11. bölüm · Tribünlerin Ötesinde
9.Bölüm - Biraz Daha Yakın
Sabah alarmım çaldığında yorganı üzerime çekip birkaç dakika daha uyumaya çalıştım.
Ama Nehir’in mesajı buna izin vermedi.
Nehir: Kalkkkk. Bugün tesise gidiyoruz.
Ben: Daha sabahın körü.
Nehir: Bora erken gidecekmiş.
Telefonu yüzüme yaklaştırıp mesajına baktım.
Ben: Tamam, anladık. Sevgilin var diye insanları da erkenden kaldırma.
Nehir: Kıskanıyorsun.
Ben: Rüyanda.
Telefonu yatağın üzerine atıp kalktım.
Hazırlanıp aşağı indiğimde babam çoktan kahvesini almış, telefonundan bir şeyler kontrol ediyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu.
“Hazırım.”
“Güzel. Bugün biraz yoğunuz.”
İçimden harika diye geçirdim.
***
Tesise vardığımızda daha kapıdan girer girmez içeriden gelen sesleri duydum.
Efe yine birilerine bir şey anlatıyordu.
“Ben size söylüyorum, o top kesin dışarı çıkacaktı!”
Mert’in sesi geldi.
“Efe, top zaten senin ayağından çıktı.”
“Detaya takılma.”
Gülerek içeri girdik.
Nehir direkt Bora’nın yanına giderken ben biraz geride kaldım.
Tam o sırada karşıdan Kaan geldi.
Göz göze geldik.
“Günaydın,” dedi.
“Günaydın.”
Bir an ikimiz de sustuk.
Sonra Kaan hafifçe gülümsedi.
“Dün gece uyuyabildin mi?”
“Evet. Sen?”
“Ben de.”
“Güzel.”
Yanımızdan Efe geçerken ikimize baktı.
“Bunlar niye birbirine günaydın deyince toplantı yapmış gibi oluyor?”
“Efe,” dedim.
“Tamam tamam, gidiyorum.”
Kaan gülerken ben gözlerimi devirdim.
Tam o sırada babam uzaktan seslendi:
“Duru! Kaan! İkiniz buraya gelin.”
Kaan bana baktı.
“Yine mi beraber?”
Omuz silktim.
“Galiba.”
Yan yana babamın yanına doğru yürürken Kaan alçak sesle konuştu.
“Bugün kaçamayacaksın.”
“Neyden?”
“Benden.”
Bir an duraksadım.
Sonra ona bakıp gülümsedim.
“Kim kaçıyor ki?”
Kaan'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Ve ben, bu günün hiç de sıradan geçmeyeceğini o anda anladım.
***
Babamın yanına geldiğimizde önümüzde birkaç dosya vardı.
“Şunlara bir göz atın,” dedi. “Özellikle ikinci yarıdaki pozisyonları değerlendirin.”
Kaan sandalyeyi çekip oturdu. Ben de yanındaki sandalyeye geçtim.
Dosyaya bakarken Kaan biraz yaklaştı.
“Şu pozisyon,” dedi. “Burada pas vermem gerekiyordu.”
“Evet,” dedim. “Ama sen illa kendin çözmeye çalışmışsın.”
Bana baktı.
“Beni eleştiriyorsun yani?”
“Gerçekleri söylüyorum.”
“Cesurlaştın sen.”
“Sen alıştırdın.”
Kısa bir sessizlik oldu.
İkimiz de birbirimize bakınca ilk gözlerini kaçıran ben oldum.
Kaan hafifçe güldü.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Kesin bir şey oldu.”
“Yok dedim ya.”
Tam dosyayı kapatacakken elim kalemin üzerine uzandı. Aynı anda Kaan da kalemi almak için uzanınca ellerimiz kısa bir anlığına birbirine değdi.
İkimiz de durduk.
Ben hemen elimi çektim.
“Sen al,” dedim.
Kaan kalemi aldı ama gözlerini benden ayırmadı.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Uzaktan Nehir’in bize baktığını fark ettim.
Kaşlarını kaldırıp gülümsüyordu.
Ben de ona sakın der gibi baktım.
Ama Kaan bunu fark etmiş olacak ki başını eğip gülmeye başladı.
“Ne gülüyorsun?”
“Hiç.”
“Sen de az önce benim söylediğimi söyledin.”
“Demek birbirimize benzemeye başladık.”
“Abartma.”
“Daha yeni başladık.”
Kalbim bir anlığına hızlandı.
Ne demek istediğini anlamıştım.
Ama belli etmemek için önüme döndüm.
“Dosyaya bak Kaan.”
“Emredersin, Duru.”
Ve nedense ismimi onun ağzından duymak, daha önce hiç olmadığı kadar farklı geldi.
***
***
Dosyaları bitirdikten sonra babam bizi antrenman sahasına gönderdi.
“Ben birazdan geliyorum. Siz de çocuklara yardım edin.”
Kaan ayağa kalkıp bana baktı.
“Hazır mısın?”
“Neye?”
“Antrenmana.”
“Ben futbolcu değilim Kaan.”
“Biliyorum. Ama bugün yardımcı antrenörsün.”
“Kim karar verdi buna?”
“Ben.”
“Sen kimsin?”
“Bugünlük patron.”
Gülerek sahaya çıktım.
Çocuklar çoktan ısınmaya başlamıştı. Kaan onlara bir şeyler anlatırken ben kenarda duruyordum.
Bir süre sonra top ayağımın önüne kadar geldi.
Kaan uzaktan seslendi:
“Duru! At bana!”
Topu ayağımla ona doğru gönderdim ama biraz fazla sert gitmiş olacak ki Kaan topu güçlükle kontrol etti.
“Bu neydi?”
“Pas.”
“Bu pas mı?”
“Beğenmediysen kendin gel al.”
Kaan başını iki yana sallayıp yanıma doğru yürüdü.
“Seninle uğraşılmaz.”
“Yeni mi fark ettin?”
Tam o sırada Bora ve Nehir yanımızdan geçti.
Bora gülerek, “Siz ikiniz bugün bayağı iyi anlaşıyorsunuz,” dedi.
“Hayır,” dedim hemen.
Kaan aynı anda, “Evet,” dedi.
İkisine birden baktım.
“Sen niye evet diyorsun?”
Kaan omuz silkti.
“Çünkü doğru.”
Nehir kahkaha atarak Bora’nın koluna girdi.
“Ben hiçbir şey demiyorum.”
“Deme zaten,” dedim.
Onlar uzaklaşırken Kaan bana döndü.
“Niye bu kadar utanıyorsun?”
“Utanmıyorum.”
“Yüzün kızardı.”
“Güneşten.”
Kaan gökyüzüne baktı.
“Duru… hava kapalı.”
Bir an sustum.
Sonra ikimiz de gülmeye başladık.
Belki de ilk defa, onun yanında kendimi bu kadar rahat hissediyordum.
Ve galiba Kaan da bunu fark etmişti.
***
Antrenman devam ederken ben kenarda babamın verdiği notları düzenliyordum.
Bir süre sonra Kaan yanıma geldi.
“Yoruldun mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Yanımdaki sandalyeye oturdu.
“Bugün bayağı sessizsin.”
“Sen konuşuyorsun ya, ikimize de yetiyor.”
Kaan gülerek başını salladı.
“Bana laf sokmadan duramıyorsun.”
“Sen de bana sataşmadan duramıyorsun.”
Bir süre sahayı izledik.
Sonra Kaan, “Duru,” dedi.
“Efendim?”
“Dün…”
Durdu.
“Ne oldu dün?”
“Kuzenimle ilgili…”
“Yine mi?”
“Hayır. Sadece yanlış anlamanı istemiyorum.”
Ona döndüm.
“Yanlış anlayacak bir şey yok.”
“Biliyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra gülümsedi.
“Yine de açıklamak istedim.”
Ben de istemsizce gülümsedim.
“Tamam. Anladım.”
Kaan ayağa kalkacakken ayağı takıldı ve dengesini kaybetti.
“İyi misin?” diye hemen ayağa kalktım.
“İyiyim, iyiyim.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Az önce bana futbol öğretiyordun.”
“Ben gayet iyi futbol oynarım.”
“Yürümeyi de öğrenirsen tam olacak.”
Kaan kahkaha attı.
“Sen gerçekten baş belasısın.”
“Teşekkür ederim.”
Tam o sırada babam uzaktan seslendi:
“Duru!”
“Geliyorum!”
Kaan bana bakıp gülümsedi.
“Sonra devam ederiz.”
“Neye?”
“Baş belalığına.”
Gülerek babamın yanına doğru yürüdüm.
Ama birkaç adım sonra dönüp Kaan'a baktım.
O da hâlâ bana bakıyordu.
Bu kez ikimiz de gözlerimizi kaçırmadık.
***
Babamın yanına gittiğimde babam bana döndü.
“Hazırsan çıkalım.”
“Hazırım.”
Birlikte tesisten çıktık. Arabaya bindiğimde günün yorgunluğu üzerime çökmüştü.
Babam arabayı çalıştırırken bana baktı.
“Bugün nasıldı?”
“Güzeldi.”
“Bu kadar mı?”
“Evet.”
Babam hafifçe gülümsedi ama daha fazla bir şey sormadı.
Ben de camdan dışarı bakmaya başladım.
Aklıma Kaan'la gün boyunca yaşadığımız küçük anlar geliyordu.
İstemeden gülümsedim.
Babam bunu fark etmiş olacak ki,
“Ne oldu?” diye sordu.
“Hiçbir şey.”
“Emin misin?”
“Eminim baba.”
Başını sallayıp yola devam etti.
Bir süre sonra eve geldik.
Arabadan inerken tesise son kez baktım.
Bugün gerçekten farklıydı.
Ve içimden, yarının daha da farklı olmasını dileyerek eve girdim.
