6. bölüm · Tribünlerin Ötesinde
5.Bölüm - Akşam yemeği
Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmak bile istemedim. Dün yaşananları düşündükçe kafam daha da karışıyordu.
Özellikle Kaan.
Telefonumu elime alıp saate baktım. Daha erkendi ama Nehir çoktan mesaj atmıştı.
Nehir: “Kalk kız, tesise gidiyoruz. Beş dakikaya aşağıdayım.”
“Bu kızın enerjisi neden hiç bitmiyor?” diye söylendim.
Hazırlanıp aşağı indiğimde Nehir çoktan bekliyordu.
“Sonunda!” dedi beni görünce.
“Abartma, iki dakika geç kaldım.”
“İki dakika mı? Ben burada yaşlandım.”
Gülerek arabaya bindik.
***
Tesise vardığımızda içerisi her zamanki gibi hareketliydi. Oyuncular antrenman için hazırlanıyor, çalışanlar bir yerlere koşturuyordu.
Nehir dirseğiyle bana dokundu.
“Bak, senin arkadaşların.”
“Benim arkadaşlarım değil.”
Tam o sırada Bora bizi fark etti.
“Duru! Nehir! Gelin, kurtarın beni!”
Yanına gittiğimizde elinde bir top vardı.
“Ne oldu?”
“Efe topumu sakladı.”
Efe uzaktan bağırdı:
“Çünkü beş dakikadır herkese top diye vuruyor!”
Nehir kahkaha attı.
“Bunlar gerçekten çocuk.”
Tam o sırada Kaan yanımızdan geçti. Bana kısa bir bakış attı.
Ben de istemsizce ona baktım.
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Kaan'ın ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Bugün sosyal medyada daha dikkatli ol.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
“Ne demek o?”
Kaan hiçbir şey söylemeden yürüyüp gitti.
Nehir hemen bana döndü.
“Ne yaptın sen?”
“Hiçbir şey!”
“Duru…”
“Gerçekten hiçbir şey yapmadım!”
Ama Kaan'ın o bakışı aklımdan çıkmıyordu.
Fotoğrafı beğendiğimi görmüştü.
Ve belli ki bunu unutmaya hiç niyeti yoktu.
***
Tesise girdiğimizde daha kapıdan içeri adımımızı atar atmaz sesler yükselmeye başladı.
“Bora, topu ver!”
“Yok!”
“Bora!”
“Alabiliyorsan al!”
Nehir bana baktı.
“Bunlar hiç normal değil.”
“Kesinlikle değil.”
Sahaya doğru ilerlediğimizde Bora topu kaptığı gibi kaçmaya başladı. Arkasından Efe koşuyordu. Arda ise kenarda gülmekten kendini tutamıyordu.
Mert bizi görünce elini kaldırdı.
“Duru, Nehir! Tam zamanında geldiniz.”
“Ne oldu yine?”
Mert daha cevap veremeden Bora topu ayağından kaçırdı. Top direkt bize doğru yuvarlandı.
Nehir refleksle topu durdurdu.
Bora hemen bağırdı:
“Pas!”
Nehir topu ona atacakmış gibi yapıp son anda geri çekti.
“Önce özür dile.”
“Ne için?”
“Sabah sabah bütün tesisi ayağa kaldırdığın için.”
Arda kahkahayı patlattı.
“Bora, geçmiş olsun.”
Bora bana döndü.
“Duru, sen söyle. Bunlar bana takmış.”
“Ben daha yeni geldim. Beni karıştırmayın.”
Tam o sırada Kaan tekrardan yanımıza geldi.
“Ne oluyor burada?”
Efe hemen Bora'yı gösterdi.
“Topu kaçırdı, sonra suçu bize attı.”
“Ben kaçırmadım!”
“Top kendi kendine mi gitti?” dedi Mert.
Hepimiz gülmeye başladık.
Kaan başını iki yana salladı.
“Beş dakika yalnız bıraktım, yine olay çıkarmışsınız.”
“Beş dakika mı?” dedim. “Bence siz beş saniyede olay çıkarıyorsunuz.”
Kaan bana baktı.
“Sen de alışmaya başladın.”
“Alışmak mı? Ben sadece tesadüfen buradayım.”
“Tabii.”
Tam cevap verecekken sahadan bir top hızla üzerimize doğru geldi.
“Duru!”
Kaan bir anda önüme geçip topu durdurdu.
Topu eline aldı ve sahaya doğru baktı.
“Kim attı bunu?”
Arda masum bir ifadeyle elini kaldırdı.
“Ben… ama o kadar sert atmamıştım.”
Efe hemen araya girdi.
“Yalan söylüyor.”
“Sen sus!”
Bora gülmekten yere çömelmişti.
Nehir bana eğilip fısıldadı:
“Bence bugün burada sakin geçmeyecek.”
İçimden aynı şeyi düşünüyordum.
Daha sabahın ilk saatleriydi ve şimdiden beş kişinin peşinden koşuyorduk.
***
Antrenman bitmiş, herkes yavaş yavaş kenara çekilmişti. Ben de Nehir’le birlikte sahayı izliyordum.
“Ben su almaya gidiyorum, sen de ister misin?” diye sordu Nehir.
“Yok, sen git. Ben burada beklerim.”
Nehir içeri doğru giderken ben de babamın yanına geçmek için ayağa kalktım.
Tam birkaç adım atmıştım ki ayağımın altında bir şey kaydı.
Dengemi toparlamaya çalıştım ama olmadı.
“Ah!”
Bir anda yere oturdum.
Bileğimden gelen ağrıyla yüzümü buruşturdum.
Sesimi duyan Kaan hemen dönüp bana doğru koştu.
“Duru!”
Arkasından Mert, Efe, Arda ve Bora da geldi.
Kaan yanıma çömeldi.
“İyi misin?”
“Sanırım…”
Ayağa kalkmaya çalıştığımda yüzüm istemsizce buruştu.
“Yok, iyi değilim galiba.”
Kaan hemen elini uzattı ama beni kaldırmadan önce durdu.
“Bekle, hareket etme.”
Babam da koşarak yanımıza geldi.
“Ne oldu?”
“Kaydı,” dedi Kaan.
Nehir elinde su şişesiyle geri geldiğinde bizi görünce olduğu yerde kaldı.
“DURU!”
“İyiyim ya…”
“İyi falan değilsin!”
Efe endişeyle ayağıma baktı.
“Bence hemen kontrol ettirelim.”
Ben bir şey söylemeye çalışırken Kaan bana baktı.
“Merak etme, yalnız değilsin.”
İlk kez o an gerçekten korktuğumu fark ettim.
***
Babam yanıma çömeldiğinde;
“Duru, ayağa kalkmaya çalışma.”
“Baba, iyiyim ben…”
“Hayır, değilsin.”
Daha itiraz edemeden babam beni dikkatlice kucağına aldı.
“Baba! Gerek yok, yürüyebilirim.”
“Bir dakika bile olsa yürümeyeceksin.”
Nehir hemen çantamı aldı.
“Ben de geliyorum.”
Babam başını salladı.
“Tamam, hadi.”
Kaan ve diğerleri endişeyle bizi izliyordu.
“Bir şey olursa haber verin,” dedi Kaan.
Babam başıyla cevap verdi.
“Veririm.”
Arabaya doğru giderken Nehir yanımda yürüyordu.
“Duru, korkuttun beni.”
“Ben de korktum zaten…”
Hastaneye doğru yola çıktığımızda başımı koltuğa yasladım.
***
Hastaneye vardığımızda babam beni içeri götürdü. Nehir de hemen yanımızdaydı.
Doktor ayağımı kontrol ettikten sonra gülümsedi.
“Endişelenecek bir şey yok. Sadece burkulmuş.”
İçimden kocaman bir “Oh!” çektim.
“Yani ciddi bir şey yok mu?”
“Yok. Birkaç gün dinlendirmen yeterli.”
Babam derin bir nefes aldı.
“Çok şükür.”
Nehir de rahatlayıp bana baktı.
“Beni korkuttun kızım.”
Gülümseyerek omuz silktim.
“Ben de korktum.”
Ayağıma bandaj yapıldıktan sonra babam beni tekrar kucağına aldı.
“Baba, yürüyebilirim artık.”
“Doktor dinlen dedi.”
“Ama kucağında taşımana gerek yok.”
“Ben karar verdim.”
Nehir gülmeye başladı.
Arabaya bindiğimizde babam arabayı çalıştırdı.
Ben camdan dışarı bakarken aklıma Kaan geldi.
Tesiste beni görünce nasıl korktuğunu hatırladım.
“Baba…”
“Efendim?”
“Tesise geri dönsek mi?”
Babam şaşkınlıkla bana baktı.
“Duru, ayağın burkuldu. Eve gidiyoruz.”
“Tamam…”
Nehir gülerek:
“Sen daha şimdiden tesisi özledin.”
“Yok ya.”
Ama aslında aklım hâlâ oradaydı.
***
KAAN
Akşamüstü eve geçtiğimde hâlâ Duru’yu düşünüyordum.
Ayağının burkulması ciddi değildi ama yine de onu yerde görünce korkmuştum.
Mesaj da atamazdım numarası yoktu, kendi kendime;
"Keşke alsaydım numarasını"
Dedim.
Tam o sırada Efe'den mesaj geldi.
“Duru’nun babası akşam yemeğine çağırmış. Hepimiz gidiyoruz.”
Hemen cevap verdim.
“Tamam.”
Bir süre sonra Mert, Bora ve Arda’yla buluştuk. Hep beraber Duru’nun evine doğru gittik.
Kapıyı Levent hoca açtı.
“Hoş geldiniz çocuklar, geçin içeri.”
Hepimiz içeri girdik.
Salona geçtiğimizde Duru koltukta oturuyordu. Ayağındaki bandajı görünce yine aklıma öğleden sonra yaşananlar geldi.
“Nasıl ayağın?” diye sordum.
Duru hafifçe gülümsedi.
“İyi. Sadece biraz ağrıyor.”
“Geçmiş olsun.”
“Sağ ol.”
Efe hemen araya girdi.
“Tamam, herkes otursun. Ben açlıktan ölüyorum.”
Bora ona baktı.
“Sen zaten her zaman açsın.”
“Çünkü büyüyorum.”
Arda kahkaha attı.
“Sen büyümüyor, sadece yemek yiyorsun.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Bir süre sonra Duru’nun annesi yemekleri hazırlayıp masaya çağırdı.
Herkes masaya otururken Duru ayağa kalkmaya çalıştı.
Ardından Duru'nun annesi Meltem Teyze;
"Kızım sen otur ben oraya getiririm"
"Yok anne ya ayrı oturmak istemiyorum"
"Pekala ben sana yardım edeyim o zaman"diyerek
Duru'nun elinden tutarak masaya getirdi.
Hep birlikte yemek yiyorduk.
***
DURU
Yemekten sonra hepimiz salonda oturmuş, günün yorgunluğunu atıyorduk. Nehir bir yandan Bora’yla atışıyor, Efe ve Arda da ikisine gülüyordu.
Ben ise biraz sessizce onları izliyordum.
Kaan tam karşımdaki koltukta oturuyordu. Arada göz göze geliyorduk ama ikimiz de sanki bunu fark etmemiş gibi başka tarafa bakıyorduk.
Nehir bir anda bana döndü.
“Duru, iyi misin sen? Bugün biraz sessizsin.”
“İyiyim ya,” dedim gülerek. “Sadece yoruldum.”
Kaan kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Emin misin?”
Ona baktım.
“Eminim.”
“Tamam,” dedi, ama yüzündeki ifade hâlâ pek ikna olmuş gibi değildi.
Tam o sırada Bora elindeki bardağı masaya bırakıp,
“Arkadaşlar, yarın ne yapıyoruz?” diye sordu.
Efe hemen atıldı:
“Ne yapacağız? Yine antrenman var.”
Arda güldü.
“Senin hayatın sadece antrenmandan mı ibaret?”
Hepimiz gülmeye başladık.
O an fark ettim ki, günün bütün karmaşasına rağmen uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat hissediyordum.
Belki de bu grubun içinde olmak sandığım kadar kötü değildi.
Hatta… biraz fazla hoşuma gidiyordu.
Saat ilerledikçe herkesin uykusu gelmeye başlamıştı.
Kaan ayağa kalkıp montunu aldı.
“Biz artık kaçalım,” dedi.
Bora hemen arkasından kalktı.
“Aynen, yarın antrenman var.”
Nehir onlara bakıp güldü.
“Bende çıkayım.”
Efe ve Arda da toparlanmaya başlayınca ben kapıya kadar onlara eşlik ettim.
Kaan kapının önünde durup bana baktı.
“Bugün için teşekkürler.”
“Ne demek,” dedim gülümseyerek.
Tam kapıyı açıp çıkacaklardı ki Kaan bir anda durdu.
“Duru.”
“Efendim?”
Bir an tereddüt etti, sonra telefonunu çıkarıp bana uzattı.
“Numaranı versene.”
Şaşırıp ona baktım.
“Numaramı mı?”
“Evet,” dedi gayet normal bir şey söylüyormuş gibi. “Bir şey olursa ulaşmamız lazım.”
Nehir hemen arkamızdan kıkırdadı.
“Tabii, bir şey olursa…”
Kaan ona ters ters baktı.
“Nehir, sus.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum. Telefonu elime alıp numaramı kaydettim.
Sonra telefonu ona geri uzattım.
“Oldu.”
Kaan ekrana bakıp ismimi kaydetti.
“Tamamdır.”
“İyi geceler o zaman.”
“İyi geceler, Duru.”
Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Nedense yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.
