11. bölüm · Teşekkür ederim, haklıydın
YENİ BİR BAŞLANGIÇ VE İMTİHANLAR
Tedavinin başlamasının üzerinden iki ay geçmişti. Ankara’nın sert kışı yerini baharın ilk pembe tomurcuklarına bırakmaya hazırlanırken, gecekondunun odasındaki atmosfer de zamana direniyordu. Kemoterapinin ağır yan etkileri Nevin Hanım’ın bedenini hırpalıyor, zayıflatıyordu. Ancak çocuklarının ve dostlarının etrafında kurduğu o sevgi çemberi, yaşama tutunma azmini bir an bile eksiltmiyordu.
O sabah, güneş ışığı salonun penceresinden süzülürken Nevin Hanım aynanın karşısında oturuyordu. Elindeki tarağı yavaşça saçlarından geçirdiğinde, tarağa takılan büyük bir tutam saç yere döküldü. Nevin Hanım elindeki tarağa baktı, gözleri doldu ama ağlamamak için alt dudağını ısırdı. İnsan ne kadar hazırlıklı olursa olsun, bedeninden bir parçanın eksildiğini görmek yine de canını yakıyordu.
Aylin elinde ıhlamur fincanıyla odaya girdi. Durumu hemen anladı. Fincanı masaya bırakıp yavaşça Nevin Hanım’ın arkasına geçti, ellerini onun omuzlarına koydu.
"Çok güzelsiniz Nevin Teyze," dedi Aylin şefkatle. "Saçlar sadece bir teferruat. Onlar yeniden uzayacak, hem de eskisinden çok daha gür."
Nevin Hanım aynadaki yansımasından Aylin’in gözlerine baktı. "Biliyorum kızım... Biliyorum ama insan yine de bir garip oluyor işte. Deniz görmesin, üzülür."
"Deniz sizi çok seviyor Nevin Teyze. Ve o sadece sizin gülüşünüzü görüyor," dedi Aylin. Ardından çantasından çıkardığı ipek, rengârenk bir fuları açtı. "Bakın size ne getirdim. Bugün bunu beraber bağlayalım."
Aylin, Nevin Hanım’ın başına fuları büyük bir özenle ve zarafetle bağladı. Nevin Hanım aynaya baktığında, yüzünde batan güneşin son sıcaklığını andıran tatlı bir tebessüm belirdi.
Aynı günün öğleden sonrasında, Kızılay’daki modern bir iş hanının dördüncü katında tatlı bir telaş vardı. Cam kapının üzerinde yeni çakılmış pirinç bir tabela parıldıyordu: KARACA & KAYA YAZILIM VE TASARIM.
Yazılımın başarısı ve aldıkları ikinci ödeme sayesinde Deniz ve Tarık, küçük ama son derece şık bir ofis kiralamışlardı. Selin mekânın iç mimarisini üstlenmiş; ahşap detaylar, geniş çalışma masaları ve sarı sarmaşıklarla modern ama sıcak bir atmosfer yaratmıştı.
Tarık yeni nesil geniş ekran bilgisayarının başında kahvesini yudumlarken heyecanla konuştu: "Beyler, bayanlar! İlk resmi sözleşmemizi imzaladık. Şehir Bölge Planlama Dairesi, harita modülümüzü tüm büyükşehir projelerinde kullanmak için lisans almak istiyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Artık resmen bir şirketiz!"
Deniz, masasının üzerindeki harita paftalarını kenara çekip gülümsedi. Üzerinde ilk kez giydiği şık bir ceket vardı. "En önemlisi de ne biliyor musunuz? İlaçların ve tedavinin sonraki taksitleri artık tamamen güvence altında. Annamin hiçbir eksiği kalmayacak."
Selin, çizim masasından kalkıp gruba katıldı. "Ayrıca Aylin’in hazırladığı endüstriyel arayüz tasarımları olmasaydı belediye o sözleşmeye imza atmazdı. Harita ve mimari bu kadar estetik birleşemezdi."
Aylin ofisin kapısından içeri adım attığında herkes ona baktı. Yüzünde gururlu bir ifade vardı. Deniz hemen yerinden kalkıp Aylin’in yanına gitti, elini tuttu.
"Nasıl oldu bizim yeni mekân?" diye sordu Aylin göz gezdirerek. "İnanılmaz bir iş çıkarmışsınız Selin."
"Senin tasarımların olmasaydı bu ruh eksik kalırdı," dedi Selin içtenlikle.
O sırada Deniz’in telefonu çaldı. Arayan hastanedeki Doktor Mahmut Bey’di. Deniz hemen telefonu açtı, odadaki herkes bir anda sessizliğe büründü.
"Deniz Bey, müjdeli bir haber vermek için aradım," dedi doktorun neşeli sesi. "Bugün yapılan kan değerleri ve ara tomografi sonuçları harika geldi. Tümör, uyguladığımız ilaç ve radyoterapi sayesinde %60 oranında küçülmüş! Bu gidişle iki ay sonra cerrahi operasyona gerek kalmadan sadece takiple süreci tamamlayabiliriz."
Deniz’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Aylar süren o omuzlarındaki amansız yük, bir anda uçup gitti. Telefona teşekkür ettikten sonra kapatıp başını kaldırdı.
Aylin, Tarık ve Selin merakla ona bakıyordu.
"Tümör küçülmüş..." dedi Deniz, sesi heyecandan titreyerek. "Annem iyileşiyor!"
Tarık bir çığlık atarak Deniz’e sarıldı, Selin ve Aylin de onlara katıldı. Dört genç, Ankara’nın ortasındaki o küçük ofiste, gözyaşları ve kahkahalarla birbirlerine kenetlendiler.
Aylin, Deniz’in kulağına fısıldadı: "Sana söylemiştim Deniz... Fırtına ne kadar sert olursa olsun, pes etmeyenler kazanır."
Deniz, sevdiği kadının yüzünü ellerinin arasına aldı. "Teşekkür ederim Aylin... Haklıydın. Birlikte olduğumuz sürece hiçbir karanlık bizi teslim alamayacak."
Pencereden dışarı baktıklarında, Ankara’nın gri gökyüzü parçalanmış, arkasından pırıl pırıl bir bahar güneşi şehri aydınlatmaya başlamıştı.
