15. bölüm · Teşekkür ederim, haklıydın
KOMİSYON KARARI VE BÜYÜK ZAFER
Çankaya’daki Doğan Holding binasının koridorunda patlayan o hukuki ve ahlaki bombanın yankıları, binanın en üst katındaki yönetim kurulu odasına kadar ulaşmakta gecikmedi.
Aylin ve Deniz’in bıraktığı noter onaylı dosya, Kaan’ın elinde adeta kor bir ateş gibi duruyordu. Kaan, durumu toparlamak ve babası saydığı Doğan Bey’in gözünde imajını zedelememek için olayı örtpas etmeye çalışsa da, holdinğin kıdemli hukuk müşaviri dosyayı incelediği an tehlikenin boyutunu kavramıştı.
Geniş maun masanın başında oturan Doğan Bey, önüne koyulan evrakları tek tek incelerken yüzündeki çizgiler daha da derinleşiyordu. Masanın diğer ucunda ayakta duran Kaan, huzursuzca kıpırdanıyor, terleyen avuç içlerini pantolonuna siliyordu.
"Bu ne Kaan?" dedi Doğan Bey. Sesi bağırmıyordu ama odadaki soğukluk, dışarıdaki Ankara ayazından daha keskindi. "Bana kızımın şirketten proje çaldığını söyledin. Kendi gözlerinle gördüğünü, hukuki olarak %100 haklı olduğumuzu iddia ettin. Şimdi önümde duran bu noter belgeleri ve üniversite arşiv kayıtları neyin nesi?"
"Efendim... Ben..." Kaan kekelemeye başladı. "Ben sadece şirketin çıkarlarını korumak istedim. O çocukların geliştirdiği arayüz bizim geçen yılki staj projesine çok benziyordu. Aylin’in bunu dışarıya sızdırdığını düşündüm. Amacım holdingin telif haklarını güvenceye almaktı."
"Yalan söylüyorsun Kaan!" Doğan Bey masaya sert bir tokat indirdi. Odadaki cam dekorlar hafifçe titredi. "Sen şirketin çıkarlarını değil, kendi kişisel egonu ve kibirini tatmin etmeye çalıştın! Kızımın başarısını hazmedemedin. Onu köşeye sıkıştırıp bana muhtaç edeceğini sandın. Ama bak, o ne yapmış? Adım adım, tarih tarih her şeyin kaydını tutmuş. Eğer bu belgeler basına sızarsa holdingin 30 yıllık saygınlığı ne hale gelir, biliyor musun?"
Kaan başını öne eğdi. "Şikayeti geri çekmeyelim efendim, bir şekilde uzlaşırız..."
"Derhal!" dedi Doğan Bey, parmağını kapıya doğru sallayarak. "Büyükşehir Belediyesi İhale Komisyonu’na yazılan o asılsız dilekçe bugün saat dört olmadan geri çekilecek. Ayrıca yarın sabah itibarıyla holdingdeki tüm yetkilerin askıya alınıyor Kaan. İnsanların emeğine çökmeye çalışan bir adamla benim işim olmaz."
Kaan, Doğan Bey’in gözlerindeki o kesin ve geri dönülmez kararlılığı gördüğünde tek bir kelime bile edemeden odadan çıktı. Kapı kapandığında Doğan Bey koltuğuna yaslandı, gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Kızının ne kadar güçlü, ne kadar hazırlıklı ve ne kadar haklı olduğunu düşünürken, içini hem derin bir pişmanlık hem de engellenemez bir gurur kapladı.
Aynı günün öğleden sonrasında, Kızılay’daki küçük ofiste zaman adeta durmuş gibiydi.
Duvardaki dijital saat 15.45’i gösteriyordu. Masanın etrafında toplanan dört genç, ne bir şey yiyebiliyor ne de çaylarından bir yudum alabiliyordu. Tarık, bilgisayar ekranındaki e-posta sayfasını her otuz saniyede bir yeniliyordu. Selin parmaklarını masada ritmik bir şekilde oynatıyor, Aylin ise Deniz’in elini sımsıkı tutuyordu.
"Son on beş dakika..." dedi Tarık, sesi gerginlikten incelerek. "Eğer saat dörde kadar dilekçeyi çekmezlerse Banu Hanım suç duyurusunu adliyeye teslim edecek."
Deniz, Aylin’in yüzüne baktı. Kızın gözlerindeki yorgunluk belirgindi ama o eski çaresizlikten eser yoktu. "Ne olursa olsun biz doğrunun yanındayız Aylin. Sonuç ne çıkarsa çıksın, biz üzerimize düşeni yaptık."
Saat tam 15.52’de Tarık’ın ekranına yeni bir e-posta düştü. Gönderen: Büyükşehir Belediyesi Şehir Bölge Planlama Dairesi İhale Bürosu.
Tarık bir an donakaldı. "Geld... Geldi!" diye bağırdı.
"Oku Tarık, ne yazıyor?!" dedi Selin heyecanla ayağa kalkarak.
Tarık gözlerini kısarak ekrandaki resmi yazıyı yüksek sesle okumaya başladı:
"Sayın Karaca & Kaya Yazılım Yetkilileri, Doğan Holding A.Ş. tarafından idaremize sunulan inceleme talepli dilekçe, şirket yetkililerinin talebi doğrultusunda resmi olarak geri çekilmiştir. Bu kapsamda, askıya alınan 3D Akıllı Şehir Simülasyonu İhalesi değerlendirme süreci kaldığı yerden devam etmiş olup; komisyonumuz, teknik ve ekonomik açıdan en uygun teklifi veren firmanızı ihalenin kazananı olarak belirlemiştir. Sözleşme imzası için idaremize davet edilmektesiniz."
Odanın içinde bir anlık sessizlik oldu. Okunan kelimelerin anlamı zihinlerine ulaşır ulaşmaz, devasa bir sevinç çığlığı Kızılay’daki iş hanının koridorlarında yankılandı.
Tarık masanın üzerinden atlayıp Deniz’e sarıldı. Selin ve Aylin gözyaşları içinde birbirlerine kenetlendiler. Gecelerce süren uykusuzluk, harita paftalarının üzerinde dökülen alın teri, hastane koridorlarında çekilen acılar ve haksızlığa karşı verilen o amansız hukuk savaşı... Hepsi bu tek bir cümleyle taçlanmıştı: İhalenin kazananı firmanızdır.
Deniz, gürültünün ortasında Aylin’in yanına gitti. Onu kollarının arasına alıp havada döndürdü. Aylin’in kahkahaları, gözlerinden süzülen mutluluk yaşlarına karışıyordu.
"Kazandık Deniz!" dedi Aylin, nefes nefese. "Gerçekten kazandık!"
"Biz kazandık Aylin," dedi Deniz, onun alnını öperek. "Emeğimizle, birbirimize olan inancımızla kazandık."
Akşam saatlerinde zafer haberi Dikmen’deki gecekonduya ulaştığında, bahçede adeta küçük bir bayram havası esti.
Nevin Hanım, çocukların getirdiği müjdeyle gözyaşlarını tutamadı. Sobanın üzerinde kaynayan tencereden taze mantıları tabaklara koyarken, elleri sevinçten titriyordu.
"Ben bilmiyor muydum benim evlatlarımın başaracağını?" dedi Nevin Hanım, duvardaki merhum eşinin fotoğrafına bakarak. "Allah doğrunun yardımcısıdır oğlum. Sizin o temiz kalbiniz, o helal lokmanız galip geldi."
Masanın etrafında toplanan dört genç, hayatlarının en lezzetli yemeğini yiyor, gelecek planlarını konuşuyorlardı. Büyükşehir Belediyesi ile imzalanacak üç yıllık dev sözleşme, sadece şirketin finansal geleceğini kurtarmakla kalmayacak, Nevin Hanım’ın devam eden tedavi masraflarını ve ilerde gerekebilecek tüm cerrahi operasyonları da fazlasıyla karşılayacaktı.
Yemekten sonra Deniz ve Aylin bahçedeki ahşap banka oturdular. Ankara’nın gece ışıkları vadinin ardından ışıldıyordu. Gökyüzü açık, yıldızlar berraktı.
Aylin başını Deniz’in omzuna yasladı. "Biliyor musun Deniz... Babamın binasından çıkarken hiç korkmadım. Çünkü arkamda senin durduğunu biliyordum."
Deniz, Aylin’in elini kendi avucunun içine aldı. "Sen kendin çok güçlüsün Aylin. Ben sadece senin ışığının kapatılmasına izin vermedim. Önümüzde daha katödeceğimiz çok yol var. Bu sadece ilk büyük adımdı."
"O yolların hepsi seninle güzel," dedi Aylin gülümsüyerek.
Ankara’nın soğuk gecesi, bu kez gecekondunun bahçesindeki sıcak yürekleri üşütmüyordu. Büyük fırtına atlatılmış, ilk büyük zafer kazanılmıştı. Ancak hayat, büyüyen bu genç şirket ve filizlenen bu büyük aşk için yeni imtihanlar hazırlamakta gecikmeyecekti.
