9. bölüm · Viran

9. BÖLÜM: Yasaklara Doğan Bebek

𝚟ᵃ𝚕ᵒ𝚛ᶤ𝚗 シ︎

"𝙶𝚎𝚛𝚒 𝚍ö𝚗𝚖𝚎𝚔 𝚒𝚜𝚝𝚎𝚛𝚕𝚎𝚛𝚜𝚎 𝚗𝚊𝚜ı𝚕 𝚐𝚒𝚝𝚝𝚒𝚔𝚕𝚎𝚛𝚒𝚗𝚒 𝚑𝚊𝚝ı𝚛𝚕𝚊"
◆◇◆◇◆◇◆◇
Birisini kendinle bağdaştırmak rezil bir histi, çünkü sadece acı veriyordu.
Bir bebeğin, özellikle sevilmeyen bir bebeğe sana bile verilmeyen bir sevgiyi bahşetmek zor olmamalıydı.
Düzen sırf bu yüzden değişmeliydi çünkü bir can sırf bu kurallar yüzünden babasız büyüyecekti.
Belki de hem annesiz hem babasız.
Kadın kollarımdan tuttu, "Yemin ediyorum bundan sonra ona bakarım! Bu arada ben Davin" Ona gülümsedim, "Seren Anya." Dedim basitçe.
Kadın ellerime anında para tutuşturdu, "Ekmek alman mümkün mü? Kasabanın fırıncısı caddenin sonunda" Bir şey dememe fırsat vermeden iteklemeye başladı. Çaresizce kapıya uzandım ve sokağa çıktım, soğuk hava beni sarmaladığında gözlerim kısık bir şekilde caddede ilerledim.
Etraf yıkık bir vaziyetteydi, Bana göre burası tam bir cennetti.
Fırının içine girdiğimde tüm paramı bıraktım, iri yarı adam bir adet ekmek verdiğinde elime almak zorunda kaldım. Fırın cidden eve çok uzaktaydı.
Koskoca kasabada başka fırın yok muydu?
Gözlerimi kısık tutarak renk farklılığını gizlemeye çalışıyor bir yandan da hızlıca yol alıyordum.
Ta ki karşımda bir beden beni tutana kadar.
Genç çocuğun ne diyeceğini dinlemedim, onu tanımıyordum. Saldırmam için herşey çok uygundu.
Bacak arasına savurduğum tekmeyi inleyerek karşıladı, bana yeltenirken koyu kahverengi saçları dağılmıştı bile.

Yumruk atacakken elimdeki taş gibi ekmekle ona bir daha vurdum.
"Hasiktir!" Bana bağırıyordu! Küfür eden ağzını vurmak istedim, resmen kanım kaynıyordu. Kafasını manav tezgahına vurduğumda kanayan burnunu tutarak beni ittirdi. Bana vurmamaya çalışıyordu.
Ama canım çok acımıştı. Saçlarını kökünden tutup çekiştirdim. İttirdiğim insanları umursamadan bir sille çaktım en son gözüm öyle bir dönmüştü ki yerde dönerek çekerek ona çelmeyi taktığımı anımsıyordum.
"Kızım! Adres soracaktım amınakoyayım"
En sonunda pes etmiş gibi bana ellerini uzattığında barış istediğini anlamıştım. Ondan çok daha beter hâlde olduğumu kısa bir süreliğine unutmuştum bile. "Ne çıktın lan sen? Kedi misin nesin!"

"Van kedisiyim canım." Çoktan yerden kalkmıştım. Arkamızda bizi izleyen bir çocuk olduğunu farkettiğimde başından beri burada olduğunu anladım.

Gülerek durumu toparlamaya çalışmaktan başka çare yoktu, "Biz bu abiyle tiyatroculuk oynuyorduk... Oyuncuyuz biz!" Karşımdaki tombul erkek çocuğu bana inanmıyor gibi başını salladı, "Kadim ağabeyim oyuncu değil ki!" Gıcık tavırlarına kaşlarımı kaldırdım.
"Ondaki cevheri keşfedemediyseniz sizin hatanız" Arkadan gelen gülme sesi işittiğimde adının Kadim olduğunu öğrendiğim çocuk siyah gözlerini bana doğrultmuş sırıtıyordu.
"Ne?" Dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı ve kıvırcık saçlarını geriye attı, "Fırıncıya söyleyeyim de senin gibi kızlara ekmek vermesin." Kaşlarımı çattım, "Çok komik! Marul kafa" Bu sefer kaşlarını çatma sırası ondaydı, sert çehresinde bariz bir alay vardı. Aklınca beni taklit ediyordu. "Asıl komik olmayan bu ruh hastası kadın!" Homurdanarak ekmeğimi aldım ve üfleyerek temizlemeye çalıştım, arkamı dönmüş giderken
"Ruhsatsız ekmek taşıma bir daha!" Diyen alaycı sesini duydum.
"Bir dahakine balyozla saldırırım! Seren sözü" Arkamdan gelen alaycı kahkasını umursamadan Davin'in evine yol aldım.

Eve geldiğimde zavallı kadını elindeki bıçak tam da karnına saplı halde kucağındaki bebek ile kanlar içerisinde yatıyor halde gördüğüm manzara duygularımı deşmişti.
İkisi de bembeyaz kesilmişti...
Masum bebek o kadar huzurlu duruyordu ki ilk defa tattığı anne sevgisi onu hüsrana uğratmadan önce bu duygunun tadını çıkarıyordu.
Belki on dakika önce gelseydim o neşe dolu kadın yaşıyor olurdu. Yanındaki bebek daha başlamayan hayatına devam edebilirdi.
Kabul et Seren. Azat haklıydı, sen bulunduğun yere ölümü getiriyorsun.

BÖLÜM SONU...