15. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR
15.BÖLÜM
Yara bandı tutmayacak açık yaraların, neşter kesti iğne dikmeyecek. İpler yeterince uzun değildir, bilirsin. Kavuşamazlar sevdiklerine. Bana nasıl bir kalp verdiğinin farkında değilsin, zehir pompalıyor zihnime. Ve bir kapı görmediğinde artık anlayacaksın,
yalan söylediler küçüğüm, bize yalan söylediler. Bu dünya gerçek cehennemdi. Ve senin kolların cennetine hiç yetişemedi.
Asu Özsoy
Salonun kapısının önünde durduğu an nefesim kesildi. Orada tam Latif duruyordu. Gözlerindeki sertlik, beni her zaman ki, gibi ürkütüyordu. Kalbim deli gibi atıyordu hatta sesin kulaklarımda çınladığını bile hissediyordum ama yüzümde tek bir ifade yoktu.
Sessiztim, hayatta kalmam için en
güçlü ve tek silahımdı. Gözlerindeki sertlik ansızın yumuşadı yüzünde bir gülümseme belirdi, sahteydi kandırmacaydı.
Ellerini ceplerine koyup yavaş adımlarla bize doğru yöneldi her adımını izledim. Ağır ağır yürüyordu. Nefesimin kesildiğini hissettim anlık çünkü hiç hazır değildim.
Burada Latif'i tanıyan tek kişi Mira'ydı. Ve o şimdi numara yapacağı için ona baba diyecektim. İğrenç bir laftı, birine böyle sahiplenme eki neden kullanıyorlardı ki? İsmini söyle gitsin bu kadar zor olmamalı.
İlla babam diye öyle hitap etmek istemiyordum. Ama mecburdum.
Derin nefes aldım. Düşüncelerimde boğuluyorum diye kendimi yiyip bitiririken, kulağımın aniden çınlanmasıyla ellerimi kaldırıp kulaklarıma götürdüm. Bu son zamanlarda çok oluyordu ve etrafımda konuşan kimseyi
net duyamıyordum. Ve şimdi durmaksızın çınlıyordu lanet kulaklarım. Herkesin gözü Latif deyken ve birazdan bana döneceklerini hissederken elimi
kulaklarımdan yavaşça çektim.
Haktan, Beha, Ela ve Mira hepsi ona
bakıyordu ve kimse konuşmuyordu.
Gözüm hepsinin üzerinde gezinirken
Haktan'nın gözlerini kısdığını gördüm. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordu galiba. Beha nefesini tutmuş diye geçirdim içimden çünkü hareket bile etmiyordu. Ela tedirgin ama dikkatli bir şekilde Latif'i süzüyordu. Mira gözlerini baba denen şahısdan çekip bana baktı.
Ölüm sessizliğini sonunda Latif bozdu. Gülümsemesine devam ederken kendi nezdinde ılımlı bir sesle "Selam, Asu" dedi. Sesi yumuşaktı ama içinde tehdit vardı. Kulak çınlamam aniden durmuş içimde istemsiz titreme geçmişti.
Yüzümde hiçbir tepki olmadığına emindim. Susuyordum çünkü ben
konuşmadığım için sesini keseceğine
inanıyordum.
Diğerlerini es geçip yanıma geldi gözlerini benden ayırmadan kulağıma yaklaştı "Sana zarar
vermek istemedim."
Geri çekilip ellerini ceplerinden çıkardı ve omzuma koydu. İçimde
öfke dalgalanıyordu ve her an onun boğazına yapışmak isteği geliyordu. Dünki tehdit hala taze ve acı vericiydi. En çokda bunun için öfkeliydim. Ama bunu göstermek yok, sessiz kalmak ve güçlü durmak vardı.
Gözlerimi ona dikerek nefesimi kontrol ettim. İçimde öfke, korku
ve nefret karışıyordu ama dışarıya hiçbir şey yansıtmayacaktım. Karşımda duran arkadaşlarıma rol yapıcaktım. Mira hariç. Her bakışını, her kelimesini analiz ediyordum Latif'in.
Gözümü ondan çekip diğerlerine döndüm. Kısık bir sesle istemedende
olsa "Babam" diye laf kaçtı ağzımdan. Beha, Ela ve Haktan aydınlanmıştılar ki kaşlarını kaldırıp başlarına salladılar. Ama Ela bunla yetinmeyip öne atıldı ve elini öne uzadıp Latif'le el sıkışmaya çalıştı. Ve o da bu fırsatı kaçırmayıp omzumun üzerinde olan kolunu çekip onla görüştü.
"Ela ben Asu'nun arkadaşıyım yani"
derken, cümlesini yarıda kesip elini
geri çekti Beha, Haktan ve Mira'nı
ona tanıtmaya başladı. Latif hepsini tek tek inceleyip "Memnun oldum çocuklar" diyerek kanepeye tam yanıma çökerken herkesde onunla beraber oturmuştu.
Yeniden sahte bir gülümsemeyle "Hayırdır? Asu öyle hiç eve çağırmazdı arkadaşlarını" dedi.
Haktan hala onu garip bakışlarla süzerken Beha kafasını olumlu anlamda sallayarak "Evet, çağırmaz bizde sürpriz olsun diye geldik
zaten" demişti.
Gözlerimden hiçbir şey kaçmıyordu. Her saniye içimde bir fırtına kopuyordu öfke, korku, her an
olacaklar. Hepsi bir aradaydı.
Benim olanları televizyon programı
gibi izlediğimi düşünüyordu Latif
biliyordum. O da konuşucak bir şey
bulamadığı için anlayışlı ses tonuyla
"Küsmüyüz?" sorusunu yöneltti.
İçimde bir gülme isteği yükseldi.
Çünkü oyunculuğu gayet iyi yapıyordu. Geçmişinde hatalarını telafi etmeye çalışıyor gibiydi ama ben buna inanmadım. Gözlerimi ondan ayırmadım nefesimi sayarak kontrol ettim. Ve "hayır babacım" dedim.
Latif sanki sınırlarımı test ediyordu ben kıpırdamadım. Her bakışı, her kelimesi bir tuzak gibiydi ama tuzağa düşmedim. Sabit durdum, nefesimi aldım. Onun yanında güçlü görünmek zorundaydım.
"Biliyorum, seni kırdım" dedi. Hepsinin tüm dikkati bizdeyken ben
gözlerimi kapadım. Her kelimesini
zihnimde tartıyor, niyetini anlamaya
çalışıyordum. Bu kadarı fazlaydı.
Aramızdaki yakınlık nefes almamı
zorlaştırıyordu. Gözlerimi yeniden açarken Mira'ya baktım. O sahte baba kız rolu oynadığımızı gayet iyi biliyordu. Bozuntuya vermeden bana içtenlikle gülümsedi.
Haktan araya girdi, nazik ama
kararlı bir şekilde "Latif bey, bence
bu tamamen Asu'nun kararına bağlı.
Belkide sizle barışmak istemiyor."
Gözlerim Haktan'a kaydı yeniden Latif'e döndü. Kavga edeceğini hatta
şimdi kalkıp ona yumruk atacağına yemin edicektim ki, derin nefes alıp dertli bir sesle "Evet, Haktan'cım
bunu biliyorum" demesiyle salonun havası bir anlığına hafifledi gibi oldu.
Ama o sakinlik sadece kısa bir yanıltmacaydı. Hemen ardından
Haktan kaşlarını çatarak ayağa
kalktı. "Bunu biraz daha net
konuşmamız lazım!" dedi ve Latif'e
doğru yaklaştı.
Bu çocuk manyaktı galiba. Gördüğü herkese böyle boğa gibi saldıracakmıydı?
Mira hemen Haktan'ın önüne geçti ellerini kaldırdı ve onun göğsüne
koydu. Ama bir an bile duramadı. "Haktan! Sakin ol, şimdi değil!" diye fısıldadı ama sesi yetersizdi.
Beha ise birden kanepeden fırladı, Latif'in yanına adım attı orada durdu, bakışları hem öfke hem de merak doluydu. "Böyle devam edemeyiz!" dedi sesi gergindi.
Salonun ortasında adeta görünmez
fırtına patlamıştı. Haktan ve Beha birbirlerine bakıyordu, Mira Haktan'nın önünden çekilmişti
çoktan. Çatışma yaşıyor gibiydi bana
yardım mı edecekti yoksa yalanımı
ört bas etmeyi bırakıcakmıydı?
Latif ellerini hafifçe açtı, sessizliğini
koruyordu ama kaos onun üzerinde
de etkiliydi gözleri arkadaşlarımı
takip ediyordu. Ela olanları bir
köşeden izlerken Haktan geriye
adım attı, öfke hâlâ gözlerinden
okunuyordu.
Latif hala sakin bir tavırla gözlerini
ayırmadan izliyordu bizi. Nefes alışlarımız, bakışlar, ani hareketler
salonu dolduran kaos somut bir
enerji haline gelmişti. Haktan birden
yüksek sesle "Asu seninle ilgili bir
şeyleri bilmemiz lazım!" dedi.
Ela hemen yanına gidip "Haktan!"
diye uyardı. Mira'da onu uyarıcı bir
ses tonuyla uyarmıştı.
Hani biz rol yapıyorduk ne ara bu
ana geldik?
Kaosun ortasında Latif yanımdan kalkıp "Sakin ol" dedi ama sesi neredeyse duyulmuyordu kaos o
kadar büyüktü ki, kelimesi etkili olamıyordu. Elini onun omzuna koyup sıktı hem uyarıcı, hem de
sakin ses tonuyla "Bak kimseye zarar
vermek istemiyorum" dedi.
Haktan derin nefes alıp sertçe geri çekildi ve salonun çıkışına doğru ilerledi. Ani kapı çarpma sesiyle onun çoktan evden ayrıldığını hissettik.
Beha'nın "Onu boş verin biraz Asu
için endişelide o yüzden böyle dediğini duydum. Ela ve Beha bir
birine kaş göz yapıyorlardı.
Yüksek ihtimalle "burdan gidelim" diye sessiz bir muhabbet dönüyordu aralarında. Ela gözünü Beha'dan ayırıp."Bize artık iyi akşamlar" dedi ve kanepenin üzerinden çantasını
aldı. Mira bana yalvaran gözlerle
bakarken ben oldukça ifadesiz
bir şekilde onu izliyordum. Beni
Latif'le yalnız bırakmak istemiyordu
biliyordum. Ela Mira'yı kolundan
çekiştirirken Mira'nın gözlerinde ki,
ifade değişmişti nefrete dönmüştü
adeta. Bu bakış Latif içindi.
"İyi akşamlar" dedi ona bakarken.
ve bana bakmadı. Ela'nın koluna
girdi. Ela gülümseyip "Görüşürüz.
Asu'cum" dedi. Latif de pişkin pişkin
gülerken "Ben sizi yolcu edeyim"
diyerek üçünü uğurlamak için peşlerinden gitti.
Ben yine her zamanki gibi yalnız kalmıştım. Yalnız kalan zamanlar o kadar iğrençti ki, düşünmekten
kafayı yiyordum. Bu evde beni
Latif'le bırakıp çekip gitmişlerdi.
Bugün ben bu adamla yine aynı çatı altındaydım ve savunmasızdım. Korkaktım...
