BİR NEFES SIHHİYE

Yazar: Kaymak Birası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: BİR NEFES SIHHİYE

Büyük sınavların, ailevi yüzleşmelerin ve kira krizlerinin ardından Ankara, ilk kez o hafta sonu gençlere biraz acımış gibiydi. Pazar sabahı gökyüzü bulutsuz, soğuk ama güneşli bir berraklıkla açmıştı. Vize haftasına girmeden önceki bu tek serbest günü, dördü de ders kitaplarından tamamen uzakta geçirmeye karar verdi.
Fikir Selin’den çıkmıştı: "Her gün kampüs-kütüphane-ev üçgeninde çürüyorsunuz. Bugün Sıhhiye pazarına gidip abur cubur yiyeceğiz, ardından da Eymir’de çay içeceğiz. İtiraz kabul edilmez!"
Sabah saat on gibi Sıhhiye’de buluştular. Pazarın kalabalığı, rengârenk tezgahlar, pazarcıların bağırışları ve etraftan yükselen taze simit kokusu, son haftaların kasvetini bir anda silip attı.
Tarık, yazılım satışından kazandığı ilk parayla masadaki herkese çay ve simit ısmarlamış, cebine koyduğu yeni stiliyle yürüyordu. "Beyler, bayanlar! Artık ev sahibi Şevket Bey bana mesaj atınca engellemiyorum, doğrudan dekont atıyorum. Bu hissi hiçbir şeye değişmem," dedi göğsünü kabartarak.
Selin gülerek Tarık’ın koluna vurdu. "Tamam milyarder bey, hemen havalanma. O yazılımın arayüzünü ben tasarlamasaydım, müşteriler o kod yığınından hiçbir şey anlamayacaktı."
"Hakkını yemiyorum patron," dedi Tarık, Selin’e komik bir selam çakarak. "Ortaklık oranımız yüzde elli elli."
Deniz ile Aylin ise grubun biraz gerisinde, el ele yürüyordu. Aylin’in yüzünde günlerdir görmediği bir rahatlama vardı. Üzerindeki kalın atkıya sarınmış, pazar tezgahlarındaki eski ahşap objeleri inceliyordu.
"Biliyor musun Deniz," dedi Aylin, başını Deniz’in omzuna hafifçe yaslayarak. "Bugün ilk defa kafamın içinde gelecekle ilgili bir kaygı sesi durdu. Ne babamın ne de okulun sesi var. Sadece rüzgâr ve sizin sesiniz."
Deniz kızın elini daha sıkı tuttu. "Buna ihtiyacın vardı. Bazen sadece durup durduğumuz yeri hissetmemiz gerekiyor."
Öğleden sonra dolmuşa binip Eymir Gölü’ne geçtiler. Göletin etrafındaki kurumuş yaprakların üzerinde yürürken, Tarık cebinden çıkardığı ahşap bir uçurtmayı montunun altından çıkardı.
"Bu da ne Tarık?" dedi Selin gözlerini devirerek. "İlkokulda mıyız?"
"Göl kenarına gelip uçurtma uçurmamak Ankara kural ihlalidir Selin Hanım," dedi Tarık hırsla rüzgârı kontrol ederken. "Gel bak, ipi tutmayı öğreteyim."
Beş dakika sonra, uçurtmayı gökyüzüne kaldırmayı başardıklarında Selin çocukça bir sevinçle çığlık atıyor, Tarık ise ipi ona kaptırmamak için uğraşıyordu. Deniz ile Aylin göl kenarındaki ahşap banka oturmuş, onların bu tatlı atışmasını izlerken kahkahalar atıyorlardı.
Nevin Hanım’ın onlar için hazırladığı termos çayı kadehlere dolduran Deniz, Aylin’e uzattı. "Annem bugün senin için cevizli kurabiye de koydu."
"Nevin Teyze’nin ellerine sağlık," dedi Aylin kurabiyeden bir ısırık alarak. "Yakında sizin eve taşınırsam şaşırma Deniz. Sıcak sobayı ve annenin yemeklerini şimdiden özledim."
"Kapımız sana her zaman açık," dedi Deniz yumuşak bir sesle.
Güneş yavaş yavaş gölün arkasından batarken gökyüzü pembe ve mor tonlarına büründü. O gün ne geleceğin belirsizliği ne de ekonomik sıkıntılar masadaydı. Dört genç arkadaş, hayatın sert dalgaları arasında sığınabilecekleri en güvenli limanın birbirleri olduğunu bir kez daha anlamışlardı.
Aylin, göldeki yansımaya bakarken içinden geçirdi: Hayat bazen karmaşık ve acımasız olabilirdi, ama doğru insanlarla paylaşıldığında Ankara’nın en soğuk günü bile sıcacık bir anıya dönüşebiliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 16beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…