14. bölüm · Tribünlerin Ötesinde
12.Bölüm - Maç günü
Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmakta zorlandım.
Bir an nerede olduğumu anlayamadım. Sonra dün geldiğimiz şehir, otel ve bugün oynanacak maç aklıma geldi.
“Bugün maç var…”
Yataktan kalkıp perdeyi açtım. Hava daha yeni aydınlanıyordu.
Nehir hâlâ uyuyordu.
“Nehir, kalk.”
“Beş dakika…”
“Maç günü!”
Nehir bir anda doğruldu.
“NE? Saat kaç?”
Gülerek telefonu ona gösterdim.
“Daha çok erken.”
Nehir yastığı bana fırlattı.
“Beni korkuttun!”
İkimiz de gülmeye başladık.
***
Hazırlanıp aşağı indiğimizde kahvaltı salonu çoktan hareketlenmişti.
Efe masaya oturmuş, önündeki tabağa ciddi ciddi bakıyordu.
Mert yanına geldi.
“Ne yapıyorsun?”
“Maç öncesi besleniyorum.”
“Tabakta dört tane poğaça var.”
“Enerji depoluyorum.”
Arda araya girdi.
“Sen maç oynamıyorsun ki.”
Efe duraksadı.
“Destek olmak da enerji ister.”
Herkes gülmeye başladı.
Ben Nehir'le birlikte masaya oturdum.
Bir süre sonra Kaan da geldi. Üzerinde takım eşofmanı vardı.
Masaya oturmadan önce bana baktı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Hazır mısın?”
“Maç için mi?”
“Her şey için.”
“Hazırım.”
Kaan gülümsedi.
Babam biraz sonra masaya geldi.
“Yarım saat sonra stadyuma geçiyoruz. Herkes eşyalarını kontrol etsin.”
***
Kahvaltıdan sonra odalara çıkıp son hazırlıklarımızı yaptık.
Çantamı alıp aşağı indiğimde herkes otelin girişinde bekliyordu.
Otobüse binerken içimdeki heyecan iyice arttı.
Bu kez yolculuk kısa sürdü.
***
Stadyumun önüne geldiğimizde kalabalığı görünce bir an durdum.
Tribünlerden gelen sesler dışarı kadar ulaşıyordu.
Nehir koluma girdi.
“Duru…”
“Ne?”
“Gerçekten maç günü.”
Gülümsedim.
“Evet.”
Takım içeri girerken Kaan bir an dönüp bana baktı.
Sonra elini kaldırıp küçük bir hareket yaptı.
Ben de ona karşılık verdim.
Babam önden seslendi:
“Duru, tribüne geçiyoruz!”
“Geliyorum!”
Nehir'le birlikte tribünlere doğru yürürken kalbimin daha hızlı attığını hissediyordum.
Henüz maç başlamamıştı.
Ama sanki asıl heyecan şimdi başlıyordu.
***
Takımlar sahaya çıktığında tribünlerdeki ses bir anda yükseldi.
Ben de Nehir'le birlikte ayağa kalktım.
Kaan sahaya çıkarken gözlerim istemsizce onu takip etti.
“Duru!”
Nehir'in sesiyle kendime geldim.
“Ne?”
“Maç başladı.”
“Biliyorum.”
Hakem düdüğü çaldı.
Ve maç başladı.
İlk dakikalarda rakip takım daha baskılıydı. Bizim takım ise oyunu kontrol etmeye çalışıyordu.
Babam hemen önümüzde, kenarda oyunculara talimat veriyordu.
“Daha hızlı! Pası çabuk çıkar!”
Ben de elimdeki not defterine birkaç şey yazıyordum.
Onuncu dakikada Kaan topu kazandı.
Rakip oyuncuyu geçip ileri doğru çıktı.
Tribünlerden büyük bir ses yükseldi.
“Haydi Kaan!”
Kaan topu Bora'ya gönderdi.
Bora ortayı açtı ama top rakip oyuncuya çarptı.
“Ahh!” diye bağırdı Nehir.
Ben de derin bir nefes verdim.
“Az kalsın.”
Maç devam etti.
Dakikalar ilerledikçe bizim takım oyunun kontrolünü ele almaya başladı.
Yirminci dakikada Kaan yine topu aldı.
Bu kez ceza sahasına doğru ilerledi.
Ben farkında olmadan ayağa kalktım.
“Vur!”
Kaan şutunu çekti.
Top kaleye doğru gitti ama kaleci son anda çıkardı.
Tribünlerden büyük bir “Ahhh!” sesi yükseldi.
Kaan başını iki yana sallayıp geriye döndü.
Tam o sırada Nehir bana baktı.
“Sen bayağı heyecanlandın.”
“Maç heyecanı.”
“Tabii.”
“Gerçekten!”
Nehir gülerek tekrar sahaya döndü.
İlk yarının sonlarına doğru skor hâlâ 0-0'dı.
Derken Kaan'ın önüne güzel bir pas geldi.
Topu kontrol etti.
Bir rakip oyuncuyu geçti.
Sonra bir diğerini…
Kaleye yaklaştığında herkes ayağa kalktı.
Kaan şutunu çekti.
GOOOL!
Stadyum bir anda ayağa kalktı.
Ben de Nehir'le birlikte sevinçle bağırdım.
Kaan takım arkadaşlarına doğru koştu.
Tam sonra başını kaldırdı.
Gözleri tribünlere çevrildi.
Bir an göz göze geldik.
Kısa bir gülümsemenin ardından takım arkadaşlarının arasına döndü.
Nehir koluma vurdu.
“Gördün mü?”
“Ne gördüm?”
“Hiçbir şey.”
“Ne diyorsun sen?”
Nehir sadece gülüyordu.
Ben ise hâlâ sahaya bakıyordum.
Hakem birkaç dakika sonra ilk yarının bittiğini belirten düdüğü çaldı.
Skor tabelasında 1-0 yazıyordu.
Ama ikinci yarının nasıl geçeceğini henüz bilmiyorduk…
***
İkinci yarı başladığında tribünlerdeki heyecan daha da artmıştı.
İlk yarıyı 1-0 önde kapatmıştık ama maç henüz bitmemişti. Rakip takımın oyuncuları sahaya daha hırslı çıkmış gibiydi.
Nehir yanımda otururken gözlerini sahadan ayırmadan,
“Bence birazdan ortalık karışacak.” dedi.
“Neden?”
“Rakip bayağı sinirli görünüyor.”
Tam o sırada rakip takım hızlı bir atak geliştirdi. Kaan hemen geriye koştu ve rakibin önünü keserek topu uzaklaştırdı.
Tribünlerden büyük bir alkış yükseldi.
Ben de istemsizce ayağa kalkıp alkışladım.
Nehir bana dönüp sırıttı.
“Sen bayağı kaptırdın kendini.”
“Maçı izliyorum sadece.”
“Tabii tabii.”
Gözlerimi devirdim ve tekrar sahaya baktım.
Dakikalar ilerledikçe rakibin baskısı arttı. Bir ara kalemize kadar geldiler ama savunma topu son anda uzaklaştırdı.
Kaan sürekli arkadaşlarına bağırıyordu.
“Sağa! Sağa geç!”
“Bora, arkana bak!”
Sesi tribünlere kadar geliyordu.
Derken 60. dakikada rakip takım tehlikeli bir pozisyona girdi.
Kaan rakibin önüne geçmeye çalışırken bir anda dengesini kaybetti.
Tribünlerden bir anda:
“Oooo!”
sesleri yükseldi.
Benim de içim bir anda kıpırdadı.
“İyi mi acaba?” dedim.
Nehir bana baktı.
“Duru sakin ol, kalktı.”
Gerçekten de Kaan birkaç saniye sonra ayağa kalkmıştı.
Elini kaldırıp tribünlere doğru kısa bir işaret yaptı.
Ben derin bir nefes verdim.
“İyi bari…”
Nehir kaşlarını kaldırdı.
“Hı hı. Sadece maç için endişelendin.”
“Nehir!”
Gülmeye başladı.
Maç yeniden devam etti.
Dakika 70'e geldiğinde skor hâlâ 1-0'dı.
Sonra beklenmedik bir şey oldu.
Kaan topu kendi yarı sahasında aldı ve hızla ileri çıktı. Önündeki oyuncuyu geçti, ardından bir diğerini…
Tribünler ayağa kalkmıştı.
“Kaan! Kaan! Kaan!”
Kaan ceza sahasına yaklaşınca Bora da sağ kanattan koşmaya başladı.
Kaan topu ona verdi.
Bora bekletmeden ortaladı.
Top kalenin önüne doğru geldi.
Ve…
GOL!
Stadyum resmen yıkıldı.
Bora ellerini havaya kaldırarak koşarken Efe ve Mert de yedek kulübesinden fırlamıştı.
Nehir ayağa kalkıp bağırdı:
“BOOOORA!”
Ben de gülerek ona baktım.
Bora takım arkadaşlarıyla sevincini yaşarken bir ara tribünlere baktı.
Nehir'in yüzündeki mutluluğu görünce istemsizce güldüm.
“Bence bu gol senin için atıldı.”
Nehir hemen oturdu.
“Sus.”
“Ama—”
“Sus dedim.”
İkimiz de gülmeye başladık.
Skor artık 2-0'dı.
Maçın bitmesine yaklaşık yirmi dakika kalmıştı.
Ama rakip takım pes etmiyordu.
Son dakikalara doğru üzerimize daha fazla gelmeye başladılar.
Babam kenarda sürekli oyunculara talimat veriyordu.
Kaan ise savunmada yine takımın en hareketli isimlerinden biriydi.
Derken 85. dakikada rakip takım bir gol buldu.
Skor 2-1 olmuştu.
Stadyumdaki hava bir anda değişti.
Nehir bana baktı.
“Daha bitmedi…”
Ben gözlerimi sahadan ayırmadan,
“Umarım uzatmada bir şey olmaz.”
dedim.
Saat ilerliyordu.
dakika…
Hakem düdüğünü ağzına götürdü.
Tribünler ayağa kalkmıştı.
Rakip son bir atak daha geliştirdi.
Top ceza sahasına gönderildi.
Kaan topa doğru yükseldi ve kafayla uzaklaştırdı.
Hakem düdüğünü çaldı.
MAÇ BİTMİŞTİ.
Beşiktaş 2-1 kazanmıştı.
Tribünlerden büyük bir tezahürat yükselirken herkes ayağa kalktı.
Nehir bana sarılmak yerine sadece ellerimi tuttu ve heyecanla:
“Kazandık!”
diye bağırdı.
Sahada oyuncular birbirlerine sarılıyor, Efe ve Mert birbirlerini itip duruyordu.
Bora ise tribünlere bakıyordu.
Kaan da takım arkadaşlarının arasından sıyrılıp bir an tribünlere doğru baktı.
Göz göze geldik.
Bu kez hemen bakışlarımı kaçırmadım.
Sadece gülümsedim.
O da gülümsedi.
Sonra takım arkadaşları Kaan'ı tekrar yanlarına çağırdı.
Ben de Nehir'le birlikte ayağa kalktım.
Stadyumdan çıktık.
***
Otele geldiğimizde babam odalara çıkmadan:
"Gençler bugün de buradayız yarın sabah yola çıkıyoruz"
dediğinde aslında sevinmiştim.
Bir günlük tatil olacaktı.
***
Hepimiz yorgun olduğumuz için odalara çekilmiştik.
Nehir telefona bakıyor ben ise yarakta uzanıyordum.
Telefonumu elime alıp biraz sosyal medyada gezindim. Tam telefonu bırakacakken ekranda bir bildirim belirdi.
Kaan.
Mesajı açtım.
Kaan:Odaya geçtin mi?
İstemeden gülümsedim.
Duru:Evet. Sen?
Cevabı çok bekletmedi.
Kaan:Ben de geçtim. Ama nedense uyuyasım yok.
Duru:Bugün yorulmadın mı?
Kaan:Yoruldum da… seninle konuşunca uykum açılıyor.
Kaşlarımı kaldırıp ekrana baktım.
Duru:Bu bir iltifat mıydı şimdi?
Kaan:Belki.
Duru:Belki ne?
Kaan:Belki sana iltifat etmek hoşuma gidiyordur.
Bir an ne yazacağımı bilemedim.
Duru:Çok konuşma Vural.
Kaan:Güldün mü?
Duru:Hayır.
Kaan:Yalan söylüyorsun.
Tam cevap yazacakken kapım çalındı.
"Duru, aşağı iniyoruz! "
diye Nehir’in sesi geldi.
Telefonu kapatıp ayağa kalktım.
Duru:Akşam yemeğine iniyoruz. Sonra konuşuruz.
Kaan:Tamam. Aşağıda görüşürüz.
Telefonu cebime koyup kapıyı açtım.
Nehir kapının önünde bekliyordu.
"Hazır mısın?"
"Hazırım."
Birlikte asansöre doğru yürüdük. Lobiye indiğimizde diğerleri de yavaş yavaş gelmeye başlamıştı.
Bora, Nehir’i görünce hemen yanına geçti.
"Sonunda geldin."
Nehir gözlerini devirdi.
"Beş dakika bekledin diye sanki üç saat olmuş gibi konuşma."
Efe araya girdi:
"Bunlar yine başladı."
Arda güldü.
"Bırak, akşam yemeğinin eğlencesi bunlar."
Ben masaya otururken Kaan da karşı tarafa geçti. Göz göze geldik. Bana kısa bir gülümseme attı.
Ben de belli etmemeye çalışarak önüme baktım.
Garsonlar yemekleri getirmeye başladı. Masada herkes günün maçını, otelde yaşananları ve yarınki programı konuşuyordu.
Efe bir anda:
"Yarın erken kalkıyoruz değil mi?" dedi.
Mert hemen cevap verdi:
"Sen erken kalkmazsın ki."
"Ben kalkarım."
"Geçen sefer alarmını üç kere kapattın."
Masada kahkahalar yükseldi.
Ben de gülmeye başladım. Kaan bana bakıp:
"Sen de gülüyorsun ama, dedi."
"Komik çünkü."
"Demek benim arkadaşlarım seni güldürebiliyor."
"Senin arkadaşların mı?"
Kaan hafifçe gülümsedi.
"Evet. Benim arkadaşlarım."
"Kendine pay çıkarma hemen."
"Çıkardım bile."
Gözlerimi devirip yemeğime devam ettim.
Akşam yemeği boyunca sohbet hiç bitmedi. Herkesin keyfi yerindeydi.
Ama benim aklımın bir köşesinde hâlâ birkaç dakika önceki mesajlar vardı.
“Belki sana iltifat etmek hoşuma gidiyordur.”
Nedense o cümleyi aklımdan çıkaramıyordum.
***
Yemekten sonra herkes yavaş yavaş odalarına çıkmaya başladı.
Nehir'le birlikte asansöre kadar geldik.
"Ben odaya geçiyorum", dedi Nehir. "Sen?"
"Biraz hava almak istiyorum. Beş dakika dışarıda dolaşacağım."
"Tamam ama çok geç kalma."
"Merak etme."
Nehir asansöre binip gözden kaybolunca otelin dışına çıktım.
Hava serindi. Ellerimi cebime sokup otelin önündeki yolda yavaşça yürümeye başladım.
Günün bütün telaşı bir anda geride kalmış gibiydi.
Tam düşüncelere dalmışken arkamdan bir ses duydum.
"Duru."
Döndüğümde Kaan'ı gördüm.
"Sen de mi hava almaya çıktın?
"Evet."
Yanıma gelip birkaç saniye sessizce yürüdü.
"Bir şey mi oldu?" dedim.
Kaan başını iki yana salladı.
"Yok. Aslında... seninle konuşmam gereken bir şey var."
"Ne hakkında?"
Bir süre sustu.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Senin hakkında."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Benim hakkımda?"
Kaan başını salladı.
"Duru, ilk başlarda senden pek hoşlanmadığımı sanıyordum."
"Sanıyordun?"
"Evet. Ama galiba yanılmışım."
Ne diyeceğimi bilemeden onu dinlemeye devam ettim.
"Seninle zaman geçirdikçe seni daha fazla merak etmeye başladım. Gün içinde seni görmediğim zaman fark ediyorum. Bir şey olduğunda ilk sana anlatmak istiyorum. Bugün bile maçtan sonra aklıma gelen ilk kişi sendin."
Kalbim hızlanmıştı ama belli etmemeye çalışıyordum.
Kaan devam etti:
"Bunu daha fazla içimde tutmak istemedim. Çünkü sana karşı hissettiklerimin sadece arkadaşlık olmadığını fark ettim."
Sessiz kaldım.
Kaan bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Senden hemen bir cevap beklemiyorum. Sadece bilmeni istedim."
Başımı eğip birkaç saniye düşündüm.
"Kaan..."
"Efendim?"
"Bunu söyleyeceğini hiç düşünmemiştim."
"Ben de söyleyeceğimi düşünmemiştim."
İkimiz de hafifçe güldük.
Bir süre daha sessizce yürüdük.
Sonra ona baktım.
"Teşekkür ederim. Bana dürüst olduğun için."
Kaan başını salladı.
"Ne olursa olsun, bunu bilmeni istedim."
Kaan'ın söyledikleri karşısında birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedim.
Aslında içimde söylemek istediğim çok şey vardı ama kelimeleri bir türlü toparlayamıyordum.
Kaan bana baktı.
"Bir şey söylemek zorunda değilsin, Duru. Seni zor durumda bırakmak istemem."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır. Söyleyeceğim."
Bir adım ona doğru dönüp derin bir nefes aldım.
"Ben de ilk başlarda senden hoşlanmıyordum. Hatta bazen seni gerçekten sinir bozucu buluyordum."
Kaan gülerek başını salladı.
"Bunu biliyorum."
Ben de gülümsedim.
"Ama sonra seni tanımaya başladım. Sadece herkesin gördüğü Kaan'ı değil... arkadaşlarının yanındaki Kaan'ı, maçtan sonra yorulmuş hâlini, bazen saçma sapan şeylere gülerkenki hâlini gördüm."
Kaan'ın yüzündeki gülümseme yavaşça değişti.
"Ve fark ettim ki... seni düşündüğümden çok daha fazla düşünmeye başlamışım."
Kaan sessizce beni dinliyordu.
"Sen mesaj attığında yüzümde istemsizce bir gülümseme oluyor. Bir yerde seni göremeyince gözüm seni arıyor. Bazen bir şey anlatmak istediğimde ilk aklıma sen geliyorsun."
Bir an durdum.
"Ben de bunun neden olduğunu uzun süre anlamadım. Ama sanırım artık anlıyorum."
Kaan hafifçe gülümsedi.
"Yani?"
Gözlerimi kaçırıp sonra tekrar ona baktım.
"Yani... söylediklerin tek taraflı değil."
Kaan'ın yüzündeki şaşkın gülümsemeyi görünce ben de güldüm.
"Benim de sana karşı hislerim var, Kaan."
Kısa bir sessizlik oldu.
Bu kez ikimiz de ne söyleyeceğimizi bilmiyorduk.
Kaan sonunda:
"Bunu duymayı beklemiyordum, dedi."
"Ben de bunu söyleyeceğimi hiç düşünmemiştim."
"Pişman mısın?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Kaan gülümsedi.
"O zaman iyi geceler, Duru."
"İyi geceler, Kaan."
Bu kez otele doğru yürürken içimde garip bir huzur vardı.
Çünkü artık ikimiz de birbirimize karşı ne hissettiğimizi biliyorduk.
