6. bölüm · Teşekkür ederim, haklıydın

FIRTINADAN ÖNCEKİ CUMA

Kaymak Birası

Cuma akşamı gelip çattığında Ankara, gri gökyüzünü siyah bir geceye teslim etmiş, Çankaya’nın yüksek tepe sokaklarındaki lüks restoranların ışıkları sise meydan okurcasına parlamaya başlamıştı.
Deniz, durağın yanındaki kaldırımda durmuş, elleri montunun ceplerinde restorandan yükselen sıcak ışıklara bakıyordu. Takım elbise giymemişti; ama temiz bir gömlek ve koyu renk montuyla oradaydı. Aylin’e söz verdiği gibi, o kapının önünde bir nöbetçi gibi bekliyordu.
Restoranın içi ise tamamen farklı bir dünyaydı. Masadaki kristal kadehler, hafif caz müziği ve fısıltıyla konuşan şık insanlar... Aylin masada otururken, karşısındaki Kaan’ın kendine güvenen kibirli gülümsemesini ve babası Doğan Bey’in takdir dolu bakışlarını inceliyordu. Kaan, babasının holdingindeki genç yöneticilerden biriydi; giyimi, tavırları ve özgüveniyle Doğan Bey’in "ideal damat ve iş ortağı" tanımına birebir uyuyordu.
"Projenin teslimini öne çekmişler sanırım Aylin," dedi Doğan Bey, tabağındaki etten bir parça keserken. "Şirketteki staj programın başladığında bu tarz tempo değişikliklerine alışman gerekecek. Kaan sana yönetim katında rehberlik edecek."
Kaan gülümsedi. "Elbette Doğan Amca. Aylin’in yeteneklerini doğru alanda kanalize etmek şirketimiz için de harika olur. Tasarım güzel bir hobi ama reel sektor finans ve yönetim dinamiklerini öğrenmek şart."
Aylin çatalını tabağın kenarına bıraktı. Göğsündeki o sıkışma hissi, Deniz’in dışarıda onu beklediğini hatırladığı an yerini sarsılmaz bir dinginliğe bıraktı.
"Ben stajımı sizin şirketinizde yapmayacağım baba," dedi Aylin. Sesi net, berrak ve masadaki caz müziğini kesip atacak kadar kesindi.
Doğan Bey’in elindeki kadeh havada kaldı. "Anlamadım?"
"Ve mimarlık veya tasarım benim için bir 'hobi' değil Kaan," diye devam etti Aylin, doğrudan Kaan’ın gözlerinin içine bakarak. "Ben kendi uzmanlık alanımda, kendi emeğimle bir yol çizeceğim. Sizlerin ticari hesaplarınızın ya da güç gösterilerinizin bir parçası olmayacağım."
Doğan Bey’in kaşları çatıldı, sesi alçaldı ama tehlikeli bir ton aldı: "Aylin, bu çocukça tavırları kes. Karşında kimin olduğunu ve kiminle konuştuğunu unutma. Sana sunduğumuz imkânları..."
"Bana sunduğunuz imkânlar, benim hayallerimi satın alma hakkını vermiyor size," dedi Aylin ayağa kalkarak. "Bu akşam buraya yemeğinizi yemek için değil, kararlarımı bizzat bildirip hayatımın direksiyonunu elime aldığımı söylemek için geldim."
Masadaki sessizlik bir bomba gibi patlarken Aylin çantasını aldı, babasının şaşkın ve öfkeli bakışları arasında arkasını dönüp restorandan dışarı yürüdü.
Otomatik kapılar açılıp soğuk Ankara havası yüzüne çarptığında Aylin derin, özgür bir nefes aldı. Bacakları hafifçe titriyordu ama içindeki hafiflik paha biçilemezdi.
Kaldırımın kenarında, elektrik direğinin altında onu bekleyen Deniz’i gördü. Deniz, Aylin’in dışarı çıktığını görünce adımlarını hızlandırdı. Aylin koşar adımlarla Deniz’e doğru yürüdü ve hiçbir şey söylemeden boynuna sarıldı.
Deniz, kızın titreyen omuzlarını sımsıkı sardı. "Bitti mi?"
"Bitti," dedi Aylin, başını Deniz’in göğsüne gömerek. "Hayatımda ilk kez gerçekten kendi sesimle konuştum Deniz. Ve hiç bu kadar özgür hissetmemiştim."
Deniz gülümsedi. "Sana söylemiştim. Sende o güç hep vardı."
Tam o sırada Deniz’in telefonu çaldı. Arayan Tarık’tı. Deniz telefonu açtı: "Tarık?"
"Dostum neredesiniz siz?" dedi Tarık, arkadan yükselen neşeli müzik ve Selin’in kahkahaları arasında. "Selin’in bulduğu iç mimarlık ekibi yazılım modülünü satın aldı! İlk ödemeyi hesabıma yatırdılar! Şevket Herifine ev kirasının altı aylığını peşin fırlattım bugün! Çabuk bizim küçük kafeye gelin, kutlama yapıyoruz!"
Deniz telefonu kapatıp Aylin’e baktı. "Sanırım fırtınayı atlattık. Şimdi kutlama zamanı."
Küçük kafeteryaya vardıklarında Tarık ve Selin onları kapıda karşıladı. Masada taze çaylar, sıcacık poğaçalar ve Tarık’ın heyecanla anlattığı gelecek planları vardı. Ankara’nın o dondurucu Cuma gecesinde, dört genç insan farklı yollardan gelip aynı masada buluşmuştu.
Önlerinde hâlâ vize haftası, Deniz’in annesinin hastane randevuları ve hayatın sürprizleri duruyordu. Ama o an, dışarıdaki rüzgâra ve soğuğa rağmen masadaki dostluk ve başarı sıcaklığı hepsine yetiyordu.