11. bölüm · XO'Only If You Say Yes
Ayçiçeklerinin Arasında Kaybolmak
Hyunjin'den 🌻
Öğlen güneşi tepemizdeydi. Minho'yla yan yana, çiftlik evinin verandasında oturmuş, dedemin yaptığı sandviçleri yiyorduk. O hep olduğu gibi fazla peynirli olanı seçmişti. "Gerçekten de İngiltere'ye gidecek misiniz?" dedi birden, sesinde hafif bir ciddiyet. Aynı soruyu gölde de sormuştu. Sandviçten bir ısırık aldım, gözlerimi yere indirdim.
"Babam öyle istiyor... Üniversite için daha iyi olurmuş, sözde."
"Sözde ha?" dedi kaşlarını kaldırarak. Omuz silktim. "Bilmiyorum Minho... Buradaki hayat, her şeye rağmen bana iyi geliyor."
Bir süre sessizlik oldu. Sonra konuyu değiştirmek için ben sordum,"Peki ya sen? Lise bitince ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum. Belki burada kalırım, belki şehre giderim. Ama..." Bana baktı. "...bazı şeyler değişmesin istiyorum." Bu cümlenin altındaki anlamı anladım. Ama cevap veremedim. Sadece sandviçin kalanını ısırdım ve gülümsedim.
Yemekten sonra çiftliğin etrafında yürüyüşe çıktık. Ayaklarımız toprağa hafif hafif vuruyor, çevremizde çekirge sesleri, rüzgârda sallanan buğday başakları.
Bir süre sonra önümüzde kocaman, sarı bir deniz gibi uzanan ayçiçeği tarlası belirdi. Minho'nun yüzü aydınlandı."Hadi bakalım, bu tarla bizi çağırıyor."
Hiç düşünmeden girdik. Ayçiçeklerinin boyu neredeyse bize yetişiyordu. Aralarında yürüdükçe, her şey bir labirent gibi görünmeye başladı. "Minho... sanırım kaybolduk." dedim etrafıma bakınarak. Tahminime göre yarım saattir daire attığımıza emindim.
"Mükemmel!" dedi gülerek. "Mükemmel mi?"
"Evet. Kaybolmak kötü bir şey değildir... kiminle kaybolduğuna bağlıdır."
Gözlerimi devirdim ama gülümsememi engelleyemedim. Bir süre sonra Minho, önümüzde duran büyükçe bir taşa çıktı. Elini alnına siper edip etrafa baktı. "Güneş nerede, oraya yürüyelim." dedi ciddi bir tonla.
Kaşlarımı çattım. Aşağıya bana bakarak hafif gülümsedi. "Çünkü ayçiçekleri hep güneşe döner..." dedim. O an, gökyüzü daha parlak geldi bana. Ve Minho'nun bakışı, sanki bütün güneşleri cebinde taşıyormuş gibi.
Minho'nun söylediği gibi güneşe doğru yürümeye başladık. Ayçiçekleri arasından geçerken yapraklar kollarımıza hafifçe değiyordu. Rüzgâr, bir ıslık gibi tarlanın içinden geçerken her şeyi yavaşlatıyor gibiydi.
O yürürken ben onu izliyordum. Omuzları hafif önde, elleri cebinde... ama ara sıra bana bakıp gülümsüyordu. Ve o bakışlar, içimde saklamaya çalıştığım bütün duyguları ortaya çıkarıyordu.
Bir ara yürürken parmaklarımız birbirine dokundu. İkimiz de geri çekmedik. Minho, sessizce parmaklarımı kendi parmaklarının arasına aldı. Sıcak... tanıdık... ama yıllardır eksik hissettiğim bir sıcaklık. Bir şey söylemek istedim ama sesim boğazıma düğümlendi. Sadece kalbimin ritmini hissediyordum.
Bir an durduk. Etrafımız tamamen sarı ve altın tonlarındaydı. Minho bana doğru bir adım attı. Gözlerim onunkilerle kilitlendi.
Fısıldadı, "Beni seviyor musun?" Geçen cevap vermiştim ama bu sefer cevap veremedim. Belki de cevap, zaten bakışlarımda yazılıydı. O an Minho, hafifçe elini yüzüme koydu. Başını yavaşça eğdi. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Dudakları dudaklarımı bulduğunda gözlerimi kapattım.
İlk temas... yumuşak, tereddütlü ama içi dolu. Zaman sanki o an durdu. Sadece biz vardık ve ayçiçeklerinin fısıltısı.
~
Minho'nun dudakları hâlâ dudaklarımdaydı. O an, tüm evrenin sesi kısılmış gibiydi. Ayçiçeklerinin hışırtısı, kalbimin deli ritmi... ve Minho'nun o tanıdık kokusu.
Ama... Tam dudaklarımız birbirinden ayrılmadan... "Hey! Siz orada ne yapıyorsunuz?!"
Bay Kim'in tok sesi, tarlanın diğer ucundan yankılandı. Refleksle Minho benden uzaklaştı, ben de geriye bir adım attım. Yüzüm alev alev olmuştu. Minho başını kaşıyarak masum masum gülümsedi. Kesin öpüştüğümüzü görmüştü...eğer bu yayılırsa bittik demektir bu.
"Şey... biz sadece... şey..." diye kekelerken ben ona sinirli bir bakış attım. "Yolunuzu mu kaybettiniz siz iki kerata?" dedi Bay Kim, ellerini beline koyarak.
Minho hâlâ gülüyordu. "Evet, güneşi takip ediyorduk ama galiba yanlış tarafa dönmüşüz." "Güneşi takip etmek ha... siz ayçiçeği misiniz oğlum?" dedi, kahkahası tarlanın ucuna kadar gitmişti resmen.
Ben kahkaha atmamak için dudaklarımı ısırdım.
Bay Kim sonunda başını sallayıp, "Neyse, hadi gelin. Çiftliğe kadar eşlik edeyim de bir daha kaybolmayın," dedi.
Yol boyunca Minho, gizlice elini yeniden elime kaydırdı. Bay Kim önde yürürken, biz arkada sessizce gülüyorduk. Birbirimizin gözlerine bakarken az önce olanı tekrar düşündükçe karnıma ağrılar giriyordu heyecandan.
Dediğim gibi bu bölümler fic'in ilk bölümleri
