2. bölüm · Tribünlerin Ötesinde
1.Bölüm - On Numara
Bazı insanlarla tanıştığınız an, hayatınızın değişeceğini bilmezsiniz.
Ben de o gün bilmiyordum.
Babamın çalıştığı kulübün kapısından içeri adım attığımda tek düşündüğüm şey, birkaç saat geçirip eve dönmekti. Futbol dünyasının içinden geliyordum ama hiçbir zaman onun bir parçası olmak istememiştim.
Ta ki onu görene kadar.
Sahanın ortasında, üzerinde siyah-beyaz forma, sırtında 10 numara vardı.
Kaan Vural.
Adını daha önce defalarca duymuştum. Takımın yıldızı, taraftarların sevgilisi, herkesin konuştuğu futbolcu...
Ama karşımdaki adamın bütün o övgülerden haberi varmış gibi görünen kendinden emin tavrı, daha ilk saniyede sinirimi bozmuştu.
Göz göze geldik.
Kaşını hafifçe kaldırdı.
Ben ise bakışlarımı kaçırmak yerine ona biraz daha uzun baktım.
"Yeni misin?" diye sordu.
Sesindeki rahatlık, nedense daha da sinir bozucuydu.
"Hayır," dedim. "Sadece senin kadar boş boş ortada durmuyorum."
Yanındaki çocuklardan biri kahkahayı patlattı.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Demek teknik direktörün kızısın."
"Demek beni tanıyorsun."
"Tanımak istemediğim insanları da tanımak zorunda kalıyorum bazen."
İşte o an ondan hiç hoşlanmayacağıma karar verdim.
Kaan Vural da aynı şeyi benim için düşünmüş olacak ki arkasını dönüp sahaya doğru yürüdü.
Henüz bilmiyorduk.
Bu, birbirimize söylediğimiz son sert söz olmayacaktı.
Kaan sahaya doğru yürürken arkasından bakmadım.
En azından bakmamaya çalıştım.
"İlk günden Kaan'la mı tartıştın?"
Yanımdan gelen sesle başımı çevirdim. Babamın yardımcısı olan Murat abi, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
"Tartışmadık."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Ben uzaktan bile tartışma gördüm."
Gözlerimi devirdim.
"Çok ukala."
Murat abi güldü.
"Sen de pek aşağı kalmadın."
Tam cevap verecekken sahadan gelen düdük sesiyle ikimiz de sustuk.
Antrenman başlamıştı.
Babam oyunculara talimat verirken ben kenardaki banklardan birine oturdum. Telefonumu çıkardım ama birkaç dakika sonra istemsizce başımı kaldırdım.
Kaan topu ayağına aldığında sahadaki herkesin dikkati ona dönüyordu.
Hızlıydı.
Kendinden emindi.
Ve ne yazık ki gerçekten iyiydi.
"Bakma öyle."
Murat abinin sesiyle irkildim.
"Nasıl bakıyorum?"
"Kaan'a."
"Bakmıyorum."
"Tabii."
Telefonuma geri döndüm.
"Zaten hiç ilgimi çekmiyor."
O sırada sahadan bir top hızla kenara doğru geldi.
Top, oturduğum bankın hemen önünde durdu.
Başımı kaldırdığımda Kaan birkaç metre önümdeydi.
"Topu atar mısın?"
Elimdeki topa baktım, sonra ona.
"Gel kendin al."
Kaan birkaç saniye yüzüme baktı.
"Şaka yapıyorsun herhalde."
"Hayır."
"Topu at."
"Yok."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"İnatçısın."
"Sen de fazla emrediyorsun."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Kaan başını iki yana sallayıp yanıma kadar geldi ve topu elimden aldı.
"Bir gün bu inatçılığın başına bela olacak."
Gözlerimi ona çevirdim.
"Sen de bir gün bu egon yüzünden düşersin."
Kaan kısa bir kahkaha attı.
"Merak etme, düşersem seni tutmam."
"Ben de seni tutmam zaten."
Topu kolunun altına sıkıştırıp sahaya döndü.
Ben arkasından bakarken içimden tek bir şey geçiyordu:
Bu çocukla aynı ortamda bulunmak bile sinir bozucuydu.
Ve babamın takımında oynadığı için bundan sonra onu çok daha fazla görecektim.
Antrenmanın bitmesine yaklaşık yarım saat vardı.
Ben hâlâ aynı bankta oturuyordum.
Aslında eve gitmek istiyordum ama babam, antrenman bitene kadar beklememi söylemişti.
Telefonumun ekranına bakarken önümde bir gölge belirdi.
Başımı kaldırdığımda Kaan'ı gördüm.
"Çekilir misin?"
Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Çantam bankın altında."
Aşağı baktım.
Gerçekten de siyah spor çantası ayağımın hemen yanındaydı.
Ayağımı çekip ona yer açtım.
"Al."
Kaan eğilip çantasını aldı.
Tam gidecekken durdu.
"Bu arada..."
"Ne?"
"Babana benim hakkımda şikâyet etmediğin için teşekkür ederim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Senin hakkında neden şikâyet edeyim?"
"İlk gün kavga çıkardık diye."
"Sen kendini fazla önemli sanıyorsun."
Kaan güldü.
"Ben önemliyim."
"Takım için olabilir."
"Senin için değil mi?"
"Kesinlikle değil."
Gülümsemesi bir anda büyüdü.
"Zamanla değişir."
"Hiç sanmıyorum."
"Ben sanıyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Ne kadar özgüvenli birisin."
"Sen de ne kadar sinir bozucusun."
"Karşılıklı."
Kaan çantasını omzuna attı ve sahaya doğru yürüdü.
Ben de arkasından bakıp istemsizce mırıldandım.
"İyi ki bir de popüler."
Tam o sırada arkasını döndü.
"Ne dedin?"
"Hiçbir şey!"
"Bir şey dedin."
"Git antrenmanına!"
Kaan gülerek başını salladı.
"Emredersin, teknik direktörün kızı."
Dişlerimi sıktım.
Bu çocuk kesinlikle başıma bela olacaktı.
"Beklettim seni."
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, bayağı."
Babam gülerek başını salladı.
"Yarın da benimle geliyorsun."
"Ne?"
"Maç analizi yapmam gerekiyor. Yardım edeceksin."
"Ben futboldan anlamıyorum ki."
"Anlamayı öğrenirsin."
Tam itiraz edecektim ki babam arkasını dönüp sahaya baktı.
"Kaan!"
İçimden derin bir nefes aldım.
Kaan elindeki su şişesiyle yanımıza geldi.
"Buyurun hocam."
"Yarın Duru'yla birlikte çalışacaksınız."
Kaan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ben mi?"
"Sen."
Sonra bana baktı.
Ben de ona baktım.
İkimizin de aynı anda konuşması uzun sürmedi.
"Olmaz."
Babam kaşlarını kaldırdı.
"Ne olmaz?"
Kaan hemen toparlandı.
"Yani... benim yarın antrenmanım var."
"Antrenmandan önce yaparsınız."
"Benim de işlerim var," dedim.
Babam ikimize de baktı.
"Harika. İkinizin de işi varmış. O zaman birlikte yaparsınız, birbirinizin işini hızlandırırsınız."
Kaan bana doğru eğilip alçak sesle konuştu.
"Bu senin fikrin miydi?"
"Hayır."
"Benim de değil."
"İyi."
"İyi."
Babam uzaklaşırken ikimiz birkaç saniye sessiz kaldık.
Kaan çantasını omzuna taktı.
"Yarın görüşürüz, ortak."
"Ortak deme."
"Neden?"
"Sinir bozucu."
Gülümsedi.
"Sen de artık alış."
"Hiç sanmıyorum."
Kaan yürüyüp giderken bu kez arkasından bakmadım.
Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı.
Çünkü yarın onu tekrar göreceğimi biliyordum.
Ve nedense bundan hiç hoşlanmamıştım.
Babam geldiğinde "Hadi çıkalım kızım" dediğinde tesisten çıkmıştık.
***
Eve geldiğimizde bizi karşılayan annemdi.
"Hoşgeldiniz"
Babam ayakkabısını çıkararak;
"Hoşbulduk"diyerek içeriye geçti.
Annem bana dönerek,
"Kızım günün nasıl geçti?"
Annemin sorusuna cevap vermeden önce çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
"İyiydi. Biraz yorucuydu sadece."
Annem başını sallayıp mutfağa geçti. Babam ise çoktan telefonuna bakmaya başlamıştı.
Bende odama geçerek gecelik takımımı giydim.
Biraz yorulmuştum.
Nehirle konuşmalıydım.
Nehir Murat Abinin kızıydı.
Yatağa uzanıp Nehir'in sohbet ekranını açtım.
Ben: Bugün olanları anlatsam inanmazsın.
Nehir: Anlat bakalım.
Bir süre ekrana baktım. Sonra yazmaya başladım.
Ben: Kaan Vural'la tartıştık.
Mesajımı görür görmez cevap verdi.
Nehir: ŞAKA YAPIYORSUN.
Ben: Hayır.
Nehir: İlk günden mi?
Ben: Ben başlatmadım ki.
Nehir: Tabii Duru. Kesin Kaan durduk yere sana bulaştı.
Ben: Aynen öyle oldu zaten.
Nehir: Peki nasıl biri?
Kaşlarımı çatıp düşündüm.
Ben: Sinir bozucu.
Nehir: Başka?
Ben: Kendini beğenmiş.
Nehir: Başka?
Ben: Nehir, çocuk hakkında rapor mu hazırlıyorsun?
Nehir: Sadece merak ettim.
İstemsizce güldüm.
Ben: Ayrıca fazla rahat.
Nehir: Yakışıklı mı bari?
Telefonu elimde tutup birkaç saniye öylece kaldım.
Ben: Ne alaka şimdi?
Nehir: Cevap vermedin. Demek ki yakışıklı.
Ben: Uyuyorum ben.
Nehir: Kaçıyorsun!
Ben: İyi geceler Nehir.
Nehir: İyi geceler Kaan Vural'ın düşmanı.
Telefonu yatağın yanına bırakıp gözlerimi kapattım.
Bugünün bütün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Nehir'in son mesajını düşünürken istemsizce gülümsedim.
"Kaan Vural'ın düşmanı..."
Belki de gerçekten öyle kalmalıydım.
Birkaç dakika sonra düşüncelerim yavaş yavaş dağıldı ve uykuya daldım.
