8. bölüm · XO'Only If You Say Yes

Unutulmayan Anılar

Skz ✨

Hyunjin'den

Güneş, festival alanını altın bir örtüyle yıkarken, kahkahalar gökyüzüne karıştı. Minho'nun eli hâlâ elimdeydi. Changbin pamuk şeker bağımlısı olmuştu. Seojun ise... bir garipti. Kalabalığın içinde gözleri bir yere hayır, bir kişiye takılmıştı. Yanakları hafif kızarmış, dili dolanmıştı. Changbin hemen fark etti: "Broo neye baktığını düşünüyorum da kesin ya pizza standı ya da... AŞK!" Seojun bir anda irkildi.

"Ne? hayır! Saçmalama! Sadece şey havaya bakıyordum ben ya... güzel yıldızlar... gündüz gözüyle." Changbin kıkır kıkır gülerek yana eğildi: "Seojun gündüz yıldız olmaz. Ama kalbine yıldız düşmüş, o belli." Ve o an, kalabalığın arasından biri geçti. Işıltılı siyah saçları vardı, gözleri kahve gibi derin ve bir yudumda insanı boğabilirdi. Adımları hafif, ama kalbe çarpan cinstendi. O kızı tanıyordum,bu Lim Jookyung'du.

Seojun'un gözleri büyüdü. Hyunjin hemen fark etti, kolumu dürttü: "Yok artık Seojun yıllardır hep dalga geçerdi bu tarz şeylerle. Meğer kendi gönül defteri de varmış."

Minho kıkırdadı: "Seojun'un Jookyung'a yazdığı o isimsiz mektupları hatırlıyor musun? Dördüncü sınıftan beri sus pus seviyor." Ve işte şimdi Jookyung oradaydı. Onlara yaklaştı, gülümsedi: "Selam millet konser başlamak üzere, birlikte izleyelim mi?"

Seojun'un gözleri ışıldadı ama sesi hâlâ utangaçtı: "Tabii, yani şey evet, neden olmasın? Ben de zaten... izlemeyi düşünüyordum." Changbin kolunu Seojun'un omzuna attı, göz kırptı: "Kardeşim aşkın sahnesi senin. Sahneye çıkma zamanı." Konser alanı titriyordu müzikle. Kalabalık coşuyordu ama Seojun'un dünyası durmuştu çünkü Jookyung tam yanındaydı.

Minho ve ben baş başa dans ederken, arkamızda başka bir aşk hikâyesi doğuyordu. Seojun Jookyung'a yaklaştı, cesaretini topladı, "Bu gece... çok güzel olmuşsun," dedi sessizce. "Yani her zaman güzelsin de bu gece başka bir şey var. Belki ışık, belki ben..."

Jookyung gülümsedi. "Belki sen," dedi. Ve o anda, Seojun'un kalbi yerinden fırlayacaktı. Aşk, gizli kaldığı yerden çıkmıştı. Bir yıldız gibi, en karanlık yerde parlayarak.

~

Ve bir not: Seojun'un gözleri hâlâ Jookyung'un gözlerinde takılı kalmıştı.

Hyunjin o gece Minho'yu ilk defa evine davet etmişti Minho ayakkabılarını çıkardığında, evin içine yayılan lavanta kokusuna bir tebessümle karşılık verdi. Ben mutfağa yöneldim, iki kupa aldım raftan. Kahveyi usulca dökerken içimde bir şeyler kıpırdıyordu. Hani olur ya, biriyle bir şeyler paylaşmak istersin sadece sessizce, sadece varlıkları bile yetiyordur ya... İşte o gece tam da öyleydi. Sıcak suyu döktüğümde kahve köpürmüştü. Balkon ışığını açtım, o soluk sarı loşluk yüzünü aydınlattı. Minho oturdu, bacaklarını dizine çekip bana baktı. Ben yanına geçtim.

Bir an sessizlik oldu. Sonra içimde biriken kelimeler... çiçekler gibi açılmaya başladı: "Hatırlıyor musun Minho o yazı?"

Gözleri gözlerime döndü."Hangisini?" dedi hafif bir tebessümle.

Kahvemden bir yudum aldım. "Hepsini. Ama özellikle çiftliği. Çilek topladığımız sabahı."

İkimiz de aynı anda güldük. "Bay Kim nasıl bağırmıştı hatırlıyor musun? 'Bahçeme izinsiz girmeyin!Çileklerimi toplamayın keratalar!' demişti."

"Sen de, 'Biz çilek değil, hayat topluyoruz!' diye bağırmıştın."

Ben iç çektim, gülümsedim. "Çok romantiktim o zamanlar."

"Hâlâ öylesin. "dedi Minho. Ve işte o an kalbim bir saniyeliğine sustu. "Sonra açık hava sinemasına gitmiştik. O dağ başındaki hani sadece birkaç sandalye ve bir çarşaf vardı?"

"Birlikte o siyah-beyaz filmi izlemiştik. Sen sürekli replikleri tahmin etmeye çalışmıştın."

Ben gözlerimi devirdim:"Ve hepsini doğru bildim. Çünkü ruhum eski filmlerde yaşıyor, hatırlarsın." Gülümsedi. Sanki geçmişteki o çocuksu halimiz balkonda oturuyordu şu an. İki hayal, birbiriyle sarmaş dolaş olmuş gibiydi.

"Ayçiçeği tarlasına ne diyorsun peki?"

"Kaybolduğumuzda. ve sen o taşın üstüne çıkıp 'Güneş nerede, oraya yürüyelim' demiştin."

"Çünkü ayçiçekleri hep güneşe döner." dedim. "Tıpkı senin gibi Minho. Sen de nereye dönsem, hep oradaydın." Bir an durdu. Ben elimdeki kupayı korkuluklara bıraktım. Gözüm uzaklara daldı, ama aslında çok derindeydim. Onun gözlerinde.

"Hatırlıyor musun geceleri ahıra gizlice giderdik. Herkes uyuduktan sonra o saman yığınının ardına saklanıp saatlerce konuşurduk. Ve bazen sadece sessizce birbirimize bakardık."

"Öpüşürdük bazen. Kimse bilmeden. Ay ışığı bile bize bakarken utanırdı."

Minho'nun sesi fısıltıya dönüştü: "O öpücükler şimdi bile aklımda. Hyunjin, senden ilk kez o gece etkilenmedim seni o gece ilk kez sevdiğimi fark ettim." Ben bir an sustum. İçimdeki dalgalar kıyıya vuruyordu. Bu itiraf, bu hatırlayış içimde bir yeri sımsıcak yaptı. Sonra gözlerime baktı.

Ve ben dedim ki: "Minho, o günler artık anı değil. İçimde bir yerde hâlâ yaşıyorlar. Çünkü sen yaşıyorsun. Çünkü ben hâlâ seni o ahırın loşluğunda sevdiğim gibi seviyorum." O gece balkon sessizdi. Sadece geçmişin sesi duyuluyordu. Ve ikimizin kalbinin attığı o yavaş ama derin tempo.Geçmiş, geceye sinmişti. Ve gece geleceğe göz kırpıyordu.

Selaaaaamm, true beauty'deki karakterleri yazdım bir nevi gönderme yapmış oldum:3

Öyleliiii