Aklında Kalan

Vaveyla Yazarı: Nora Aven

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Aklında Kalan

Lorenzo, otelin koridorunda birkaç saniye daha durdu.

Kapı kapanmıştı.

Alessia odasına girmişti ve gecenin geri kalanı için artık yapabileceği bir şey yoktu. Buna rağmen hemen asansöre yönelmedi. Ceketinin cebine elini soktu, telefonunu çıkardı ve ekrana baktı.

Alessia Bellini.

İsmin altında bir telefon numarası vardı.

Basit bir şeydi. Birkaç saniyede gerçekleşmiş, üzerinde düşünülmesi gerekmeyen sıradan bir alışveriş. Birbirlerinden hoşlanmışlarsa yeniden görüşebilirlerdi. Hoşlanmamışlarsa da hayat devam ederdi.

Lorenzo telefonu cebine koydu.

Kendi kendine gülümsedi.

Büyütülecek bir şey yok.

Asansöre bindiğinde, birkaç saat önce başlayan geceyi düşündü. Aslında davete katılmak için başından beri yoğun bir programı vardı. Gün içinde iki toplantı yapmış, organizasyon ekibinin hazırlıklarını kontrol etmiş, markanın iletişim direktörüyle son ayrıntıları görüşmüştü. Etkinliğin sorunsuz ilerlemesini bekliyordu.

Sonra bir dosya açılmamıştı.

Ve bir turist, hiçbir zorunluluğu olmadığı hâlde, birkaç dakika içinde bütün ekibin işini kolaylaştırmıştı.

Lorenzo’nun yüzüne yeniden küçük bir gülümseme yerleşti.

Bu, onu etkileyen tek şey değildi.

Alessia’nın kendisiyle konuşurken rahat olması da hoşuna gitmişti. Onun kim olduğunu öğrendiğinde tavrı değişmemişti. Şirketini araştırdığını saklamamış, ailesinin adını duyunca etkilenmiş gibi davranmamış, kendisine yaklaşmak için bir bahane aramamıştı.

Üstelik yanına gelmeye karar verdiğinde bunu yapmıştı. Bir süre uzaktan bakıp sonra tesadüfen karşılaşmışlar gibi davranmamıştı.

Lorenzo böyle insanları severdi.

Ne düşündüğünü her zaman anlayabildiği insanları değil; kendi düşünceleri olan, gerektiğinde ona karşı çıkabilen ve bunu yaparken kendilerini kanıtlamaya çalışmayan insanları.

Asansörün kapıları açıldı.

Lobiden geçip dışarı çıktı. Şoförünü bekletmek yerine arabasını kendisi kullanmayı tercih etmişti. Anahtarlarını cebinden çıkarıp aracına doğru yürüdü.

Kapıyı açmadan önce telefonunu bir kez daha kontrol etti.

Yeni mesaj yoktu.

Elbette yoktu. Kadın az önce odasına girmişti. Lorenzo da kendine gelmesi gerektiğini düşündü.

Telefonu cebine koydu ve arabasına bindi.

⸻

Eve vardığında saat gece yarısını çoktan geçmişti.

Lorenzo’nun dairesi, Milano’nun merkezinde, geniş pencereleri şehrin ışıklarına bakan modern bir binadaydı. İçerisi düzenliydi ama soğuk değildi. Kitaplar, birkaç sanat eseri, sehpanın üzerinde yarım bırakılmış bir dergi ve mutfak tezgâhında sabah içtiği kahvenin fincanı vardı.

Ceketini çıkarıp koltuğun arkasına bıraktı. Gömleğinin kollarını kıvırarak mutfağa geçti ve bir bardak su aldı.

Normalde böyle bir gecenin ardından ilk yaptığı şey, organizasyon ekibinden gelen son raporları kontrol etmek olurdu. Bu kez telefonunu tezgâha bırakıp bir süre hiçbir şey yapmadan durdu.

Gecenin sonunda her şey yolunda gitmişti. Marka temsilcisi sunumdan memnun kalmış, basın ekibi gerekli görselleri almış, davetliler programdaki aksaklığın farkına bile varmamıştı. Sabah olduğunda şirketin iletişim ekibi etkinliğin sonuçlarını değerlendirecek, varsa eksikleri not edecek ve sonraki projeye geçecekti.

İşler kontrol altındaydı.

Lorenzo’nun zihninin başka bir konuya takılması için bir neden yoktu.

Yine de banyoya gitmeden önce telefonunu eline aldı.

Alessia’nın numarasını açtı.

Mesaj yazmadı.

Sadece ekrana baktıktan sonra telefonu tekrar bıraktı.

“Saçmalama,” diye mırıldandı kendi kendine.

Bir kadından etkilenmek tuhaf değildi. İnsanlarla tanışıyor, onlarla konuşuyor, bazen yeniden görüşmek istiyordu. Her tanışmayı hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirmiyordu.

Alessia’yı da değerlendirmeyecekti.

Henüz.

⸻

Ertesi sabah Lorenzo alarm çalmadan uyandı.

Bir süre yatağında oturduktan sonra kalktı, duş aldı ve koyu lacivert takımını giydi. Kravatını bağlamadı. Kahvesini hazırlarken telefonuna gelen mesajları kontrol etti.

Şirket grubunda geceye ilişkin ilk değerlendirmeler paylaşılmıştı.

Matteo: Günaydın. Marka ekibi memnun. Kampanyanın alternatif sunumundan özellikle bahsettiler. Teknik sorunun kaynağını da tespit ettik.

Lorenzo cevap yazdı.

Lorenzo: Günaydın. Güzel. Öğleden önce kısa bir değerlendirme yapalım. Alternatif planı da etkinlik prosedürüne ekleyin. Benzer bir durum yaşanırsa elimizde hazır bir akış olsun.

Bir başka mesaj geldi.

Matteo: Ayrıca dün akşamki çözüm için teşekkür ettiler. Bu fikri kimin ortaya attığını sordular.

Lorenzo kahvesinden bir yudum aldı.

Lorenzo: Alessia Bellini.

Mesajı gönderdikten sonra bir an durdu.

Adını yazmak kolay gelmişti.

Telefonu tezgâha bıraktı, kahvesini bitirdi ve evden çıktı.

Arabasıyla şirketin bulunduğu binaya doğru ilerlerken trafik yavaş yavaş yoğunlaşıyordu. Milano sabahları, gece boyunca sakinleşen sokaklarını yeniden dolduruyordu. İnsanlar ellerinde kahvelerle işe yetişmeye çalışıyor, tramvay duraklarında küçük kalabalıklar oluşuyor, dükkânlar kepenklerini açıyordu.

Lorenzo bu manzaraya alışkındı.

Burada yaşamayı seviyordu. Şehrin kendine ait bir ritmi vardı ve o ritmin içinde çalışmak, üretmek, bir şeyleri sıfırdan kurmak ona iyi geliyordu.

Ailesinin yaşadığı kırsal bölgedeyse hayat daha farklıydı. Orada sabahlar daha sessiz, günler daha yavaş başlardı. Büyük evin çevresindeki ağaçlar, uzun yemekler ve birbirini yıllardır tanıyan insanların sohbetleri… Hepsi güzeldi. Ama Lorenzo hiçbir zaman o hayatın içinde kalmak istememişti.

Ailesini seviyordu. Onlarla arasında bir düşmanlık ya da kapanmamış büyük bir hesap yoktu. Yalnızca kendi hayatını kendi kararlarıyla kurmak istemişti.

Bu yüzden Milano’ya taşınmış, kendi şirketini kurmuş ve yıllar içinde adını duyurmuştu. Ailesinin imkânlarından yararlandığı olmuştu ama şirketin her projesinin, her müşterisinin ve her başarısının arkasında kendi emeği de vardı. İnsanların yalnızca soyadına bakarak karar vermesinden hoşlanmazdı.

Belki de bu yüzden, dün akşam Alessia’nın onun hakkında bir şeyler araştırmış olmasını doğal karşılamıştı. Merak etmek normaldi. Önemli olan, öğrendiklerinden sonra nasıl davrandığındı.

Alessia farklı davranmamıştı.

Bu düşünce aklından geçince kaşlarını hafifçe çattı.

Yine mi?

Arabayı şirketin otoparkına sürdü.

Bugün yapması gereken yeterince iş vardı.

⸻

Orizzonte Group’un ofisine girdiğinde Matteo onu toplantı odasının önünde bekliyordu.

“Günaydın.”

“Günaydın. Herkes geldi mi?”

“İletişim ekibi içeride. Teknik ekip de birazdan katılacak.”

Lorenzo başını salladı. Ceketini çıkarmadan toplantı odasına girdi. Ekranda önceki gecenin programı ve alternatif sunumun akışı açıktı.

Toplantı boyunca herkes sırayla konuştu. Teknik ekip sorunun kaynağını anlattı; organizasyon ekibi programdaki gecikmenin nasıl yönetildiğini açıkladı. Marka temsilcisinden gelen geri bildirimler de olumluydu.

Lorenzo notlarını aldı, birkaç noktada düzeltme istedi ve toplantının sonunda herkese teşekkür etti.

“Bir şey daha,” dedi. “Dün akşam alternatif programı hazırlarken kullandığımız yöntemi bir kenara not edip bırakmayın. Bunu standart kriz planımıza ekleyelim. Dosya açılmayabilir, konuşmacı gecikebilir, teknik sistem çalışmayabilir. Her durumda elimizde ikinci bir yol olmalı.”

Matteo başını salladı.

“Bunu hazırlayabiliriz.”

“Güzel.”

Toplantı sona erdiğinde herkes odadan çıktı. Matteo ise kapıya yönelmeden önce durdu.

“Bu arada, dün akşam yanındaki kadın…”

Lorenzo başını kaldırdı.

“Ne olmuş?”

“Giulia onu Clara’yla gelmiş bir misafir olarak tanıyormuş. Sonra bir anda seninle kontrol odasına girdiğini gördü. Merak etmiş.”

Lorenzo sandalyesine yaslandı.

“Merak etmesi normal. Bir davetliydi, bir fikir verdi. Biz de dinledik.”

Matteo gülümsedi.

“Tabii.”

Lorenzo gözlerini kıstı.

“Bu ‘tabii’ ne anlama geliyor?”

“Hiçbir şey.”

“Matteo.”

“Lorenzo.”

Birbirlerine birkaç saniye baktılar. Matteo sonunda güldü.

“Tamam. Yalnızca uzun zamandır bir davetlinin fikrini bu kadar dikkatle dinlediğini görmemiştim.”

“Fikri iyiydi.”

“Buna itirazım yok.”

“Öyleyse konu kapanmıştır.”

Matteo ellerini kaldırdı.

“Peki, patron.”

Kapıdan çıkarken hâlâ gülümsüyordu.

Lorenzo arkasından bir şey söylemedi.

Ama Matteo’nun sözleri, istemediği kadar doğru bir noktaya dokunmuştu.

Dün akşam Alessia’yı dinlemişti. Çünkü fikri mantıklıydı. Çünkü sakin kalmıştı. Çünkü bir sorunun karşısında ne yapabileceğini düşünmüştü.

Bunda olağan dışı hiçbir şey yoktu.

Öyleyse neden bunu kendisine tekrar tekrar açıklama ihtiyacı duyuyordu?

⸻

Öğleye doğru Lorenzo, ofisin yakınındaki restoranda yakın arkadaşı Davide’yle buluştu.

Davide’yle üniversite yıllarından beri arkadaştılar. Lorenzo’nun iş hayatındaki yükselişini, ilk ofisini kiraladığı dönemi, müşterilerle yaşadığı zor görüşmeleri ve sonunda şirketinin büyümesini yakından görmüştü. İkisi birbirlerine karşı rahat davranırdı. Davide, Lorenzo’nun resmî tavrının arkasındaki mizahı bilir; Lorenzo da arkadaşının gereksiz yere ciddi görünmeye çalıştığı anları hemen fark ederdi.

Masaya oturduklarında Davide menüyü açtı.

“Dün gece nasıldı?”

“İyi geçti.”

“Bu kadar mı?”

“Program sorunsuz tamamlandı. Marka ekibi memnun. Basın olumlu geri bildirim verdi.”

Davide menüyü indirdi.

“Ben etkinliğin raporunu sormadım.”

“Başka neyi sorabilirsin?”

“Senin nasıl olduğunu.”

Lorenzo garsona siparişini verdi, sonra arkadaşına döndü.

“İyiyim.”

Davide başını hafifçe yana eğdi.

“Güzel. Çünkü Matteo bana dün akşam bir kadının bütün organizasyonu kurtardığını anlattı.”

Lorenzo gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.

“Matteo’nun başka işi yok mu?”

“Var. Ama bu daha eğlenceli.”

“Hiçbir şey olmadı. Etkinlikte bir teknik sorun yaşandı. Alessia bir öneride bulundu. Biz de uyguladık.”

“Alessia.”

Davide ismi tekrar ederken gülümsedi.

“Adını biliyorsun demek.”

“Telefon numarasını da biliyorum. Çünkü birbirimize verdik.”

Davide birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça arkasına yaslandı.

“Bunu ben sormamıştım.”

Lorenzo ona baktı.

“Biliyorum.”

Davide gülmeye başladı.

“İşte şimdi ilginçleşti.”

“Senin hayatın çok sıkıcı olmalı.”

“Benim hayatım gayet güzel. Ama senin hayatında bir şey olduğunda bu, benim de günümü güzelleştiriyor.”

Lorenzo başını iki yana salladı.

“Bir şey olmadı. Birbirimizden hoşlandık, konuştuk, numaralarımızı aldık. Bu kadar.”

Davide’nin gülümsemesi biraz yumuşadı.

“Bence de bu kadar. Her şeyin bir anlamı olmak zorunda değil.”

Lorenzo, arkadaşının beklediğinden daha makul bir cevap verdiğini fark edip ona baktı.

“Bunu senden duymak şaşırtıcı.”

“Ben çok derin bir insanım. Yalnızca sen fark etmiyorsun.”

“Bundan sonra fark etmeye çalışırım.”

Yemekleri geldiğinde sohbet başka konulara kaydı. Davide yeni bir seyahat planından, Lorenzo da şirketin gelecek ayki projelerinden bahsetti. Öğle yemeği bittiğinde Alessia’nın adı bir daha geçmedi.

En azından Davide tarafından.

Lorenzo ise restorandan çıkarken telefonunu kontrol etti.

Yeni mesaj yoktu.

Bu kez kendine kızmadı. Telefonuna bakmak, bir mesaj gelmiş olabileceğini kontrol etmek demekti. Bunun da olağan dışı bir tarafı yoktu.

Yine de telefonu cebine koyarken kendi kendine gülümsedi.

Davide görseydi, muhtemelen bir saat daha onunla uğraşırdı.

⸻

Öğleden sonra Lorenzo’nun programı yeniden yoğunlaştı.

Bir müşteriyle görüntülü toplantı yaptı, yeni bir marka lansmanının bütçesini inceledi ve ekibiyle birlikte gelecek haftanın takvimini düzenledi. Saatler birbirini takip ederken zihni tamamen işine döndü.

Bu ona iyi geldi.

İş, onun için yalnızca başarılı olmak ya da para kazanmak değildi. Bir fikri hayata geçirmek, bir ekiple çalışmak, bir sorunun çözümünü bulmak… Bunların hepsini seviyordu. Kendi kararlarını verebilmek, yaptığı işin sonucunu görebilmek ve bir gün önce mümkün görünmeyen bir şeyi ertesi gün gerçekleştirebilmek, yıllar önce neden bu yolu seçtiğini hatırlatıyordu.

Akşamüstü ofisinden çıktığında hava kararmaya başlamıştı.

Eve dönmek yerine kısa bir yürüyüş yapmaya karar verdi. Ceketini omzuna aldı, telefonunu cebine koydu ve yakındaki sokaklardan birine yöneldi.

Bir kafeden geçerken içeride oturan insanlara baktı. Camın arkasında iki kadın konuşuyor, bir adam bilgisayarında çalışıyor, garson masaları topluyordu.

Bir an, birkaç gün önce ilk kez karşılaştığı küçük kafeyi düşündü.

Alessia’nın elinde valiziyle içeri girişi, İtalyanca sipariş verirken yaşadığı kısa tereddüt ve ardından kendinden emin bir şekilde ona cevap vermesi…

Lorenzo başını hafifçe salladı.

Bir yabancının birkaç küçük ayrıntısını bu kadar net hatırlaması gerekmiyordu.

Ama hatırlıyordu.

Onun yalnızca söylediklerini değil, nasıl söylediğini de hatırlıyordu. Bir şeye katılmadığında bunu gizlemiyordu. Kendisini rahat hissetmediği bir konuda bile konuşmaktan çekinmiyor, ama karşısındakini küçük düşürmek için çaba harcamıyordu.

Üstelik kendisiyle ilgili çok az şey anlatmıştı.

Lorenzo bundan hoşlanmıştı.

İnsanların çoğu yeni tanıştıkları birine kendilerini anlatmak için acele ederdi. Alessia ise bazı şeyleri paylaşırken bazılarını kendine saklamıştı. Bu, soğuk olduğu anlamına gelmiyordu. Tam tersine, sohbet ederken oldukça sıcaktı. Yalnızca herkese her şeyi vermek zorunda hissetmiyordu.

Lorenzo bu düşünceyi bir süre taşıdı.

Sonra yürümeye devam etti.

⸻

Eve döndüğünde telefonu masanın üzerine bıraktı. Üzerini değiştirip yemek hazırlamaya başladı. Bir şeyler atıştırırken televizyonu açtı ama programı gerçekten izlemiyordu.

Telefonuna baktı.

Saat dokuzu geçmişti.

Alessia’ya mesaj yazmak için geç değildi. Ona gecenin nasıl geçtiğini sorabilir, kendisini iyi hissedip hissetmediğini öğrenebilir ya da yalnızca teşekkür edebilirdi.

Ama teşekkür etmişti zaten.

Ve konuşmaları, bir sonraki mesajın hemen o gece gelmesini gerektirmiyordu.

Telefonu masaya bıraktı.

Birkaç dakika sonra yeniden eline aldı.

Bu kez mesaj yazdı.

Bu sabah ekiple görüştük. Dün akşamki çözümün için tekrar teşekkür ederim. Her şey yolunda sonuçlandı.

Mesajı okudu. Fazla resmî görünüyordu. Bir müşteriyle yazışıyor gibi olmuştu.

Sildi.

Yeniden yazdı.

Dün gece için tekrar teşekkür ederim. Senin önerin sayesinde programı kurtardık.

Bunu da sildi.

Bir süre ekrana baktıktan sonra telefonu kilitledi.

“Lorenzo, kendine gel.”

Kendi sesini duyunca güldü.

Bu kadar basit bir mesaj için bu kadar düşünmek, gerçekten saçmaydı.

Üstelik Alessia’nın bugün neler yaptığını bilmiyordu. Belki gezmeye çıkmıştı. Belki bütün günü otelinde dinlenerek geçirmişti. Belki de dün geceyi çoktan geride bırakmıştı.

Onun da kendine ait bir hayatı vardı.

Lorenzo bunu biliyordu ve buna saygı duyuyordu.

Telefonunu masaya bıraktı, mutfağı topladı ve salona geçti.

Ama yatağa gitmeden önce bir kez daha ekrana baktı.

Alessia Bellini.

İsim hâlâ oradaydı.

Lorenzo, telefonunu komodinin üzerine koyup ışığı kapattı.

Karanlıkta, birkaç saniye boyunca tavana baktı.

Bir kadından hoşlanmak dünyanın en karmaşık meselesi değildi. Onu yeniden görmek istemek de değildi. Belki bir gün kahve içerlerdi. Belki Milano’da birkaç kez daha karşılaşırlardı. Belki de tatili bittiğinde Alessia ülkesine döner ve bir daha görüşmezlerdi.

Bunların hiçbiri henüz belli değildi.

Lorenzo’nun kesin olarak bildiği tek şey, onunla konuşmaktan hoşlandığıydı.

Ve uzun zamandır ilk defa, birini yeniden görmek için kendine makul bir neden bulması gerekmiyordu.

Bu düşünceyle gözlerini kapattı.

Sabah olduğunda hayatı yine aynı olacaktı.

Toplantılar, müşteriler, projeler, telefonlar…

Ama artık telefonunda yeni bir isim vardı.

Ve Lorenzo, bunun şimdilik yeterli olduğuna karar verdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.