8. bölüm · Viran

8. BÖLÜM: Yeniden Doğuş

𝚟ᵃ𝚕ᵒ𝚛ᶤ𝚗 シ︎

"𝙴𝚢 𝚛𝚞𝚑𝚞𝚖, 𝚍𝚎𝚛𝚍𝚒𝚖𝚒 𝚍ö𝚔𝚖𝚎𝚔𝚝𝚎𝚗𝚜𝚎 𝚊ğ𝚕𝚊𝚖𝚊𝚢ı 𝚢𝚎ğ𝚕𝚒𝚢𝚘𝚛𝚜𝚞𝚗. 𝚈𝚊𝚣ı𝚔 𝚘𝚕𝚍𝚞 𝚜𝚊𝚗𝚊... 𝚂𝚊𝚗𝚊 𝚟𝚎 𝚒ç𝚒𝚗𝚎 𝚊𝚝𝚖𝚊𝚢𝚊 𝚖𝚊𝚑𝚔𝚞𝚖 𝚔𝚊𝚕𝚍ı𝚔𝚕𝚊𝚛ı𝚗𝚊..."
◆◇◆◇◆◇◆◇
Hayatımda beni saran zehirli bir felsefem vardı, doğduğum gün de dayanmıştım, öldüğümde de dayanarak ölecektim.
Çünkü dayanmak başkalarından ilacını alamayan kimsesizlerin tek ilacıydı.
Ya dayan, ya da yan Seren.
Doğru ya zaten ben bir yangının içerisine doğmuştum, gerçek bir yangının. Bebektim, son birkaç aydır olduğu gibi intikam arayışım yoktu. Katliamın içinde yaşamanın gereği olarak dayanmıştım.

Çünkü sana acımayacaklar demiştim, kimseye acımadılar. Sana asla acımayacaklar.
Kendimi bildim bileli yüzümdeki maskemin çıkarılması ve canavar yüzümün gözükmesinden korkmuştum. Acımasızlıklarından nasibimi yüzüme karşı mâruz kaldığım hakaretlerden yiyecektim.
Belki de takılması gereken asıl maske kimliğime olmalıydı, kendimi gizlemeliydim. Bedenimi değil benliğimi.
Sabah bedenimde büyük bir sancı ile uyandım, on dokuz yaşındaki bedenim çok yıpranmıştı. Ben yıpranmıştım.
Kendimden başka herkesi sevmiştim.
Hasır zeminde doğrulduğumda her gün burada uyanıyormuş gibi rahattım.
Başım ağrıyordu, dün geceye gittiğimde Azat'la yaşanan şeyin rüya olduğunu düşünmek istedim.
Hiç de rüya gibi değildi. Belki azıcık kâbus olabilirdi.
Son hatırladığım şey burnuma doluşan amber kokusuydu, hayır Azat değildi.
Onun kokusunu hatırlamıyordum, bu kişi Yıkım'dı.
Başkalarına Kıyım bana benim yıkımım olabilecek tek kişi.

Azat'ın söyledikleri kafamda yer almaya başlamıştı, çok zekice bir yaklaşımdı. Çünkü parçalar muntazam bir şekilde oturuyordu...
İlk defa inanmayı tercih ettim. Kolay olmamıştı ama en azından bu kadarına inanıyordum.
Dinçer, beni nasıl bulmuştu bilmiyordum. Ayağa kalktım yeni doğmaya başlayan güneş ışıkları sarılıklarını tahta odaya bırakıyordu.
İçeriden gelen bir bebek ağlama sesine dikkat kesildim, kapıyı açtığımda Dinçer'in bu evde olabileceğini düşündüm.
Bebeği mi vardı?
Allah bağışlasın falan ama... Yuh yani!
Kendi kendime kızarken karşımdaki genç kadın şaşırmama sebep oldu.
Bu kadın kimdi? "Sen kimsin?" Dedim kibarlıktan uzak tırnak içinde nezih sesimle.
"Uyanmışsın! Ben de sana yemek getirecektim" Tam bu sırada elindeki tespiti farkettim, çok bağırdığı için yüzümü buruşturmuştum.
"Neden buradayım?" İnatla ona sorular soruyor ve bir cevap bekliyordum.
Bana lazım olan buydu!
"Civar kasabada bir yangın çıktı, herkes her zamanki gibi kendi köşelerine çekilmişti, ama sen kapımın ölü gibi yatıyordun. Endişelendim ve seni içeri aldım" Ben kuytu bir yerde bayılmıştım. Buna kesin olarak emindim. Dinçer beni direkt olarak kurtarmamıştı, önce bulmuş sonra güvenli bir yere beni bulmaları için bırakmıştı.
Neden böyle yapmıştı bilmiyordum. Onun gibi adamlardan merhamet beklenmezdi.

"Teşekkür ederim" Dedim zar zor, "Teşekkür edilecek bir şey yok!" İstemeden tekrar bağırdığı için eliyle ağzını tuttu ve arkadan bağladığı kahverengi saçlarını savururak mutfak olduğunu tahmin ettiğim yere geçti.
Hemen ardından ben geçecektim ki ağlayan bebek sesi tekrardan geldi, gırtlağı çıkacak kadar avaz avaz bağırıyordu.
Garip bir şekilde bu beni rahatsız etmedi ve yanına gitmeme sebep oldu. Küçük odaya girdiğimde ortada yünden bir sedirin içinde küçük bir bebek yatıyordu.
Gözleri kocamandı, açık mavi gözleri ve kıvırcık sarı saçları vardı.
Gördüğüm en güzel bebek olabilirdi.
Eğilerek onu yattığı yerden kaldırdım, Bebeklerin kendine has olan o yumuşak kokusunun yanında sakinleştirici bir etkisi de vardı, onu kendime çekip pışpışlamaya başladım.
Az önceki kadın içeri girdiğinde kaşları anında çatıldı, "Ne yapıyorsun sen?" Sesi bariz şekilde beni yadırgıyordu.
"Ağlıyordu. Sakinleşmesini istedim" Kadın kollarını kavuşturup bebeğe yeltendi ama uyumak üzere olan yavrucağa dokunmasına izin vermedim. "Orada dur!"

Kadın pes edip geri çekildi, "Benim çocuğum değil o!" Dediğinde kaşlarımı kaldırdım, "Senin çocuğun olduğunu düşündüğümden ona bakmıyorum hanımefendi"
"İstenmeyen bir çocuk o. Zorla..." Kanımın donduğunu hissettim, ama görünürde bir değişiklik yoktu. "O senin çocuğunsa bakmak zorundasın! Başkalarına melek olup kendi çocuğuna azap olamazsın!" Benim annem böyle yapmamıştı tüm musibetlere rağmen iyi bir anne olmuştu.
Bu bilinmedik evdeki bu kadın iyi biri olsa da ona istemediği şeyleri hatırlatan masum bir bebeğe kin besliyordu.
Hata ediyordu.

Kadın yaşlar gözlerinden süzülürken kendisi gibi mavi gözlü bebeğe baktı, ben sevgi görmemiştim belki ama göstermek çok kolaydı. "Böyle olsun istemezdim. Ben kimim çocuk yaptığım adam kim..." Hıçkırıklara boğulurken seçenekleri gözden geçirdim.
Kadının korkusu bir adamdan değil bütünüyle bir sistemdendi.
Anlaşılan bu bebek zorla olan bir bebek değildi.
Sadece yasak olan bir bebekti.
Altlardan birisi ile üstlerden birisinin ilişiği olamazdı.
Bebek bana benziyordu, benim gibi yasaklara ve imkansızlıklara doğmuştu...
BÖLÜM SONU...