8. bölüm · YALNIZ KALAN ZAMANLAR

8.BÖLÜM

M. Faye

Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz.

Asu Özsoy

Gözlerimi ağır ağır açtım, güneş ışıklarının göz pınarlarımı rahatsız etmesi ile beraber banktan kalkıp ayaklarımı yere bastım. Bedenimin haplara ihtiyacı olduğu için titremeye başlamıştı. Uzun bir aradan sonra iyi bir uyku çekmiştim.

Kendi yatağımda, kendi evimde hiç
böyle rahat uyuduğum gün aklıma
gelmiyordu. Acıyan boynumun sağ yanına dokununca acıyla sızlandım. Sert, rahatsız bir zeminde uyumak bir yana, dün uyumadan önce düşündüklerim beni içten içe çürütüyordu. Ellerim ise hala titriyordu. Kafamın içine sanki biri çivi batırıyordu.

Bu haplarımı niye yanımda getirmemiştim. Belki de kendime ceza vermiştim. Belki de sadece unutmak istemiştim. Fakat artık geri dönmem gerekiyordu. Eve. O iğrenç yere.

Yavaşça ayağa kalktım. Yanımdan
geçen yaşlı çiftin bakışlarının üzerimde olduğunu hissettim ama, onlara bakmadım. Bakmakta haklılardı çünkü, yanımdan geçip gittiklerinde üzerime bakmış ve kıyafetlerimin buruşmuş olduğunu görmüştüm. Gözüm aniden yerdeki sigara izmaritine kaydı. Bir anda. aklıma dün gece, muhtemelen ben yaşlarda olan çocuk geldi. Benden uzakta oturmuş boş boş konuşup
sonda ise saçma bir şey söyleyip
gitmişti.

Dün geceyi unutup başımı kaldırdım
ve yürümeye başladım.

Saçlarım darmadağınıkdı ama
umurumda değildi. Umrumda
olan tek şey, bir an önce o haplara
kavuşmaktı.

Biraz yürüdükten sonra eve
vardığımda içim ürperti
kapladı. Pencere açıksa ya da
belki Latif yoktur. Ama pencere
kapalıysa içimde tuhaf bir his
vardı. Latif'in evde olmadığını
umuyordum. Ama kalbimin
derinliklerinden gelen başka bir
korku vardı. Daha garip. Daha
karanlık. Adını söyleyemediğim bir
korku yeşeriyordu içimde.

Evin etrafında dolandım. Odamın
penceresine yöneldim. Eskiden
birkaç defa oradan içeri girmiştim
ama bu kez pencerem kapalıydı.

Muhtemelen ben gittikden sonra
Latif kapatmıştı. Bu detayın bana
hissettirdiği korku iliklerime kadar
işledi. Pencereden yana olan şansımı
kaybettiğim için ön kapıya yöneldim.

Sırt çantamdan anahtarı çıkardım.
Sessizce kapıyı açtım, umuyorumdum
ki, Latif evde yoktu. Belki evde olsa bile uyuyordu, eğer olursa, bir dakika düşünmeden haplarımı alıp hemen evden uzaklaşıcaktım. Derin bir nefes aldım ve içeri yavaşça bir adım attım. Ev tamamile sessizdi. Kapıyı arkamdan kapatmayıp aralık olucak şekilde açık bıraktım ve parmak uçlarımda salonun kapısına doğru ilerledim.

Ama adımımı attığım anda, beni
oturduğu yerden izleyen bir çift gözle
karşılaştım. Beklemediğim bir şekilde
karşılaştığım için geriye doğru bir
adım attım.

Fatih.

Orada kanepeye yayılmış, sessizce
beni izliyordu. Gözleri aşağılayıcı bir ifadeyle üzerimde geziniyordu.
Beni baştan aşağı süzdü.

Heyecan ve korkudan karnıma bir ağrı girdiğini hissettim. Hafiften midem bulanmaya başlamıştı. Elimde olmadan yine bir adım geri çekildim ama, ayaklarımın arkamda ki, halıya takılmasıyla dengemi kaybettim. Zorda olsa, yere düşmemeyi başarmıştım.

Sonunda cesaret edip boğazımı
temizledim ve konuşmaya başladı.

"Ne yapıyorsun burada?" dedim. Sesim fısıltıdan farksızdı.

O ise bir şey demeden sadece
gülümsedi. O gülümseme, yıllar
öncesine götürdü beni. Elinin
omzumda durduğu anlara... O yaşta
sevgiyle tacizi ayırt edemeyen, masum Asu'nun hallerine amcasını babası gibi gören küçük masum çocuğa...

Şimdi ise çocuk Asu'dan eser alemet
yoktu. Ama korkum hala yıllar öncede olduğu gibi yerinde kalmıştı.

"Latif evde yok mu?" dedim. "Ne
istiyorsun benden?"

Ilk sorumu umursamadan "Seni" dedi
kısık bir sesle. Kanepeden sessizce
kalktı ve siyah gözlerini üzerimde
gezdirerek bana doğru yaklaşmaya
başladı.

Dünyanın donduğunu, zamanın
durduğunu hissettim. İçimden geçen
tek şey vardı.

Kaçmak.

Ama ayaklarım kıpırdamıyordu.
Ellerim uyuşmuştu. O hala bana
doğru adım atıyordu ve benim
elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Evden kaçmak olmazdı, gitsem hapım
olmadan yaşayamazdım. Arkama bile
bakmadan kaçmam gerekiyordu ama,
korkak olduğumu biliyordum gitsem
günlerce dönmezdim.

"Bana yaklaşma" diye bildim sadece.

"Yıllar geçti, Asu. Artık kadın
olmuşsun. Sözleri iğrençdi ama, sesi
hepsinden ve her şeyden iğrençti.

Duyunca bedenim ürperirdi. Kirli
sakalları, kısa boyu, hafif çıkmış
göbeği, küçükken bana yaklaştığı
zamanlar gelen ter kokusu pislikti.

Zehirliydi. İğrençti.

Eskiler aklıma gelince hemen odama
doğru koştum. Planım kapımı kilitleyip haplarımı almak ve pencereden kaçmaktı. Ama, planım istediğim gibi ilerlemedi. Odama varmıştım ancak kapıyı kapatacağım an elleriyle kapıya tüm gücüyle baskı uygulamaya başladı.

Ben kapıyı itip kapatmak istiyordum
ama, tüm gücümü kullansamda
kapının sertçe açılmasıyla odanın
ortasına doğru savruldum.

Korku insana galiba her şeyi
yaptırıyordu çünkü, üzerime atlamadan ayaklandım ve yatağımın
yanında ki, komidine doğru koşdum.

Açıp hapları alıcaktım ki, arkadan üzerime doğru atladı ve beni yatağa
savurdu. Elimi kaldırıp ona vurmaya
başladım ama, bir eliyle bileklerimi
tutdu. Avazım çıktığı kadar bağırmaya
başladığımda diğer eliyle ağzımı tutdu.

Elini ısırıp, bileğimi diğer elinden
kurtardıktan sonra, yana doğru
itip yatağa düşmesini sağladım ve
komidinin içinden hapları çıkarmaya
çalıştım.

Anlık saçlarımın çekilmesiyle çığlığı basıp ellerimle saçlarımı tutmaya başladım.

Öyle ki, acıdan nefesim kesiliyordu. Yatağa yeniden itip üzerime çıktı ama, saçımı hala bırakmıyordu artık saç diplerimin acısını unutmuş ellerimi gözlerine doğru bastırmaya başlamıştım.

Çığlığım ise odanın duvarlarında
yankılanıyordu. Yüzüme atılan sert
bir tokatla başım sağa dönerken
zayıf anımdan faydalanıp, bir elini
pantalonumun düğmesine götürüp
açmaya başladı. Ses tellerimin acıdığını hissediyordum çünki, dayanmadan çığlık atıyordum. Saç diplerimin, yanağımın ve boğazımın acısıyla gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.

Çığlıklarımın arasından "Nolur beni
bırak" diye yalvarmaya başlamıştım.

Pantolomun aşağı inmesini hissetmemle yeniden büyük bir
çığlık atıp, gözyaşlarımın arasından

"Bırak beni nolur, yalvarıyorum sana
bırak beni" derken başımı kaldırıp yeniden ellerimi gözlerine doğru götürdüm ve batırmaya başladım.

Kapırın sert bir şekilde kapanma
sesiyle birinin "Asu!" diye bağırmasını
duydum.

Bu ses... tanıdık bir ses.

Fatih'in bu ani sesle durmasıyla benim ellerimde yana düştü. Kafamı odamının kapısına doğru
çevirmiştim. Bir sülletin yıldırım gibi
içeri dalmasıyla onun kim olduğunu
farkettim.

Haktan.

Gözleri bana sonra ise üzerimde
oturmuş Fatih'e odaklandı. Şaşkın bir
şekilde gözleri büyüdü.

Fatih'in ise eli hala kolumda olucak
şekilde "Sen karışma bu işe defol git!"
dediyini duydum. Büyük adımlarla ona doğru yürüyüp elini ensesine götürdü ve üzerimden bir hışımla kaldırdı.

"Sen ne yapıyorsun lan?!" diyerek sert
bir yumruğu yüzüne geçirdi. Fatih
bunu beklemiyordu ki, yatakdan yere
düşüp yuvarlanmış, daha sonra ise
bir elini burnuna doğru götürmüş
sıvazlamaya başlamıştı.

Haktan üstüne yeniden atlayıp ardı, kesilmeyen yumrukları yüzüne
geçirmeye devam ediyordu. Gözümden akan yaşlarla ağzımdan bir hıçkırık kaçtı.

Dur yapma demeyecektim kendi halime yanacaktım. Ama, bir
yandan onun burada "ne işi var?"
diyede düşünmeden edemedim.

Yerden doğrulup onuda kendisiyle
beraber kaldırdı ve duvara yapıştırdı.

Yumruklar, küfürler havada
uçuşuyordu. Her şey bir anda patlıyordu ve olanlar üzünden şok üstüne şok yaşıyordum.

Beni umursuyormuydu?
"Ebesini siktiğimin puştu! Ne
yapıyordun lan kıza? Kimsin sen?"
sözleriyle boğazını sıkmaya başlamıştı.

O ise küçsüz kalmıştı ki, ses etmeden
ecelinin gelmesini bekliyordu.
Patlayan kaşı ve dudağı, burnundan
çeşme gibi akan kan, göz altına yer
etmiş büyük bir morluk.

Ağlamıyordum ama, gözümden
yaşlar akıyordu. Yatakdan doğrulup
pantolonumu yukarı kaldırıp,

"Dur artık öldüreceksin onu!" diye
bağırdım. Haktan ani bir şekilde bana
dönüp "Kim bu?" dedi ve
çenesini sıkmaya başladı.

"Bırak onu! sonra söyleyeceğim!" diye yeniden bağırdım.

Kafasını yeniden ona döndürüp
ellerini üzerinden çekti. Fatih ise
kıvranarak yere düştü. Haktan gözünü ondan bir dakika bile ayırmadan nefes nefese ellerini siyah pantolonuna sürüp kanı temizlemeye çalışıyordu. Gözleri bana
kaydı. Yatağa doğru yaklaştı. Yanıma
gelip önümde diz çöktü ve üzerime
baktı

"Bir şey oldu mu sana? Yetiştim
mi? Kim bu adam?" diye sorular
yağdırmaya başladı. Sesi ise çatalıydı.

Başımı ona doğru döndürüp ne halde
olduğuna bakacaktım ki, yerden
doğrulduğunu gördüm. Dersini almış
olucaktı ki, gidiyordu ama aynı anda
Haktan'ın yeniden ayağa kalkıp ona
doğru gitmesini gördüm.

"Bırak gitsin!" diye kolundan tutdum.

O hızla evden ayrılmış olucaktı ki,
kapının arkadan kapanma sesini
duymuştum.

Elimi bileğinden çektim, titremeye
devam ederken Haktan yeniden bana
doğru dönüp diz çöktü. Aramızda
birkaç santim vardı sadece.

Sonra bir şey oldu. Elini uzattı. Elimi
tutmadı. Sadece uzattı. Ben istersem tutabilirdim galiba.

Ve beni ilk defa, biri bir şeyden
kurtardı.

Elini tutmadım sadece onu izledim. Yüzünü inceledim. "Neden buradasın?" dedim.