'nın elindeki telefona ve o ödün vermeyen, kararlı duruşuna bakıp araya girdi. Sesindeki o profesyonel sakinlikle, "Mira Hanım, bir dakika lütfen," diyerek dikkatimizi üzerine çekti.

Mira elindeki telefonu indirmeden şaşkınlıkla doktora döndü. "Buyurun Doktor Hanım?"

Selin Hanım, önündeki bilgisayar ekranına kısa bir bakış atıp derin bir nefes aldı. "Ameliyathane ve poliklinik durumunu kontrol ettim. Maalesef bugün hastanede inanılmaz bir yoğunluk var. Randevulu hastaların yanı sıra acilden giriş yapan çok fazla vakamız birikti. Kadromuz şu an tam kapasite çalışıyor ve sizi bu karmaşanın ortasında saatlerce sedyede bekleterek mağdur etmek istemiyorum."

Mira'nın kaşları anında çatıldı, o sert ve hakkını arayan mizaçlı yapısı hemen kendini gösterdi. "Nasıl yani? Ama az önce durumun ciddi olduğunu, tüplerin patlama riski olduğunu söylemiştiniz. Asu'yu bu halde bekletecek miyiz yani?"

Selin Hanım, Mira'nın haklı çıkışını tahmin etmiş gibi hiç istifini bozmadan anlatmaya devam etti. "Çoğu durumda haklısınız, risk her zaman var. Ancak yarına kadar idare ede bilir miyiz? En doğrusu, Asu'yu bugün eve gönderip tam yatak istirahati vermek. Yarın sabah, ameliyathanenin en sakin, en steril olduğu saatte sizi doğrudan içeri alacağım."

Mira tatmin olmamış bir ifadeyle bana, sonra tekrar doktora baktı. "Emin misiniz Doktor Hanım? Evde bir şey olmaz değil mi?"

"En ufak ağrı veya ani kanama durumunda hiç beklemeden doğrudan acile başvurursunuz, ben de hemen gelir müdahale ederim. Ama şu anki randevu tabloma göre evde dinlenmesi hastane koridorlarında beklemesinden çok daha güvenli" dedi.

Mira derin bir iç çekip telefonunu cebine geri koydu. Doktorun aıklaması karşısında yapacak bir şeyi kalmamıştı. "Peki, madem öyle diyorsunuz" diyerek bana döndü. "Duydun değil mi Asu? Yarına kadar evde kraliçeler gibi yatacaksın, ben de başında bekleyeceğim."

Mira gitmek üzere oturduğu koltuktan toparlanıp ayağa kalkarken, montunun önünü kapattı. "Hadi bakalım, başka birşey yoksa biz gidelim sen çok yoruldun artık" dedi.

"Mira" dedim, sesimin titremesini gizlemeye çalışarak. "Sen önden çıksana biraz. Benim doktor hanıma sormam gereken bir şey daha var."

Gözlerimin içine baktı, bu konularda ne kadar hassas olunabileceğini çok iyi biliyordu.

"Tamam güzelim, çok haklısın. Aklında hiçbir soru işareti kalmasın, iyice rahatla öyle çıkalım" dedi sırtımı sıvazlayarak. "Ben de o sırada aşağıya inip bugünkü muayene ve giriş işlemlerinin ödemesini yapayım, vakit kaybetmeyiz. Hadi, ben giriş katındayım, işin bitince gelirsin."

"Tamam, teşekkür ederim" dedim.

Mira kapıyı kapatıp odadan çıktığı an, ayaklarım beni daha fazla taşıyamayacakmış gibi masanın önündeki koltuğa geri çöktüm.

Gözlerimden akan yaşlar bu kez korkudan değil, sığındığım güvenli limanın verdiği minnetten dolayı süzülüyordu.

Selin Hanım'a baktım. Masasındaki kalemi kenara bırakmış, insani şefkatle izliyordu.

"Doktor Hanım" dedim. "Çok teşekkür ederim. Gerçekten Mira'ya gerçeği anlatmadığınız için çok teşekkür ederim."

Selin Hanım derin bir iç çekip bana doğru hafifçe eğildi. "Asu, normal şartlarda hastalarıma ya da onların yakınlarına yalan söylemek benim meslek etiğime uymaz" anlayışla.

"Ama şu an karşımda sadece tıbbi bir vaka değil, çok büyük bir psikolojik kriz yaşayan genç kadın var. Arkadaşının senin üzerindeki etkisini, bağımlılık gerçeğini şu an kaldıramayacağını gördüm. Benim görevim sadece bedeni değil, hastamın ruhunu da korumak."

"Eğer ona gerçeği söyleseydiniz, uyuşturucu yüzünden bebeğimi kaybettiğimi ya da bu korkuyla onu aldırmak zorunda kaldığımı öğrenseydi ben biterdim" dedim, ellerimle yüzümü kapatarak. "Mira benim hayattaki tek dayanağım. O beni o kadar başka bir yerde görüyor ki yüzüme bakmazdı. Beni bu çukurdan çekip çıkaracak kimsem kalmazdı."

Selin Hanım başını anlayışla salladı, masanın üzerindeki peçeteliği bana doğru itti. "Teşekkürünü, yarın bu ameliyattan çıktıktan sonra kendine temiz bir sayfa açarak ödeyeceksin Asu" dedi kararlı bir sesle. "Mira bu dış gebelik yalanıyla senin yanında kalmaya, seni korumaya devam edecek. Sen de onun bu temiz sevgisini ve benim aldığım riski boşa çıkarmayacaksın. Şimdi gözyaşlarını sil, çünkü Mira birazdan ödemeyi bitirip yukarı gelir. Güçlü durmak zorundasın."

"Söz veriyorum" dedim, peçeteyle yüzümü kurulayarak. "Her şey için çok teşekkür ederim."

Doğruldum, üzerimi düzeltip odanın kapısına doğru yürüdüm. Selin Hanım'a son bir kez minnetle bakıp kendimi koridora bıraktım.