4. bölüm · Teşekkür ederim, haklıydın
İKİ FARKLI EV
Kasım ayının sonlarına doğru Ankara’nın ayazı binaların arasına yerleşmiş, akşamüstleri gökyüzü gri ile turuncu arasında hüzünlü bir renge bürünür olmuştu. Kampüs kütüphanesinin camından dışarı bakan Deniz, şakaklarını ovdu. Önünde iki hafta sonra başlayacak vize sınavlarının takvimi ve harita bürosundaki patronunun teslim edilmesini beklediği yeni arsa ölçüm paftaları duruyordu.
Telefonu titreşti. Ekranında Aylin’in adı belirdi.
"Deniz? Atölyeden yeni çıktım. Bölüm başkanı sergi projesi için teslim tarihini bir hafta öne çekti. Çıldırmak üzereyim," dedi Aylin. Sesi hızlı, heyecanlı ama bir o kadar da yorgundu.
"Sakin ol," dedi Deniz, ses tonunu olabildiğince yatıştırıcı tutmaya çalışarak. "Ne kadarı bitti maketin?"
"Hâlâ konsept aşamasındayım. Babam dün gece yine aradı. ‘Endüstriyel tasarım okuyup ne yapacaksın, şirketin ürün yönetiminde stajyerlikle vakit kaybediyorsun’ deyip duruyor. Kendi kafasındaki başarı tanımını bana dayatmasından bıktım Deniz."
Deniz derin bir nefes aldı. Aylin’in ailesinin, özellikle de yüksek mimar olan babasının üzerindeki baskısını biliyordu. Aylin’in ailesi Çankaya’da müstakil bir villada yaşıyor, başarıyı ve statüyü her şeyin üstünde tutuyordu. Deniz ise Dikmen’in dik yokuşlarındaki iki odalı bir gecekondu bozmasında, terzilik yapan annesiyle birlikte hayat mücadelesi veriyordu. İki farklı ev, iki farklı dünya...
"İstersen bu akşam bize gel," dedi Deniz tereddütle. "Annem çorba yapmıştı. Sessiz bir ortamda oturup çizimlerini gözden geçiririz. Ben de büronun işlerini bitiririm."
Aylin telefonda bir an duraksadı. Deniz’in evine ilk kez gidecekti. "Gerçekten rahatsızlık vermez miyim? Annen yorulmasın..."
"Saçmalama. Annem seninle tanışmayı çok istiyor zaten."
Saat sekize doğru Dikmen’deki küçük evin kapısı çaldı. Deniz kapıyı açtığında Aylin elinde devasa çizim çantası ve burnu soğuktan kızarmış halde gülümsüyordu. İçeri girdiğinde evin girişindeki sobanın sıcaklığı ve buram buram kokan mercimek çorbası kokusu yüzüne çarptı.
Deniz’in annesi Nevin Hanım, elindeki bezi kenara koyup güler yüzle Aylin’e doğru yürüdü. "Hoş geldin kızım, geç şöyle sobanın yanına otur, ellerin buz gibi olmuş."
Aylin, evdeki sade ve mütevazı havayı hemen hissetti. Duvarlarda Deniz’in ilkokuldan kalma takdir belgeleri, eski bir konsolun üzerinde duran ve Deniz’in küçükken babasıyla çekilmiş tek fotoğrafı duruyordu. Ev küçüktü, eşyalar yıpranmıştı ama içeride tarifi imkânsız bir huzur ve samimiyet vardı.
Yemekten sonra Deniz ve Aylin odadaki küçük çalışma masasına geçtiler. Aylin çizimlerini masaya yaydı. Ancak kafası o kadar doluydu ki elindeki fırça bir türlü doğru çizgiyi yakalayamıyordu.
"Olmayacak," dedi Aylin ansızın. Kalemini masaya bıraktı. "Babam haklı galiba. Ben bu projeyi yetiştiremeyeceğim. Belki de gerçekten tasarımcı olacak vizyona sahip değilimdir."
Deniz sandalyesini Aylin’e doğru çevirdi. Aylin’in gözlerindeki o kırılganlığı ilk kez bu kadar yakından görüyordu.
"Bana bak Aylin," dedi Deniz, sesi kendinden emin ve sertti. "Kütüphanedeki o günü hatırlıyor musun? Benim sekiz saatlik topoğrafya projem mahvolduğunda ben pes etmek üzereydim. Ama sen tek bir gecede, hiç bilmediğin bir bölümün cetvellerini sabaha kadar kopyalayıp önüme koydun. Sende pes edecek bir yapı yok. Sadece başkalarının beklentilerini kendi hayallerinin önüne koyuyorsun."
Aylin gözlerini Deniz’e dikti. "Ama babam..."
"Baban senin hayatını yaşamayacak," diye kesti Deniz. "Seni o kütüphanede ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Masadaki renklerin arasında kaybolmuşken gözlerindeki o tutkuyu gördüm. O tutku senin, babanın değil."
Aylin bir süre Deniz’in gözlerine baktı. Deniz, kendi hayatındaki imkânsızlıklara ve yoksulluğa rağmen asla pes etmeyen bir adamdı. Onun bu sarsılmaz duruşu, Aylin’in içindeki o korkak kız çocuğunu susturmayı başardı.
Aylin derin bir nefes aldı. "Haklısın," dedi gözünden süzülen tek bir damla yaşı silerek. "Yine haklısın Deniz. Ben kendime inanmayı bıraktığım için onun baskılarına sığınıyordum."
"Şimdi," dedi Deniz gülümseyerek, "şu paftanın ölçeklerini baştan ayarlayalım. Ben sana perspektif çizgilerinde yardım edeceğim."
O gece, küçük odadaki ahşap masada saatlerce çalıştılar. Dışarıda rüzgâr camları zorlarken, içeride iki farklı dünyadan gelen iki genç insan, birbirlerinin eksiklerini tamamlayarak büyümenin ilk gerçek adımını atıyorlardı.
Aylin, gece yarısı evine dönmek üzere taksiye binerken Deniz’e döndü ve fısıldadı:
"Evini ve anneni çok sevdim Deniz. Ama en çok da beni kendime getirişini..."
Deniz gülümsedi. "Yarın sabah kütüphanede, kahveler benden."
