3. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR

3.BÖLÜM

M. Faye

Kim dost?
Yara bandı yapıştıran mı?
Yoksa o yaraları neden taşıdığını öğrenmeye çalışan mı?
Hangisi gerçek?

Ela Dinçer

Son görüşmemizin üzerinden tam iki gün geçmişti. Asu ortadan kaybolmuş gibiydi. Ne kadar arasak da, ne Mira'nın ne de bizim aramalarımıza cevap veriyordu. Sessizdi. Korkutucu sessizlikti bu. Yaşam belirtisi yok gibiydi. Hatta evine gitmeyi bile düşünmüştük. Ama içimizde o adımı atacak cesareti bir türlü bulamadık. Kapısını çalıp yüzüne nasıl bakacaktık ki? Ya açmazsa, ya açar da yine konuşmazsa?

Dört kişi yan yana yürüyorduk. Ama hiçbiri gerçekten "yanımda" gibi değildi. Herkesin aklı kalbi bir yerdeydi Asu'da. Haktan ve Beha birkaç adım arkamızda yürüyordu. Mira ise yanımda ama bir duvar gibiydi artık. Ellerim cebimde, gözüm yerdeyken, bir an başımı kaldırıp ona döndüm.

"Anlatsana artık Mira" dedim. Sesim uzun bir süredir konuşmadığım için çatallaşmıştı. "Asu neler yaşadı? Neden bu kadar gizliyorsun? Bu şekilde hiçbir şey değişmiyor."

Mira yavaşça durdu. Gözlerini kaçırdı önce. Sonra omuzlarını gerip keskin bir nefes verdi.

"Yeter artık Ela sus!"dedi. "Anlatamam diyorum işte."

"Nasıl destek olacağız peki?" dedim, sesim titreyerek. "Ne yaşadığını bile bilmezsek nasıl yanına yaklaşacağız?"

O an Mira patladı. Sert adımlarla yürümeye başladı, aniden durup bana dönüp bağırdı: "Ela! Sana sesini kes dedim. Onun yaşadıklarını anlatmak bana düşmez. Ona bunu yapamam!"

Donup kaldım. Gerçekten anlamıyordum. Ne ola bilirdi ki, bu kadar büyük? Hiçbirimize anlatamayacak kadar ne yaşamış olabilirdi Asu? Haktan ve Beha geriden gelmeye devam etseler de, sessizliklerini koruyorlardı. Belki de haklılardı.

"Senin yüzünden arkadaşımızı kaybedebiliriz" dedim boğuk bir sesle.

Mira'nın gözleri bir anda büyüdü. İfadesi sertleşti ve dudakları titredi.

"Bunu hep bencil olan sen mi söylüyorsun?" dedi. "Sen kendinden başka kimseyi düşünmezsin. Küçükkende böyleydin. Babam bizi terk ettikten sonra hep seni kolladım. Hep seni savundum. Annemin gözüne girmek için çabaladım ama her zaman sen parladın. Hep sen!"

Haktan, Mira'nın kolunu tutarak geri çekmeye çalıştı.
"Yeter," dedi sadece sesi sakin ama kararlıydı. Beha ise hiçbir şey demeden, sadece izliyordum.

Ama o durmadı. Bir adım daha bana yaklaştı. "Hiçbir zaman ne yaşadığımı merak etmedin bile. Senin dünyan senden ibaret. Şimdi Asu için göz yaşı döküyorsun ama gerçekten onun için mi? Yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorsun?

Sözler Mira'nın ağzından zehir gibi dökülürken ben ağzımı açamıyordum. Boğazıma oturan düğüm, sözcükleri içime bastırıyordu. Ne diyeceğimi bilmiyordum.

Çünkü o kadar şey vardı ki anlatamadığım uzun zamandır sustuğum şeyler..

Gözlerimin dolduğunu hissederken ağlamamak için başımı öne eğdim. Sonra adımlarımı hızlandırıp yanlarından hemen ayrıldım.
Arkamdan Beha'nın geldiğini fark ettim. Yanıma yetişti ama konuşmadı.

Eve doğru yürüdüm. Sokağın yarısına geldiğimizde durup ona döndüm.
"Git artık, peşimden gelme."

Beha yavaşladı. Gözlerini gözlerime kenetledi. Yumuşak bir sesle "Bak Ela'm söyledikleri çok ağırdı. Ama Mira sadece endişeli. Suçlama onu hemen" dedi.

Deliyordum. Yine mi Mira haklıydı? Hep o mu haklıydı? Biz burada kalbimiz kırık, çaresiz dolanırken o sadece endişeli diye savunuluyordu.

"Tabii ya, hep o haklıdır zaten'" dedim alayla. Beha içini çekti. Omuzları hafifçe düştü. O gözler içinde bin kelime saklıydı. "Seni anlıyorum Ela" dedi ve elimi tuttu. "O haklı demiyorum. Sadece seni de anlıyorum."

Elimi çektim.

"Beni mi anlıyorsun? Benim hakkımda ne biliyorsun ki? Sen sadece Mira'nın söylediklerini dinledin."

"Çünkü sen hiç anlatmadın" dedi Beha. "Ben hep bekledim. Sen ne zaman kendini hazır hissedersen anlatırsın diye."

"Güzel yalan" dedim acı bir gülümsemeyle. "Umursamadın bile."

"Ela,anlamıyorum seni" dedi. "Anlatma desem sinirleniyorsun, anlat diyorum yine kızıyorsun. Ne yapayım?"

Cevap vermedim. Eve doğru yürümeye devam ettim. Beha birkaç adım geriden gelmeye devam etti.

"Ela beklesene" dedi.

Eve yakın bir yerde görüştüğümüz için hızla yürüyüp eve varmak istedim. Arkamdan gireceğini düşünmüyordum ki, kapıyı açtığında benimle beraber içeri girdi. Sinirlendiğimden onu iteklemeye başladım.

"Git diyorum sana! Neden peşimden geliyorsun?"

Ama o inatla kaldı. Elleriyle yüzümü okşadı. Parmakları titriyordu.

"Ela'm güzelim ne zaman hazır hissedersen anlatırsın diye sustum hep. Ama seni böyle görünce seni böylesine dağılmış görünce artık susamam. Anlat bana. Ne oldu geçmişinde? Neydi o seni susmaya iten şeyler? O yükle dolaşma artık. Omzunda taşıdığın o yük ne? Birazını da bana ver. Birlikte taşıyalım. Paylaş benimle."

Kalbim parçalanıyordu.

"Sanki sen bana herşeyi anlatıyorsun da, sıra bana geldi. Hiçbir şey anlatmadın sende."

Beha'nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Ben anlattım. Annemle babamın depremde öldüğünü biliyorsun. Daha ne anlatayım?"

Güldüm. Ama acı bir gülüştü bu. Gözlerim yaşlarla doluydu.

"Evet bildiğim tek şey bu işte. Sadece bu! Bu mu her şey? Bu mu geçmişin? Ne hissettin? Nasıl baş ettin? Ne düşündün? Bunları hiç anlatmadın!" İşaret parmağımı ona doğru tutup salladım. "Hayatını kitap gibi verdin elime sadece girişi okudum daha sonra hızla çekip aldın diğer sayfaları göstermedin!"

Beha sustu. Bir adım geri attı. Ve ben o anda söylediklerimin farkına vardım.

Yine yapmıştım. Yine içimdeki her şeyi bastırmış, sonunda ona patlamıştım. Mira'ya kızgındım ama acımı Beha'ya kusmuştum. Çünkü o hep susardı. O hep dinlerdi. Ve ben her seferinde onu hedef alırdım.

Ama bu kez daha derine inmiştim. Bu kez onu en acı yerinden vurmuştum. Anna babasını kaybettiği o travmadan.

Kendimizi korumak için geçmişimizden hiç söz etmezdik. Çünkü geçmiş, yanlış ellerde bir silaha dönüşürdü. Ve bu silahı çoğu zaman bize en güvendiklerimiz doğrulturdu. Ben ona doğrulttum ve tetiği çektim. Bunun sonucu, kendimi korumaya çalışırken aslında kendimden bir parçayı kaybettiğimi fark etmek oldu.