5. bölüm · Viran

5. BÖLÜM: Özgürlüğe Kanmak

𝚟ᵃ𝚕ᵒ𝚛ᶤ𝚗 ☪

"Değişim zihinde başlar ama asıl değişim yıkımına rağmen yeniden doğmaktır"
~Valorin
◆◇◆◇◆◇◆◇
İhanet, insanın sırtından değil.
içinden girermiş.
Çünkü insanı ayakta tutan şey kemikleri değildir. Maruz kaldıklarıdır, hayaline kapıldıklarıdır.
Seni içten içe zehirleyenlerdir.
Ve onlar gittiğinde, beden hâlâ nefes alır ama içerde artık bir ruh yaşamaz.
İhanet, ne parlaktı, ne de hızlıydı.
Paslıydı
Yavaş ilerledi, hayatımı adadığım kendimi zehirlediğim her şeyin inanılması zor bir fıkra olduğuydu.
Sana ait sandığın bir seste,
Adını bildiğin bir bakışta,
Güveni hissettiren her suskunlukta, kendi mezarını kazdığını fark etmek.
Benim için dünya, bir günde kararmadı.
İçimdeki ışık, birilerinin ellerinde söndürüldü. Zaten bu hücrenin duvarlarına mahkum edildiğimizde söndürülmüştü.
Bunu yapanlar, canımı almak isteyenler değildi. Yaşadığımı söyleyenlerdi.
Bir insanın başına gelen en kötü şey ölmek değilmiş.
Meğersem yanlış tarafta hayatta kalmakmış...

Dizar beni öyle bir hırsla taşıyordu ki canımın yandığını söyleyemiyordum, içinde bulunduğum an öylesine trajikomik bir vakaydı ki aslında bir gün içerisinde infilak edilen bebekler olarak kendimizi bir yalana inandırdığımız garip bir gerçekti.
Gözlerimi etrafa diktim, yine bir oyun dönüyor olabilirdi. Kurtarmaya değil öldürmeye götürülüyor olabilirdim.
Azat Soykan beni belki de öldürecekti belki de tam tersi beni kurtaracaktır.
Kim gerçekten iyiydi ki? Yabancı bir oyunun gölgesine düşmüştüm ben.
"Nereye gidiyoruz biz amına koyayım?" Bu ses... Hücremde çok ses çıkarıyorum diye bana kızan çocuk değil mi bu? Hemen başımı kaldırdım, "Senin cehennemin dibine kadar yolun var" Dizar durdu ve nereye konuşuyorum diye o yöne döndü, beni çoktan yere indirmişti.
Çocuk koyu mavi gözlerini direkt bana doğrulttu, "Sesin bağırdığında çok daha cırtlak çıkıyordu" Sesi düşünceli çıkıyordu. Cidden şu loş ortam komik bir pembe dizinin içerisindeki o aptal karakterlerden biriymişim gibi hissettiriyordu. Hani şu dizinin neşesi olanlardan.
"Kutal Arşın" Dizar'a döndüğümde ne oldu? Der gibi bana baktı, "Adı bu" Homurdanarak ona baktım, "Ne lanet bir hafıza... Beyninin içerisinde Mariana çukuru falan mı var senin?" Bana boş boş baktığını farkettiğimde çatılmış kaşlarımı düzelttim, "Nasıl hepsini alabiliyor?" Affallamış ifadesini ardımda bırakarak Kutal'a yaklaştım, "Sakın ölme olur mu?" O da ne olduğunu anlayamamış gibi beni izledi, "Tamam. Ölmem" Sarıya çalan saçlarını arkaya attığında ve benden uzaklaştı, "Sen de ölme Seren Anya Ar." Adımı nereden öğrendiğini sorgulamadım, Dinçer sağolsun adımı koridorda bağırmaya bayılıyordu.
Başımla onayladım ve ondan sessizce uzaklaştım, "Aslında size hiç izin vermemem lazımdı ama kurallar biraz esnetilebilir." Her zamanki ifadesiz sesine aldırış etmiyordum.
"Dizar."
"Efendim?" Dedi bir kaç dosyayı toplarken.
"Bugün öleceğini bilsen ne yapardın?"
"Tek başıma ölmemeyi sağlardım Seren" Dedi bıkkın bir ifadeyle sonra göz ucuyla bana baktı, "Ne saçma bir soru bu?"
"Ben bunu ihtimal dahilinde bile saymazdım. Hayatım kolay geçmemişken sonunu değil yalnızca devamını hayal ederdim" Doğruldu ve bana bir bez parçası uzattı, "Düşünüyorum da. Senden öğrenilecek çok şey var Seren." Uzattığı bez yüzümü tamamen kapatacak şekilde dikilmişti, yüzüme taktığımda odanın çıkışına ilerledi,
"Şu gözlerini de halletmek lazım, bozuk lamba gibi biri farklı biri farklı" Ona gözlerimi devirdim, "Ne sığ bir adamsın sen?" Ama o beni dinlemiyormuş gibi devam etti, "Hayır yani tek bir tanesinde karar kılamadın mı?"

Benimle alay ediyordu! Ona yetiştiğimde konunun üzerinde durmadım. "Hiç buradan infaz edilen esirler çıktı mı?" Başıyla beni onayladı, "Çok oldu."
"Mesela?" Başımı ona çevirdiğimde bana karşılık verdi, "Emin ol şuan hiç sırası değil. Dinçer'e yardıma gitmem lazım" O durdu ben de durdum, "Bari şu Azat Soykan ve Miles Soykan'dan bahset." Sıkıntı içinde ofladı yeşil hareleri çaresice bende dolaştı, "Azat büyük kardeş, Miles ise ortanca çocuk. Küçük kız kardeşleri Adin'i de unutmamak gerek. Miles abisinin yerini almak için yıllardır her şeyi yapıyor" Alay eder gibi bana baktığında sanki benim bu halime öyle bakıyormuş gibi ürperdim, "Sonunda başarmış olsa gerek. Azat ise beklenmedik bir şekilde kardeşinin ihanetine karşılık vermedi, hâlâ o hanedanlıkta ne olduğu muamma olsa da Azat bizim için büyük bir tehdit. Raskon Krallığı ile Soykan Krallığı birleşirse çok daha büyük bir tehdit" Ciddileşen ifadesine karşılık onu sessizce onayladım, cidden sıkıntı büyüktü.
"Gittiğin yerde siyah saçlı, ölü gibi beyaz tenli bir adam görebilirsin. Azat, her zaman sakin ve ağırbaşlı bir adam.. İstediği şeyi alır. Gördüğünde sadece kaç." Bizden ne istediğini anlayamıyordum, yine de tehlikeli olabilirdi. Dizar'ı dinleyecektim.
Adin, Soykan çıkarları için evlendiriliyordu, Azat ise kız kardeşinin bu önemli zamanlarında tek kalmasına göz yumuyordu.
Hâlâ anlamıyordum bu olanların bizimle alakası neydi?
"Peki neden bizim için geliyor olsun?" Dediğimde Dizar ilk defa bilmiyor gibi bir ifade takındı. "O kısmını bilmiyorum işte." Çaresizce onayladım, başını dışarıya çevirdiğinde bir atlı arabayı gösterdi, "Ona binmeniz lazım, nereye gidersen git hangi evde olursan ol uyum sağla Seren." Destek olmak ister gibi omzuma dokundu.
"Dinçer'e destek olmam lâzım. Nereye gidersen git yaşa kızım." Sesindeki duyguyu iliklerime kadar hissettim.
Cidden durum bu kadar ciddi miydi? İnsanları sevmediğim halde onların içlerinde olmak korkunç geliyor millet! Anlayın beni.
Dinçer'e zarar verirler miydi? Muhtemelen.
Bu canımı yakardı çünkü o kısa sürede bana değer verdiği göstermiş bir insandı.
Birine değer vermek kendimi aptal hissettirdiği için başımı arabanın olduğu yöne çevirdim, "Dizar." Bana döndüğünde sıkıntılı bir nefes verdim ve kendimi işaret ettim, "Beni bu halde kabul etmezler." Yıllar sonra ilk defa insanların içine karışamazdım, yıllardır tek bırakılmışken bir anda sosyal hayata dönemezdim.
Neden her şey bu kadar zordu? "Yaparsın sen Anya." Öylesine değil güven vermek için söylüyordu, kılıcına davrandığında biraz geri çekildim ama o küçük bir hançer uzattı.
"Bunu güzel sakla. Üstünde kraliyet mührü var" Ona sonsuz bir minnetle baktım, gülümsedim ve sarıldım.
"Ben ölmem. Zaten boşa geçen 19 yıllık hayatımı benden almak o kadar kolay değil" Etraftaki bir çok insan kargaşa içinde tüm gece soğuğuna rağmen koşuştururken askeri arabalar buralara doluşuyordu, daha fazla burada kalmamam gerektiğini anladım.
"Bana bir abi gibi yaklaştığın için kaybettiğim çocukluk mutlu. Şuan burada ölsem gam yemem"
Sarılmama karşılık verdi, "Kendine özgü tavırlarını seviyorum Seren. Hep böyle kal.. Umut dolu" Gülümsedim ve ondan uzaklaştım, bir insanın göründüğü gibi olmadığını ona söylemeyecektim. Çünkü Arden gittikten sonra sayısız kez düşündüm.
Arabaya doğru koşarken yüzümü iyice örttüm, içine bindim,
Hepimiz bölgeden tahliye ediliyorduk.
Başımı dışarıya çevirdiğimde bir sürü askerin hararetle bir şey konuştuğunu gördüm, ellerimi kavuşturup önüme döndüğümde başımı eğdim. Tek bir adam böyle bir kaosa neden oluyordu...
"Adın ne?" Karşımdan gelen ince sese başımı kaldırdım, karşımdaki kız benimle neredeyse aynı yaşlardaydı. Sarı saçlıydı ve gözleri de saçları gibi sarıydı, Arden'e benziyordu.
Sesiyle beraber ilk tanıştığımız an'a sürüklendim...
Odamdan dışarıyı izlerken odama bir kız atılmıştı, ona döndüğümde sorgularcasına yaklaştım.
Arden elleri ve gözleri bağlı şekilde bağırarak bekçilere sövüyordu. "Sus artık!" Dediğimde çırpınmaları durdu, "Bu odada başka birisi de var öyle mi?" Feryat etmesine yorum yapmadım, önce bağlı gözlerini açtım.
Bana baktığı ilk saniyede kızmamış, bağırmamış ya da aşağılamamıştı. Sevgiyle bakmıştı, "Adın ne?" Diye sorduğunu hatırlıyordum,
"Seren Anya" Bana büyülenmiş gibi bakmıştı ama bende hâlâ soru işaretleri vardı, "Sen?"
"Arden.. Arden Öz" Bana baktı ve gülümsedi, "Gözlerin... Çok güzel"
"Seninkiler kadar değil" Demiştim sarı gözlerine bakarken, ilk saniyeden öylesine bağlanmıştım ki ona... "Beni idam edeceklermiş, geçici olarak bu odadayım" Dediğinde söylemişti zaten öleceğini. Ben bile bile onu sevmiştim, kimsesiz olmadığımı onun varlığıyla kendimi avutmuştum.
Kimsesiz kalışımın ikinci darbesi olacak kadar sevmiştim ben Arden'i... Tek olmadığımı hissedecek kadar kendimden saymıştım Arden'i...
BÖLÜM SONU...