12. bölüm · Tribünlerin Ötesinde

10.Bölüm - Beklenmedik An

Spidery 🕸

Sabah gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey tesisti.
Dün yaşananlar aklımdan çıkmıyordu. Özellikle Kaan'la aramızdaki o garip yakınlık...
Telefonumu elime aldım.
Nehir'den mesaj vardı.
Nehir: Günaydınnn. Bugün tesise gidiyor muyuz?
Ben: Babam götürecekmiş.
Nehir: Harika. Bora da geçmiş tesise.
Ben: Senin için tesis değil, Bora önemli zaten.
Nehir: Kıskanmaaa.
Telefonu bırakıp hazırlanmak için ayağa kalktım.
Aşağı indiğimde babam kahvaltısını yapıyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu.
“Birazdan.”
“Bugün tesiste toplantı var. Birkaç saat kalabiliriz.”
“Tamam.”
Kahvaltımı yapıp babamla birlikte çıktık.
***
Tesise vardığımızda daha arabadan iner inmez sahadan gelen sesleri duydum.
İçeri girdiğimde ilk gördüğüm kişi Kaan oldu.
Beni fark ettiği anda gülümsedi.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Yanına doğru yürürken elindeki su şişesini bana uzattı.
“Al.”
“Benim niye suya ihtiyacım var?”
“Dün yoruldun ya.”
Şişeyi alırken istemsizce gülümsedim.
“Teşekkürler.”
“Rica ederim.”
Tam o sırada Efe yanımıza geldi.
“Vay be, sabah sabah su servisi başlamış.”
Kaan ona dönüp baktı.
“Efe, git işine.”
Efe gülerek uzaklaştı.
Ben de Kaan'a baktım.
“Arkadaşların çok garip.”
“Onlar böyle.”
“Sen de biraz garipsin.”
“Ben mi?”
“Evet.”
Kaan gülerek başını salladı.
“Bunu senden duymak güzel.”
“Niye?”
“Çünkü artık benimle konuşurken eskisi kadar mesafeli değilsin.”
Bir an sustum.
Haklıydı.
Ben de bunu fark etmiştim.
Ama söylemek yerine sadece omuz silktim.
“Belki alışmışımdır.”
Kaan hafifçe gülümsedi.
“Belki.”
Tam o sırada babam uzaktan seslendi:
“Duru! Kaan! Odama gelin.”
Kaan bana baktı.
“Yine beraberiz.”
“Anlaşılan öyle.”
Yan yana yürümeye başladık.
Bu kez aramızdaki sessizlik eskisi gibi rahatsız edici değildi.
Aksine...
Garip bir şekilde, artık sessizlik bile güzel geliyordu.
***
Babamın odasına girdiğimizde babam çoktan bilgisayarını açmıştı.
“İkiniz de şuraya oturun,” dedi.
Kaan yanıma geçti.
Babam ekrandaki görüntüleri açmaya başladığında hepimiz maça odaklandık.
“Şimdi şu pozisyona dikkat edin.”
Görüntü ilerlerken bir anda Kaan bana doğru eğildi.
“Bak, burada senin dediğin şey olmuş.”
“Hangisi?”
“Pas vermeliydim dediğin pozisyon.”
Ekrana biraz daha yaklaştım.
“Evet. Bak, tam burada.”
Kaan gülümsedi.
“Tamam, kabul ediyorum.”
“Sonunda.”
“Bir kere kabul ettim diye havaya girme.”
“Geç kaldın.”
Tam o sırada dışarıdan büyük bir gürültü geldi.
Hepimiz bir anda kapıya döndük.
Babam ayağa kalktı.
“Ne oldu?”
Koridordan Efe'nin sesi geldi.
“Hocam! Bir dakika!”
Hepimiz dışarı çıktık.
Sahada toplar, koniler ve antrenman malzemeleri etrafa dağılmıştı. Çocuklardan biri yanlışlıkla malzeme arabasına çarpmış, birkaç şey yere devrilmişti.
“Kimseye bir şey olmadı değil mi?” diye sordu babam.
“Yok hocam,” dedi Efe.
Ben de yerdeki dosyaları toplamaya başladım.
Tam eğilip bir dosyayı alacakken Kaan da aynı anda uzandı.
Ellerimiz yine aynı anda dosyaya gitti.
Bu kez ikimiz de gülmeye başladık.
“Sen çekil,” dedim.
“Hayır, sen çekil.”
“Dosyayı ilk ben gördüm.”
“Ben önce uzandım.”
“Yalan.”
“İspatla.”
Tam cevap verecekken arkamızdan Bora'nın sesi geldi.
“Bir dosya için kavga etmeye başladıysanız ben gidiyorum.”
Nehir hemen güldü.
“Bırak onları, alışıyorlar birbirlerine.”
“NEHİR!”
Kaan kahkaha attı.
Ben yüzümü kapatırken babam da başını iki yana salladı.
“Tamam, tamam. Hepiniz işinize dönün.”
Herkes dağılırken Kaan dosyayı bana uzattı.
“Al bakalım.”
“Teşekkürler.”
“Rica ederim.”
Sonra biraz daha sessiz bir sesle ekledi:
“Bu arada…”
“Ne?”
“Bugün seni güldürmek güzel.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Kaan hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp sahaya gitti.
Ben ise olduğum yerde birkaç saniye kalakaldım.
***
Kaan'ın söylediklerinden sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sonra kendimi toparlayıp sahaya döndüm.
Nehir hemen yanıma geldi.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Duru…”
“Gerçekten bir şey yok.”
Nehir daha fazla üstelemeden omuz silkti.
Tam o sırada babam bütün takımı yanına çağırdı.
“Herkes buraya gelsin!”
Oyuncular yavaş yavaş etrafında toplandı. Kaan, Bora, Efe, Arda ve Mert de yan yana durdu.
Babam elindeki kâğıda baktı.
“Yarın sabah şehir dışına çıkıyoruz.”
Bir anda herkes konuşmaya başladı.
“Ne?”
“Maç mı var?”
“Ne kadar kalacağız?”
Babam elini kaldırıp herkesi susturdu.
“Bir hazırlık maçı var. Bir gece konaklayacağız. Sabah erken çıkıyoruz.”
Efe hemen Mert'e döndü.
“Ben daha çantamı hazırlamadım.”
Mert güldü.
“Senin çantan zaten üç tane eşofmandan oluşuyor.”
“Üç tane yetiyor.”
Bora, Nehir'e baktı.
“Sen de geliyor musun?”
"Bilmem"
Nehir bana döndü.
“Baba”
Babam bana baktı.
“Nehir de bizimle gelecek.”
“Tamam kızım"
Nehir'in yüzü bir anda aydınlandı.
“Harika!”
Ben ise ne diyeceğimi bilemedim.
Daha dün her şey normal görünüyordu.
Şimdi ise yarın hep birlikte şehir dışına çıkacaktık.
Kaan yanıma gelip alçak sesle,
“Hazırlan bakalım,” dedi.
“Sen rahat konuşuyorsun. Benim valiz hazırlamam lazım.”
“Ben yardım ederim.”
“Sen önce kendi valizini hazırla.”
“Onu hallederim.”
Tam o sırada babam tekrar seslendi:
“Bu arada herkes bugün öğleden sonra toplantı odasına gelsin. Yolculukla ilgili detayları konuşacağız.”
Herkes dağılırken Nehir koluma girdi.
“Duru…”
“Ne?”
“Bu gezi bayağı olaylı geçecek.”
Başımı salladım.
“Bence de.”
Ama henüz bilmiyorduk…
Asıl olayın daha tesiste başlamasına birkaç saat vardı.
***
Toplantı bittikten sonra herkes yavaş yavaş dışarı çıktı.
Ben de Nehir'le birlikte koridora çıktım.
“Duru, kantine gidelim mi?” dedi.
“Olur.”
Tam kantine doğru ilerlerken arkamızdan Kaan'ın sesi geldi.
“Duru!”
Döndüm.
Kaan elinde telefonuyla bize doğru yürüyordu.
“Baban seni arıyordu.”
“Telefonum yanımda değil.”
“Biliyorum. Masanın üzerinde kalmış.”
Telefonumu bana uzattı.
“Teşekkürler.”
“Rica ederim.”
Nehir ikimize bakıp sırıttı.
“Ben kantine geçiyorum.”
“Sen niye gidiyorsun?” dedim.
“Çünkü sizin konuşacağınız belli.”
Nehir daha ben cevap veremeden uzaklaştı.
Kaan gülerek arkasından baktı.
“Bence bizi yalnız bırakmak için yaptı.”
“Kesinlikle.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Kaan telefonunu cebine koydu.
“Bugün antrenmandan sonra biraz kalacak mısın?”
“Bilmiyorum. Babama bağlı.”
“Kal.”
“Neden?”
Kaan bir an düşündü.
“Çünkü sana bir şey göstereceğim.”
“Ne?”
“Şimdi söylersem sürprizi kalmaz.”
“Ben sürpriz sevmem.”
“Yalan.”
“Değil.”
“Göreceğiz.”
Tam o sırada babam koridorun diğer ucundan seslendi:
“Duru!”
“Geliyorum!”
Kaan kenara çekildi.
“Sonra görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Babamın yanına giderken merakım iyice artmıştı.
Kaan bana ne gösterecekti?
Ve neden bunu herkesten saklıyordu?
O an bunun basit bir sürpriz olduğunu düşünüyordum.
Meğer hiç de öyle değilmiş...
***
Babamın yanına gittiğimde elindeki dosyaları gösterdi.
“Bunları düzenleyip bilgisayara geçirir misin?”
“Tabii.”
Dosyaları alıp çalışma odasına geçtim. Bir süre uğraştıktan sonra sonunda hepsini bitirdim.
Saatime baktığımda antrenmanın da bitmesine az kalmıştı.
Tam bilgisayarı kapatırken telefonuma mesaj geldi.
Kaan: Bitti mi?
Kaşlarımı kaldırdım.
Ben: Ne bitti mi?
Kaan: İşin.
Ben: Evet. Neden?
Kaan: Sahaya gel.
Ben: Sürpriz mi gösterecektin?
Kaan: Evet.
Ben: Tamam, geliyorum.
Telefonu cebime koyup sahaya çıktım.
Ortalık normalden daha sessizdi. Oyuncuların çoğu soyunma odasına gitmişti.
Kaan ise sahanın kenarında duruyordu.
Beni görünce elindeki topu yere bıraktı.
“Geldin.”
“Merak ettim.”
“Biliyordum.”
“E hadi, ne göstereceksin?”
Kaan sahayı işaret etti.
“Buraya gel.”
Yanına gittim.
Çimlerin ortasında küçük bir kale ve birkaç top vardı.
“Bunun neresi sürpriz?”
Kaan gülümsedi.
“Bugün bana pas vermeyi beceremediğini söylemiştin ya.”
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“Söyledin.”
“Kanıtla.”
Kaan topu ayağıyla önüme doğru yuvarladı.
“Kanıt burada.”
“Şaka yapıyorsun.”
“Hayır. Beş dakika.”
“Ben futbol oynayamam.”
“Denersin.”
Topa hafifçe vurdum.
Top kaleye doğru gitti ama kalenin yanından çıktı.
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra kahkaha attı.
“Gülme!”
“Tamam, tamam.”
“Bir daha yapacağım.”
“Bu sefer daha iyi olacak.”
İkinci denememde top kaleye girdi.
Kaan şaşkın bir ifadeyle bana baktı.
“Fena değil.”
“Gördün mü?”
“Biraz şans.”
“Kesinlikle şans değildi.”
İkimiz de gülerken uzaktan babamın sesi duyuldu:
“Duru!”
Bir anda sustum.
Kaan topu eline aldı.
“Git. Yoksa yakalanacağız.”
“Neye?”
Kaan gülümseyerek omuz silkti.
“Antrenman yaptığımıza.”
Başımı iki yana sallayıp babamın yanına doğru yürüdüm.
Ama yüzümdeki gülümsemeyi saklayamıyordum.
***
Eve geldiğimizde direkt odama çıktım.
Yarın şehir dışına gidecektik ve sadece bir gece kalacaktık. Yatağımın üzerine orta boy valizimi koyup fermuarını açtım.
Önce kıyafetlerimi hazırlamaya başladım.
İki tane eşofman altı, iki tişört ve hava serin olursa diye bir sweatshirt koydum. Sonra maç için rahat bir pantolon ve üzerine giyeceğim bir üst seçtim.
“Bir gece için fazla mı oldu acaba?” diye söylendim.
Ama yine de birkaç parça daha koydum.
Sonra pijamamı, çoraplarımı ve iç çamaşırlarımı ayrı bir bölmeye yerleştirdim.
Valizin küçük gözünü açıp saç tokalarımı, tarağımı ve birkaç küçük eşyamı koydum.
Banyoya gidip diş fırçamı ve macunumu aldım. Ardından yüz temizleme ürünlerimi ve nemlendiricimi küçük çantama yerleştirdim.
Son olarak şarj aletimi ve kulaklığımı çantama koydum.
Valizin içindeki kıyafetlere bir kez daha baktım.
“Tamam. Bu kadar yeter.”
Fermuarı kapatmaya çalıştım ama bir türlü kapanmadı.
“Of!”
Tekrar açıp sweatshirtü çıkardım.
Sonunda fermuar kapandı.
Valizi yatağın yanına koyup derin bir nefes aldım.
Tam yatağa oturmuştum ki telefonum titredi.
Kaan: Valiz hazır mı?
Gülümseyerek cevap verdim.
Ben: Daha yeni bitti.
Kaan: Çok eşya aldın kesin.
Ben: Bir gece kalacağız diye hiçbir şey götürmeyeyim mi?
Kaan: Ben öyle demedim.
Ben: Neyse. Sen hazırladın mı?
Kaan: Evet.
Ben: Bu kadar hızlı mı?
Kaan: Erkekler böyle.
Ben: Çok övünme bence.
Kaan'dan hemen cevap geldi.
Kaan: Yarın görürsün.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Valizime son kez baktım.
Her şey hazırdı.
Yarın sabah erkenden yola çıkacaktık.
Ve nedense içimde, bu yolculuğun düşündüğümden çok daha eğlenceli geçeceğine dair garip bir his vardı.