12. bölüm · XO'Only If You Say Yes

Açık Hava Sineması

Skz ✨

Kitabın kapağını değiştircem bir yıldır duruyor güncellenmesi lazım artık.

Ay ama bu kapak için çok uğraştım tam aklımdakini yapmaya çalıştım. Şimdi yenileme zamanı geldi ama ne zaman bilmiyorum ahshsjzj

Keyifli okumalarrr, yorum yapın ayol.

---

Hyunjin'den

Göz kapaklarım ağırdı... Ağustos'un sıcak gecesi odamın içini sarıyordu. Pencereden hafif bir meltem giriyor, uzaktan cırcır böceklerinin sesi geliyordu. Rüyalarla uyanıklık arasında, sanki hafifçe kapımın açıldığını duydum. "Hyunjin?" O sesi tanıyordum. Minho'nun sesiydi.

Gözlerimi araladım. Karşımda, bana doğru eğilmiş bir çift dumanlı göz, yüzünde muzur bir gülümseme vardı. Saçları biraz dağılmış, tişörtünün yakası hafif gevşemişti. "Hadi kalk. Açık hava sineması varmış. Dedene sordum, izin verdi."

"Minhosaat kaç?" diye mırıldandım, gözlerimi ovuşturarak. "Sana göre erken. Bana göre geç kalıyoruz. Hadi ama, yoksa bütün mısırları bitirirler." İsteksizce yataktan kalktım ama içimde garip bir heyecan vardı. Çünkü onunla, gecenin altında... yıldızların ve ateş böceklerinin arasında... belki de bir geceyi daha paylaşacaktık.

Evin kapısından çıktığımızda, etrafımız ışıl ışıl ateş böcekleriyle doluydu. Minho, elini cebine sokmuş, bana hafif yan bakışlar atıyordu. "Uyurken çok masumsun. İnsan seni uyandırmaya kıyamaz..."

"Sen kıymışsın ama." dedim gülerek.

Köy meydanına vardığımızda, beyaz bir perde kurulmuştu. Herkes sandalye veya battaniye getirmişti. Ortalıkta taze patlamış mısır kokusu vardı. Minho elimden tuttu, beni biraz kenara, kalabalığın arasından uzak bir yere çekti. Battaniyeye oturduk. Ayaklarımız çimenlere değiyordu. Perdede eski bir siyah-beyaz film başladı. Ama ben filmi izlemiyordum... Yanımdaki çocuk çok daha ilgi çekiciydi.

Minho, hafifçe eğilip fısıldadı, "Seninle buraları çok özlemişim." Kalbim hızlandı. Dudaklarımda hafif bir gülümseme belirdi.

Film bitmişti. Perde kapanınca, meydandaki insanlar birer ikişer dağılmaya başladı. Ama ben kalkmak istemedim... çünkü yanımda Minho vardı, battaniyenin üzerinde hâlâ oturuyordu. O, bana bakarken dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi.

"Hadi, kalk. Geceyi bitirmeden önce sana bir şey göstermek istiyorum."

Kalktım. Elim elimde değildi sanki, kendi kendine onun elini buldu. Parmaklarımız birbirine dolandı, kimse görmedi. Meydanın ışıklarından uzaklaşırken, etrafımızda onlarca ateş böceği uçuşuyordu. Karanlık, sadece o küçük sarı parıltılarla aydınlanıyordu.

Minho birden durdu. "Biliyor musun, onlar hep ışığa koşar... Tıpkı ben gibi."

"Senin ışığın kim peki?" dedim, biraz dalga geçer gibi. Gözlerimin içine baktı, hiç tereddüt etmeden, "Belli olmuyor mu?" Bir anda nefesim boğazıma düğümlendi. Sanki çevremizdeki dünya sustu, sadece bizim adımlarımızın sesi vardı.

Evin yoluna girdiğimizde, ay ışığı taş yola vuruyordu. Kapıya yaklaştığımızda, Minho elimden tutmayı bırakmadı. Tam kapıya gelince durduk.

"Hyunjin..." Adımı öyle bir söyledi ki, iki yıl öncesine, ilk kez adımı söylediği güne gittim. Gözleri dolu doluydu, ama aynı zamanda tutkulu. Yüzü bana yaklaştı, nefesleri yüzüme değdi. Kalbim hızla atıyordu, ama kaçmadım.

Dudakları dudaklarıma değdi. Önce yavaş, tereddütlü... sonra sanki geçen günlerin tüm hasretini öpmeye çalışır gibi, daha derin. Ellerini yüzümün kenarına koydu, baş parmağı yanağımı okşuyordu. Ben de ellerimi boynuna doladım, onu kendime çektim.

Bilmiyorduk... Yolun karşısında, sokak lambasının altında iki gölge duruyordu. Bizi izliyorlardı. Ama biz... farkında bile değildik. Sadece birbirimize kenetlenmiş, haftalar sonra yeniden "biz" olmanın sarhoşluğunu yaşıyorduk.

Bayılıyorum bunlara :((

Diğer bölümlerde buluşalımm.