18. bölüm · Viran

18. BÖLÜM: Kor Ateşlerde Çürümek

𝚟ᵃ𝚕ᵒ𝚛ᶤ𝚗 ☪

"İ𝚗𝚌𝚎 𝚍üşü𝚗𝚎𝚗 𝚒𝚗𝚌𝚒𝚗𝚒𝚛𝚖iş, 𝚜𝚎𝚗𝚒 𝚜𝚎𝚗𝚍𝚎𝚗 𝚍𝚊𝚑𝚊 ç𝚘𝚔 𝚍ü𝚜ü𝚗𝚍ü𝚖 𝚊𝚖𝚊 𝚋𝚒𝚛 𝚔𝚎𝚣 𝚘𝚕𝚜𝚞𝚗 𝚔𝚊𝚢𝚋𝚎𝚝𝚝𝚒𝚔𝚕𝚎𝚛𝚒𝚗𝚎 𝚋𝚊𝚔𝚖𝚊𝚔𝚝𝚊𝚗 𝚔𝚊𝚣𝚊𝚗𝚍ı𝚔𝚕𝚊𝚛ı𝚗𝚊 𝚋𝚊𝚔𝚊𝚖𝚊𝚍ı𝚗.
𝙶ü𝚗ü𝚗 𝚜𝚘𝚗𝚞𝚗𝚍𝚊 𝚘 𝚔𝚊𝚣𝚊𝚗𝚍ı𝚔𝚕𝚊𝚛ı𝚗ı 𝚍𝚊 𝚔𝚊𝚢𝚋𝚎𝚝𝚝𝚒𝚗 𝚑𝚊𝚋𝚎𝚛𝚒𝚗 𝚟𝚊𝚛 𝚖ı 𝚜𝚎𝚟𝚐𝚒𝚕𝚒?"
◆◇◆◇◆◇◆◇
sᴇʀᴇɴ ᴀɴʏᴀ;
ɢᴜ̈ɴᴜ̈ᴍᴜ̈ᴢ...
Dostoyevski suç ve ceza kitabında;
"Herkesin gidebileceği bir yer olmalı," Der ve ekler:
"Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir"
Gidebilecek bir yerim yoktu.
Ait olduğum, burada yaşamalıyım diyebileceğim bir yer yoktu.

Evet, belki büyüdüğüm bir yapı vardı. Ama orası bana ruhsuz bir ev bile olamamıştı.
Bana yuva lazımdı, sıcak ve ait olunan bir yuva.

Neden bana bir yuva verilmedi? Ev de olurdu. Neden bana mutluluk bahşedilmedi?
Küçük bir çocuktum oysa. Bu dünyanın acımasızlığı çok yakıyordu.
O yaşımda bir karar vermiştim;
Ateş gibi yandığında, buz gibi durmak nasıl olur öğretecektim herkese.
Plan basitti, halkın içinden en çok bilindik ve tehlike arz eden kişiyi bulacak, onun aracılığıyla kademe kademe saraya erişecektim.

Kuru kuru dışarıda takılacak değildim.
Hem ne demişti Dizar? "Hayatta kal Seren." Ölmediğim sürece sözünü çiğniyor sayılmazdım.
Halk içinde tek bir isim namını duyuruyordu, hatta herkes ondan korkuyordu.
Piyev Çetesinin lideri, Farina Lored.
Tekdüze bir binada kaldığını öğrendiğimde kucağımdaki Sahra bakışmıştım.
Onu kime bırakacağımı bilmiyordum, kimseye de güvenmiyordum.
Pazar'ın ortasında öylece durmaktan vazgeçtim, geçen günlerde çarpıştığım çocuk olan Kadim'den başka bir tanıdığım yoktu.
Uzun bir süre Kadim adında birini biliyor musunuz diye herkese sordum, herkesten tek bir cevap geldi: Hayır.

Sonunda pes etmiş ve bebeği bezlerin ardında saklamaya devam etmiştim, oturduğum eski binanın kaldırımında öylece otururken gelen sesle başımı kaldırdım:
"Birileri beni arıyormuş?" Kadim.
"Sonunda! Lanet herif neredeydin?" Ayağa kalktığımda sinirli ifademe afallayarak baktı,
Sonra alayla sırıtmaya devam etti.

"Kendimi özletmişim anlaşılan."

Yüzümü kısa bir süreliğine buruşturdum, "Kadim, senden bir şey rica etmem lazım. Hiç uzatmayacağım"

"Dinliyorum Seren." Dedi ve kollarını kavuşturdu, kıvırcık saçları bir hayli dağılmıştı, yüzündeki ifade de en az saçları kadar dağınıktı.
"Bu bebeğe bir süreliğine göz kulak olma ihtimalin var mı? Sen reddetmeden söyleyeyim başka tanıdığım yok!"

Başını bebeğe indirdiğinde onu yeni farkettiğini belli eden bir ifade yer aldı, resmen dumura uğramıştı. Koyu bakışlarını tedirginlikle bana kaldırdı, "O... Senin bebeğin mi?"
"Öncelikle 'o' değil adı Sahra, ikinci olarak. Sayılır."

Kaşlarını kaldırarak bana baktı, "Ne demek sayılır kızım! Bebekten yarı yarıya hisse mi aldın nasıl 'sayılır'!" Dayanamadım ve gülmeye başladım ifademi zar zor düzelttiğimde gözümden gelen yaşları siliyordum.

Yüzü o kadar komik bir hâl almıştı ki anlatılmazdı, "Tek başıma yaptım sanki bebeği! Mayoz bölünüp yapacak değilim Kadim!"

İfadesi daha da dehşete düştü, "Ha sen ciddisin?"
"Değilim Kadim... Değilim. Bana emanet bu çocuk"
Rahat bir nefes verdi, "Sen emaneti neden bana emanet ediyorsun ki kızım?"

"Çocuktan yasadışı madde gibi bahsetmeyi kes Kadim!" Kendimi gülmemek için zor tutarken bana hiç yardımcı olmuyordu, dudakları düz bir çizgi halini aldı.

"Sikeyim, tamam! Bebeğe bakarım. Ama en fazla bir saat" Dediğinde gülerek ona sarıldım,
"Çok sağol!"

Sarıldığımda kaskatı kesildi ama karşı da çıkmadı, "İyi o zaman!" Dedim ve boynuna sardığım tek kolumu çektim, bebeği yanaklarından öpüp ona uzattım.
"Ona iyi bakmazsan kıvırcık saçlarından kendine kefen biçmeye başla derim."
Bebeği kucağına aldı, "Sakin ol şampiyon!"

Birkaç adım geriledi ve caddenin sonunu işaret etti, etraftan insanlar geçerken gösterdiği yöne baktım:
"Evim o caddenin sonunda, eski birşey zaten hemen bulursun." Onu onayladım ve pazarın içinden kucağında sıkı sıkı tuttuğu Sahra ile kadınları sollayarak geçip gitmesini izledim.
Arkalarından onlara bağırdım, "Eline de pek yakıştı!" Dedim ona takılarak.

"Açıkcası senin eline hiç yakışmıyordu! En fazla yirmi yaşındasın, zaten sen daha bebeksin amınakoyayım" Dedi ve bana bakmadan gözden kayboldu, Kendisi de en fazla yirmibeşlerindeydi bana laf etmesi çok ironik geliyordu.

Gülerek gideceğim istikamete yol aldım, en azından aklım Sahra'da kalmayacaktı.
İçim onlardan yana bir hayli rahattı.
◆◇◆◇◆◇◆◇
İçerideki ağır puro kokusuna aldırmadan karşımda viski içen adama bakıyordum, binaya çıkalı beş dakika anca geçmişti ve az kalsın bayılacaktım.
Burada puro içilmemiş direkt fabrika burada imalata geçmiş! Koku öyle böyle değil.

Koyu kahverengi saçlarını karıştıran adama bakmaya devam ettim, Farina Lored. karşımda yayılmış gevşek gevşek oturuyordu. Özenle yapılmış gibi duran hatları ve kırılmaktan yapısı bozulmuş bir burnu vardı, tam anlamıyla bir gangster.

"Ölmek nedir biliyor musun çaylak?" Dedi bordo duvarları olan odanın penceresinden dışarı bakarken,
"Ölmek nedir bilmem. Ama yaşarken ölmek nedir iyi bilirim"

Gülerek bana döndü, "Neden bana geldin? Söylemediler mi nasıl biriyim" Bir puro yaktığında bana bir adet uzattı, onu geri çevirmedim ve aldım, "Zeki bir adamsın Farina." kendisininkini yaktıktan sonra benimkine uzandı, yakmasına izin verdim.

"Parlamak için için öncesinde yanmak gerek derler" Dedi purosunu ağzına götürdüğü sırada, bulunduğum koltuğu yadırgarcasına duruyordum.
"Neden puronu içmiyorsun çaylak?" Boş bir ifadeyle ona baktım,
"Öncelikle bir adım var, Seren. İkinci olarak," Puroyu içmek yerine burnuma götürdüm,

"Tarçın kokuyor."

Viskisinden bir yudum daha aldı takım elbisesinden bir peçete çıkarttıktan sonra bana döndü, "Purolar tarçın kokabilir çaylak. Bu kadar da acemi olma"

Arkama yaslandım, "Beni mi sınıyorsun sen? Fare zehirinin kokusunu bastırmak için de tarçın konur!"

İfadesini etkilenmiş bir tını bürüdüğünde adamlarını odanın dışına çıkardı, "Düşündüğümden zekisin. Hatta bu işler için biçilmiş kaftan." Açık yeşil gözleri beni süzüyordu,
"Lakin bu işlere girersen çıkamazsın Seren," Viski bardağını kenara koydu,
"Hatta seni öyle bir tüketirler ki ölüp ölüp dirilirsin, ölmek ne sana binlerce kez anlatırlar." Bardağını serçe pencere kenarına vurdu.
"Senin Viran grubundan olmadığını nereden bileceğim?! Bağlantılarımı Viran'ların kriterlerine birebir uyan bir kadın için harcayacak mıyım sence?"
Viran grubuna dair bir şey bilmiyordum! Tek bir yalanım yoktu, benim onlarla alakam yoktu.
Hem beş adet kademe vardı ve içlerinde Viran'lar diye bir şey yazmazdı.
Kimdi bu Viran'lar?
"O grup hakkında bir bok bilmiyorum!"
Aniden ayapa kalktı viski şişesini duvara vurarak parçaladı, "Yalan!"
Sonra devam etti, "Koskoca krallıklar arasında sadece dokuz tane Viran vardır! Bu kadar bilgili olan bir kadının halktan olacağına inanmamı mı bekliyorsun?"

Üstüme yürüdüğünü gördüğümde yere düşen cam parçalarından birini aldım, avuç içlerinde keskin bir sızı dolaşırken donuk gözlerle ona bakıyordum.
Bu sırada sonunda sakinleşmiş gibi derin bir nefes aldı.
"Her kademe hakkında bilgisi olan seçkin ve en gizli grup Viran'lardır. En özgür olanlar da onlardır. Hem emir kulu hem de emri verenlerdir." Bu grup hakkında acı bir tecrübesi olduğu belliydi, ellerini yumruk haline getirdiğinde tekrar sakinleşmek için gözlerini kapattı.
"Sen de bir Viran olmalısın. Oluşumunuz bu sefer de çeteleri çökertmek istiyor değil mi Seren?"
"Ne?-"
"Diyorum ki!" Dedi sabrının son demlerine oynuyor gibi, "Bir kez daha içimize sızıp katliam yapmanıza izin vermeyiz! Yasalar için çalışıp daha ne kadar tehlikeli olabilirsiniz?!"
Öfkesi saman alevi gibi büyürken gözlerini tekrar bana dikti, çenesini sıkıyordu.

"Krallıklar Viran'lar olmazsa bir hiç! Siz dahileri bu yüzden özellikle seçiyorlar! Çoğunuzun Viran olduğundan haberi bile yok."
Sinirini yatıştırmak isterken devam etti;

"Bilmeden onlara hizmet ediyorsunuz! Öbür türlü böylesine güçlü bir oluşumun gizliliği nasıl sağlanabilirdi ki Seren? Demem o ki çevrendekilere diğer herkesten daha fazla dikkat et."

BÖLÜM SONU...