Milano Küçük Bir Şehir Değil

Vaveyla Yazarı: Nora Aven

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Milano Küçük Bir Şehir Değil

Sabah alarmım çaldığında ilk yaptığım şey yorganı başıma çekmek oldu.

İkinci yaptığım şeyse dün gece verdiğim bütün sözleri hatırlamaktı.

Duomo’ya gidecektim. Galleria’yı gezecektim. Brera’ya uğrayacaktım. Bol bol fotoğraf çekecektim.

Üçüncü yaptığım şey, bütün bunları düşününce yeniden uyumak istemekti.

— Hayır, dedim kendi kendime. Bugün tembellik yok.

Yorganı üzerimden attım ve yataktan kalktım.

Pencerenin perdelerini açınca Milano’nun sabah ışığı odaya doldu. Hava serindi ama gökyüzü dünkü kadar kapalı değildi. Sokakta birkaç bisikletli geçiyor, köşedeki dükkânın önünde bir çalışan sandalyeleri dışarı çıkarıyordu.

Şehir uyanıyordu.

Ben de en azından öyle görünmeye karar verdim.

Hazırlanırken fazla uğraşmadım. Koyu renk pantolonumu, krem rengi üstümü ve uzun kahverengi kabanımı giydim. Küçük altın küpelerimi taktım, saçlarımı tarayıp çantamı aldım. Ayakkabı seçiminde ise her zamanki gibi biraz fazla düşündüm.

Sonunda sivri burunlu, ince topuklu ayakkabılarımı giydim.

Aşağı yukarı bütün gün yürüyeceğimi biliyordum.

Bunun iyi bir fikir olup olmadığını akşam değerlendirecektim.

Otelin yakınındaki küçük bir yerde kahvaltı ettikten sonra ilk durağıma doğru yola çıktım.

Duomo’yu uzaktan gördüğüm an adımlarım yavaşladı.

Fotoğraflarda güzel görünüyordu ama karşısında durmak bambaşka bir şeydi. Beyaz taşların üzerindeki ayrıntılar, yükselen kuleler ve cepheye işlenmiş heykeller insanın bakışını nereye çevireceğini şaşırtıyordu.

Bir süre hiçbir şey yapmadan baktım.

Sonra telefonumu çıkardım.

Önce binanın fotoğrafını çektim. Ardından biraz geriye gidip kendime bir açı bulmaya çalıştım. Tam fotoğrafı çekecekken yanımdan geçen bir turist grubunun yarısı kadraja girdi.

— Harika, diye mırıldandım. Milano’nun en güzel yapısını çekmek için geldim, toplu insan fotoğrafçılığına başladım.

İkinci denemem daha iyi oldu.

Fotoğrafı Selin’e gönderdim.

Selin: Tamam, kabul. Güzelmiş.

Ben: Yalnızca güzelmiş mi?

Selin: Sen de olsaydın daha güzel olurdu.

Ben: Ben olsaydım fotoğrafın yarısı ben olurdum zaten.

Selin: İşte bu yüzden söylüyorum.

Gülümseyerek telefonu çantama koydum ve meydana doğru yürüdüm.

Günün geri kalanı da benzer bir hızla geçti. Galleria Vittorio Emanuele II’nin cam tavanının altından yürüdüm, vitrinlere baktım, birkaç dükkâna girdim ve bir noktada sırf güzel göründüğü için küçük bir kafede durdum.

Kahvemi içerken kendime dışarıdan bakmayı denedim.

Tek başımaydım. Kimseyi beklemiyordum, kimsenin programına uymak zorunda değildim. İstediğim zaman oturabilir, istediğim zaman kalkabilirdim.

Garip bir şekilde, yalnız olmak bana hiç yalnız hissettirmiyordu.

Öğleden sonra Brera’nın sokaklarına doğru yürüdüm. Burası şehrin daha sakin, daha sanatsal bir tarafını taşıyordu. Küçük galeriler, kitapçılar, tasarım dükkânları ve taş binaların arasına sıkışmış restoranlar…

Bir sokakta durup vitrinindeki eski kitapları inceledim. Başka bir yerde el yapımı takılara baktım. Bir dükkândan hiçbir şey almadan çıktım, başka bir dükkâna girip yalnızca kokusunu sevdiğim için birkaç dakika oyalandım.

Kimseye yetişmek zorunda olmamanın en güzel tarafı buydu.

Günün sonunda ayaklarımın bana söyleyeceklerini tahmin edebiliyordum ama bunu henüz kabul etmeye hazır değildim.

Otele döndüğümde kendime bir kahve aldım, birkaç fotoğrafı aile grubuna gönderdim ve akşamı dinlenerek geçirdim.

Milano’daki ilk tam günüm, tam da istediğim gibi geçmişti.

⸻

Ertesi sabah kendimi dün akşamdan daha dinç hissediyordum.

Bu kez kahvemi dışarıda içmeye karar verdim. Otelden çıktım, birkaç sokak yürüdüm ve yolumun üzerindeki bir kafeye yöneldim.

Kapıya ulaştığımda içeriden çıkan iki kişiyle aynı anda geçmeye çalıştım. Bir an durup onlara yol verdim, sonra kapıyı kendime doğru çektim.

Ama kapı açılmadı.

Bir kez daha denedim.

Yine olmadı.

— Gerçekten mi?

Kapıyı itmem gerektiğini fark ettiğim anda arkamdan bir ses geldi.

— Bu sefer kapıyla aran nasıl?

Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes verdim.

Hayır.

Olması mümkün değildi.

Arkamı döndüm.

Dün kafede karşılaştığım adam, elleri kabanının ceplerinde, yüzünde o tanıdık gülümsemeyle duruyordu.

— Yine mi sen?

— Günaydın sana da.

— Milano’da kaç milyon insan var? Neden sürekli sen?

— Ben de aynı soruyu kendime soruyordum.

Kapıyı itip açtım ve ona baktım.

— Kapının nasıl çalıştığını biliyorsun, değil mi?

— Artık biliyorum.

Güldü.

— Dün de böyle miydin, yoksa bugün özellikle mi neşelisin?

— Ben gayet neşeliyim. Kapıyla aramızda küçük bir anlaşmazlık yaşadık, o kadar.

— Umarım barışırsınız.

— Umarım sen de kendi işine bakmayı öğrenirsin.

Adam başını hafifçe eğdi.

— Bunu düşüneceğim.

İçeri girerken onun da peşimden geldiğini fark ettim. Kahve almak için tezgâha yöneldi. Ben de siparişimi verdim ve boş bir masa bulmak için etrafa baktım.

Birkaç dakika sonra kahvemi alıp pencerenin yanına oturdum. Adam başka bir masaya yerleşmişti. Birbirimize özellikle bakmıyorduk ama göz göze gelmemek için de çaba harcamıyorduk.

Kahvemi bitirince çantamı omzuma taktım.

Kapıya yönelirken onun sesi yeniden geldi.

— İyi günler, Alessia.

Durup ona baktım.

— Adımı hatırlıyorsun demek.

— Dün de hatırlamıştım.

— İnsanları dinlemek konusunda gerçekten yeteneklisin.

— Yalnızca ilgimi çeken şeyleri hatırlıyorum.

Cevap vermek için bir an durdum. Sonra yüzümde küçük bir gülümsemeyle başımı salladım.

— O zaman hafızanı başka konularda da kullanmanı öneririm.

— Mesela?

— Mesela kendi kahveni içerken başkalarının konuşmalarına karışmamak gibi.

Güldü.

— Deneyeceğim.

Dışarı çıktım. Bu kez kapıyı doğru yönde açtım.

Arkamdan seslenmedi.

Ben de dönüp bakmadım.

Ama sokakta birkaç adım ilerledikten sonra istemsizce gülümsediğimi fark ettim.

Bu adamın her karşılaşmada söyleyecek bir şeyi vardı.

Ve bu, sinir bozucu olduğu kadar eğlenceliydi.

⸻

O gün için planım, şehrin biraz daha az bilinen bir tarafını keşfetmekti.

Bir süredir ziyaret etmek istediğim tarihi bir yapının ve içindeki tasarım sergisinin adını notlarıma kaydetmiştim. Fotoğrafları ilgimi çekmişti; eski mimariyle modern tasarımın bir araya geldiği bir mekândı.

Öğleden sonra oraya gitmek üzere yola çıktım.

Binaya yaklaştığımda önce dış cephesini inceledim. Büyük pencereleri ve eski taş duvarları, yapının geçmişini belli ediyordu. Girişin önünde birkaç görevli vardı. İçeriden hafif bir hareketlilik duyuluyordu.

Kapıya doğru ilerlediğimde görevli nazikçe önüme geçti.

— Üzgünüm, bugün ziyaretçilere kapalıyız.

Bir an durdum.

— Kapalı mı? İnternette bugün açık görünüyor.

Görevli anlayışlı bir ifadeyle başını salladı.

— Haklısınız. Bugün özel bir etkinlik düzenleniyor. Bilginin güncellenmemiş olmasından dolayı üzgünüz.

Telefonumu çıkarıp yeniden kontrol ettim. Gerçekten de herhangi bir duyuru göremiyordum.

Derin bir nefes aldım.

Bütün günümü buraya gelmek için planlamamıştım ama yine de insanın hevesinin kursağında kalması hoş değildi.

— Anlıyorum, dedim. Ama en azından internet sitesinde bir uyarı olmalıydı. İnsanlar buraya kadar geliyor. Açık olduğunu görüp yola çıkıyorlar. Kapıda öğrenmek zorunda kalmamaları gerek.

Görevli hak verdiğini belli eden bir ifadeyle başını eğdi.

— Kesinlikle. Bunu ekibimize ileteceğim.

— Teşekkür ederim. Sizinle ilgili bir durum olmadığını biliyorum. Sadece böyle bir değişiklik olduğunda ziyaretçilerin önceden bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tam o sırada girişin yanındaki kapı açıldı. İçeriden birkaç kişi çıktı. Aralarında koyu renk takım elbiseli, elinde dosya taşıyan biri vardı. Bir başka görevli ona bir şey anlatıyor, o da dikkatle dinleyerek başını sallıyordu.

Sonra bakışları bana döndü.

Bir an durdu.

Ben de onu tanıdım.

Kafe.

Kapı.

Ve şimdi burası.

Adam yanındaki kişiye kısa bir şey söyleyip bize doğru yürüdü.

— Bir sorun mu var? diye sordu görevliye.

Görevli durumu açıkladı. İnternette mekânın açık göründüğünü, ziyaretçinin de haklı olarak bilgilendirme yapılmamasına itiraz ettiğini söyledi.

Adamın bakışları yeniden bana döndü.

— Haklısınız, dedi. Bugünkü etkinlik nedeniyle ziyaret saatleri değişti ama duyurunun güncellenmesi gerekiyordu.

Onun ses tonunda bu kez kafedeki alaycı rahatlık yoktu. Sakin, dikkatli ve doğrudandı.

— Buraya gelmek için çok uzun yol katetmedim, dedim. Ama başka ziyaretçiler daha uzaktan gelmiş olabilir. Böyle bir değişiklik varsa önceden bildirilmesi gerekir.

— Kesinlikle katılıyorum.

Bu kadar kolay kabul etmesini beklemiyordum. Bir an için söyleyecek başka bir şey bulamadım.

Adam yanındaki görevliye döndü.

— Web sitesindeki bilgiyi hemen kontrol edelim. Sosyal medya hesaplarında da duyuru var mı, bakar mısınız? Girişte de ziyaret saatlerinin değiştiğini belirten bir bilgilendirme bulunmalı.

Görevli başını sallayıp uzaklaştı.

Adam yeniden bana döndü.

— Bunun için özür dilerim. Bugün sergiyi göremeyeceksiniz ama isterseniz yakınlarda ziyaret edebileceğiniz benzer bir yer önerebilirim. Burada çalışanlardan biri size yardımcı olabilir.

Öfkeli değildim; yalnızca hayal kırıklığına uğramıştım. Onun çözüm bulmaya çalışmasıysa beklediğimden daha içten görünüyordu.

— Teşekkür ederim. Başka bir yer bulabilirim. Yalnızca bu kadar yol geldikten sonra kapalı olduğunu öğrenmek biraz can sıkıcı.

— Haklısınız.

Bir an birbirimize baktık.

Sonra gözlerimi hafifçe kıstım.

— Senin her yerde karşına çıkma gibi bir alışkanlığın mı var?

Adamın dudaklarında yavaş bir gülümseme belirdi.

— Bunu ben de sana sorabilirim.

— Ben buraya seni görmek için gelmedim.

— Ben de öyle düşünmüştüm.

— Güzel.

— Güzel.

Birbirimize birkaç saniye baktık. Ardından ben başımı sallayıp geri çekildim.

— Neyse. İyi çalışmalar.

— Sana da iyi günler, Alessia.

Yürümeye başladım. Birkaç adım sonra durup geriye baktım.

Adam çoktan yanındaki görevliye dönmüş, etkinlikle ilgili bir şeyler konuşuyordu. Bir çalışan ona bir dosya uzattı; o da sayfalara bakıp kısa bir açıklama yaptı. İnsanlar onun söylediklerini dikkatle dinliyor, bir sonraki adımlarını ona göre belirliyordu.

Kafedeki adamla aynı kişiydi ama başka bir hâli vardı.

İlk kez onun yalnızca laf yetiştirmeyi seven biri olmadığını düşündüm.

İşini biliyordu.

Üstelik bir sorun çıktığında başkasını suçlamak yerine çözmeye çalışıyordu.

Bunu takdir etmemek mümkün değildi.

Telefonumu çıkarıp ziyaret edebileceğim başka yerleri araştırmaya başladım. Bugünün planı değişmişti ama bütün günüm mahvolmuş değildi. Yakınlarda ilgimi çeken başka bir galeri buldum ve oraya doğru yürümeye başladım.

Yol boyunca o adamın adını merak ettiğimi fark ettim.

İki kez karşılaşmıştık, şimdi üçüncü kez.

Ama hâlâ adını bilmiyordum.

Bir süre sonra kendi kendime güldüm.

— Alessia, dedim alçak sesle. Biraz da kendi hayatınla ilgilen.

Telefonumu çantama koyup yürümeye devam ettim.

Milano küçük bir şehir değildi.

Buna rağmen bazı insanlar, insanın karşısına tekrar tekrar çıkmayı başarıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.