17. bölüm · Teşekkür ederim, haklıydın
İNTİKAMIN GÖLGESİ
Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan tarihi sözleşmenin ardından Kızılay’daki Karaca & Kaya Yazılım, adeta bir arı kovanına dönüşmüştü. Yan daireyi de kiralayarak büyüttükleri yeni çalışma alanında, ekranların karşısında gece gündüz kod yazılıyor, şehir simülasyonunun ilk canlı testleri yapılıyordu. Finansal olarak rahatlayan şirket, belediyeden alınan ilk hakediş ödemesiyle birlikte hem yeni ekipmanlar temin etmiş hem de Nevin Hanım’ın tıbbi masrafları için sağlam bir güvence oluşturmuştu.
Ancak başarının getirdiği o bahar havası, Çankaya’daki Doğan Holding binasından yetkileri elinden alınarak kovulan Kaan için tam bir cehennem azabıydı.
Gururu ayaklar altına alınan, Doğan Bey’in gözünden düşen ve hırsından gözü dönen Kaan, günlerdir Kızılay’daki bir meyhanede dumanaltı masalarda intikam planları yapıyordu. Şirketten atılırken yanında götürdüğü yedek erişim şifreleri ve holdingin eski bilgi işlem ağındaki bazı özel yetkileri, ona hala tehlikeli bir kapı aralıyordu.
Yanında oturan, karanlık işlerle tanınan eski bir yazılımcı olan Hakan’a bardağını uzattı.
"Bana bak Hakan," dedi Kaan, gözleri alkolün ve öfkenin etkisiyle kan çanağına dönmüş halde. "O gecekondudan çıkan haritacı ve Aylin... Benim hayatımı mahvettiler. O belediye projesini onların başına yıkacaksın. Sistem canlıya geçtiği an öyle bir siber çöküş yaşanmalı ki, belediye sözleşmeyi feshetsin, tazminat davasıyla batıp gitsinler."
Hakan sigarasından derin bir nefes çekti. "Bu dediğin çocuk oyuncağı değil Kaan. Belediyenin güvenlik duvarları yüksek. Ancak sistemin içine doğrudan bir 'truva atı' ya da bozuk veri akışı sokarsak çökertiriz. İçeriden bir erişim lazım."
Kaan’ın dudaklarında alçakça bir tebessüm belirdi. "İçeriden erişim kolay... Holdingdeyken Aylin’in eski dizüstü bilgisayarına kurduğumuz senkronizasyon yazılımının yedek anahtarı hala bende. Aylin farkında olmadan o virüslü kütüphaneyi kendi eliyle sisteme yükleyecek."
Aynı günün sabahında, Onkoloji Hastanesi’nin koridorunda gergin bir bekleyiş vardı.
Deniz, Aylin, Tarık ve Selin, Doktor Mahmut Bey’in odasının dışındaki ahşap bankta oturuyorlardı. İçeride Nevin Hanım’ın son MR sonuçları ve kan tetkikleri inceleniyordu. Deniz’in elleri kenetlenmiş, gözleri kapalı kapıya kilitlenmişti. Aylin, onun omzunu başıyla destekleyerek huzur vermeye çalışıyordu.
Odanın kapısı açıldı. Doktor Mahmut Bey, elindeki filmler ve uzman kurul raporuyla dışarı çıktı. Yüzünde ciddiyet ama aynı zamanda umut dolu bir ifade vardı.
"Deniz Bey, müjdemi vereyim," dedi Mahmut Bey gülümsüyerek. "Uyguladığımız kemoterapi ve immünoterapi kombinasyonu beklenenin üzerinde bir başarı gösterdi. Tümör ameliyat edilebilir sınırlara çekildi ve çevre dokulardan tamamen ayrıştı."
Deniz bir an nefesinin kesildiğini hissetti. "Yani doktor bey... Ameliyat..."
"Evet," dedi Mahmut Bey net bir sesle. "Artık o kitleyi cerrahi müdahaleyle tamamen temizleme şansımız var. Haftaya salı günü operasyonu planlıyoruz. Bu ameliyat başarılı geçerse, annenizi bu hastalıktan tamamen kurtaracağız."
Selin ve Aylin sevinçle birbirine sarılırken, Tarık Deniz’in sırtına coşkuyla vurdu. "Aslan kardeşim benim! Teyzem bu savaşı kazandı be!"
Deniz gözünden süzülen tek damla yaşı sildi. Aylin’in ellerini tutup gözlerinin içine baktı. "Başardık Aylin... Annem kurtuluyor."
"Söylemiştim Deniz," dedi Aylin sesi titreyerek. "Haklıydın, hiç vazgeçmedik."
Nevin Hanım muayene odasından çıktığında, çocukların yüzündeki mutluluğu görüp dualar etmeye başladı. Gecekondudaki o soğuk, çaresiz geceler artık geride kalıyordu. Önlerinde hem annesinin sağlığı için hem de şirketleri için en kritik hafta duruyordu: Salı günü Nevin Hanım’ın hayati ameliyatı, çarşamba günü ise belediyenin Akıllı Şehir Simülasyonu’nun basına açık canlı lansmanı vardı.
Ameliyat gününe kadar geçen beş günde Kızılay’daki atölyede adeta zamanla yarışıldı. Aylin ve Selin arayüzdeki son rötuşları yaparken, Tarık ve Deniz sistemin sunucu yük testlerini gerçekleştiriyordu.
Pazartesi gecesi, lansmandan bir gün önce, Aylin geç saatlere kadar bilgisayarının başında kaldı. Lansman sunumunda kullanılacak 3D topoğrafya haritalarını son kez güncelliyordu. Yorgunluktan gözleri kapanmak üzereydi.
Tam o sırada, Kaan’ın gizlice sisteme sızdırdığı arka kapı komutları çalışmaya başladı. Aylin’in kullandığı tasarım kütüphanesine "güncelleme paketi" kılıfında gizlenmiş zararlı bir yazılım parçacığı sessizce entegre oldu. Aylin, rutin bir güncelleme sanarak komut penceresindeki "Onayla" butonuna tıkladı.
Dosyalar sunucuya yüklenirken ekran bir anlığına kararıp tekrar geldi. Aylin hafifçe kaşlarını çattı, sistemin yorgunluktan kasıldığını düşünerek bilgisayarını kapattı ve çantasına koydu. Yıkımın tohumu, sistemin tam kalbine ekilmişti.
Salı sabahı, Ankara Hastanesi’nin ameliyathane koridoru ölümcül bir sessizliğe bürünmüştü.
Nevin Hanım, yeşil ameliyat önlüğü ve başındaki bonesiyle sedyede yatıyordu. Deniz annesinin elini bir an olsun bırakmıyordu.
"Korkma annem," dedi Deniz, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Biz dışarıda seni bekliyor olacağız."
Nevin Hanım gülümsedi. Yüzü solgundu ama gözleri inançla parlıyordu. Deniz’in elini sıkıp ardından yanındaki Aylin’e baktı. "Benim korkum yok oğlum. Benim arkamda pırlanta gibi evlatlarım var. Aylin’im... Deniz’im size emanet, siz de birbirinize."
Seddye otomatik kapıların arkasında kaybolduğunda, ameliyathane üzerindeki kırmızı ışık yandı. Saatler durmuş gibiydi. Beş saat süren operasyon boyunca Deniz koridorda bir ileri bir geri yürüdü. Aylin bir an olsun yanından ayrılmadı, eline koyduğu sıcak çay bardağıyla ona güç verdi.
Saat 14.30’da ameliyathanenin kapısı açıldı. Baş cerrah ve Doktor Mahmut Bey dışarı çıktı. Maskelerini çıkardıklarında yüzlerindeki rahatlama her şeyi anlatıyordu.
"Gözünüz aydın Deniz Bey," dedi baş cerrah. "Operasyon mükemmel geçti. Tümörlü dokunun tamamı temizlendi. Annenizin hayati organları çok sağlam. Yoğun bakımdaki birkaç saatlik takipten sonra odaya alacağız."
Deniz dizlerinin üzerine çökecekti ki Tarık ve Aylin onu kollarından tuttu. O koridorda sevinç gözyaşları dökülürken, ertesi gün yaşanacak büyük felaketten hiçbirinin henüz haberi yoktu.
Çarşamba sabahı saat 10.00... Ankara Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonu, ulusal basın mensupları, bakanlık temsilcileri, belediye başkanları ve akademisyenlerle tıka basa doluydu.
Nevin Hanım’ın ameliyatının iyi geçmesinin verdiği devasa moral ile Deniz, Aylin, Tarık ve Selin sahnedeki ana kumanda masasında yerlerini almışlardı. Salondaki dev projeksiyon ekranında "Ankara Akıllı Şehir 3D Simülasyonu - Karaca & Kaya Yazılım" yazısı ışıldıyordu.
Belediye Başkanı açılış konuşmasını yaptıktan sonra sözü genç ekibe devretti: "Şimdi, bu muazzam yerli yazılımı geliştiren genç zekalara sözü bırakıyorum."
Deniz mikrofona yaklaştı. "Sayın başkanım, değerli konuklar... Bugün Ankara’nın dijital geleceğine şahitlik edeceksiniz." Deniz, yanında duran Aylin’e işaret etti. "Aylin, canlı simülasyonu başlatabilirsin."
Aylin tebessüm ederek ana bilgisayarın klavyesinde sistemi canlıya alacak ana anahtarı çalıştırdı.
İlk iki dakika her şey büyüleyiciydi. Ankara’nın tüm altyapısı, ulaşım ağları ve binaları 3D olarak dev ekranda akıcı bir şekilde belirdi. Salondan takdir dolu fısıltılar yükseliyordu.
Ancak tam o sırada, salondaki arka sıralardan birinde şapkasını öne eğmiş halde oturan Kaan, cebindeki akıllı telefondan son komutu gönderdi: Execute_Crash.bat.
Aniden dev ekrandaki harita verileri bozulmaya, binalar kırmızı renkte hata kodlarıyla kaplanmaya başladı. Sistem dondurucu bir ses çıkardı. Ardından ana sunucu bağlantısı koptu ve ekranda devasa kırmızı harflerle bir uyarı belirdi:
"CRITICAL SYSTEM FAILURE: UNAUTHORIZED CODE INJECTION & DATA LEAK" (KRİTİK SİSTEM BAŞARISIZLIĞI: YETKİSİZ KOD ENJEKSİYONU VE VERİ SIZINTISI)
Salonda bir anda buz gibi bir hava esti. Gazetecilerin flaşları patlamaya, mırıltılar yükselmeye başladı. Belediye yetkilileri şaşkınlıkla ayağa kalktı.
Tarık panikle klavyeye yüklendi. "Deniz! Sistem çöktü! Biri veri tabanını kilitliyor, ana kütüphaneden zararlı kod akıyor!"
Aylin dehşet içinde ekrana baktı. Virüsün bulaştığı kütüphane dosyası, kendisinin dün gece güncellediği tasarım klasörünün içinden yayılıyordu. "Bu... Bu imkansız! Dosyalar benim bilgisayarımdan çıkmış görünüyor!"
Selin gazetecilerin sorularını engellemeye çalışırken, Deniz soğukkanlılığını korumaya çalışarak Aylin’in yanına koştu. Salondaki tüm gözler, basın mensuplarının kameraları ve Belediye Başkanı’nın hayal kırıklığı dolu bakışları genç ekibin üzerindeydi.
Göz göre göre, canlı yayında, bir komplo ile emekleri katlediliyordu.
