Kısım 1 / Bölüm 9: Sai

Vaveyla Yazarı: Perin Yılma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Kısım 1 / Bölüm 9: Sai

Bölüm 9: Sai
Chuma la Rev
"Ne kadar iyi hesaplarsan hesapla, hesabın hiçbir zaman gerçeğe tam olarak uymaz. Kağıt üzerinde her şey mükemmel görünür. Sonra rüzgar değişir, deniz değişir, sen değişirsin. Bir şey senin hiç düşünmediğin bir yerden çıkıp gelir. İnsan bunu bile bile plan yapmaya devam eder. Belki de asıl marifet budur: pes etmeden tekrar tekrar denemek. Belki de tam tersi, plan yapmak bir yanılsamadır. Alt tarafı neyi kontrol edemeyeceğini geç fark etmenin acı bir yoludur."

Sai, onu takip eden bir düzine askerle sarayın mermer basamaklarını tırmandı. Chuma la Rev’in savaş meclisi, önlerinde haritalar ile prenslerinin dönmesini bekliyorlardı. Sai, odaya bir hışımla girdiğinde parşömenler rüzgarın etkisiyle etrafa uçuştu.
Rion, masanın en ucunda duruyordu. Yanağındaki kızarıklık hala geçmemişti, ağabeyini görür görmez hemen dibinde bitti. Gözlerinde öfkeden ziyade, Legio ile yapılan sahte barış masasından sağ salim dönen abisine karşı duyduğu bir şaşkınlık vardı.
"Ne durumdayız? Donanmanın eksikliklerini giderdiniz mi?" Sai, lafı dolandırmadı. Vakitleri daralmıştı ve Legio'nun çok yakında denizlerine gireceğini biliyordu. "Legio'nun verdiği eterlerden kalanlarını gemilere yükleyecektiniz."
Rion, sandalyesine oturdu. Elindeki kalemi çevirmeye başladı."Yapmamızı söylediğin gibi elimizde kalan tüm eteri donanmaya harcadık ama tahmin ettiğimizden daha uzun sürdü."
Sai, kafasını salladı. Konsey üyelerinden yaşlı bir adam öne çıktı. "Deniz çok dengesiz. Fırtına çıkmasını bekliyoruz. Sai, derin ve buz gibi bir nefes aldı. "Güzel, biz Naahash'a ve dalgalı denizlere alışığız. Bunu avantajımıza çevirebiliriz."
"Onların önünde eğileceğini sanmıştım," diye mırıldandı Rion sesi masadaki danışmanların fısıltılarını bıçak gibi kesti. "Bizi bıraktığını düşünmüştüm."
Sai'nin gözleri haritadan ayrılmadı, parmakları masanın kenarını kavradı. "O kibirli generalleri, gururumu ezerek o meydanda neden saatlerce beklettim sanıyorsun, Rion?" Kardeşine dik dik baktı. "Ben o masada Legio’nun vaktini çalarken, sen burada donanmayı hazırlayabilesin, Doran’ın adamları kıyıya pusu hatlarını kurabilsin diye size zaman kazandırmaya çalışıyorum."
Meclisteki danışmanlar saygıyla başlarını eğerken Rion duraksadı. Abisinin diplomatik uysallığının arkasındaki rasyonel askeri deha, meclis odasındaki tüm havayı bir anda değiştirmişti. Kardeşinin saygısızlığını tekrar görmezden geldi.
Ancak Sai’nin zihni sadece kazandığı zamanla meşgul değildi. Düşünceleri, o dumanlı meydandaki son saniyelerde takılı kalmıştı. O platin saçlı, buz bakışlı genç kadının gözlerinde bir şey görmüştü. Kız, Sai’nin sahte diplomasisini tek bir bakışla çözmüş, planını deşifre etmişti.
"Legio’nun büyük gemilerine karşı açık denizde hiçbir şansımız yok. Bu yüzden savaşı kendi sularımızdaki dar boğaza çekmeliyiz." Sai, parmağıyla dar geçidi gösterdi. Bu boğaz, yan yana iki gemiden fazlasını aynı anda geçirmezdi. Aynı anda hem kendi donanmalarını savunup hem de Legio'nun donanmalarına saldıramazlardı. Ama Legio gemileri boğazdan teker teker geçmek zorunda kalırsa, işte o zaman Resif Hanedanlığının bir şansı olurdu.
"Rion, yüklediğiniz son eter sayesinde hızla çalışacak teknelerle Legio donanmasının önünü keseceksin. Onları doğrudan sığ körfeze, gelgit akıntısının en güçlü olduğu bu dar hatta çekeceksin. Onlar senin peşinden geldiğini sanırken, aslında denizin altına ördüğümüz zincire dolanacaklar." Sai, gülümserken bundan keyif aldığını fark etti. Gümüş saçlı kızın bunu tahmin edip edemeyeceğini merak etti. Elbette edecekti, sadece tek umudu geç fark etmesiydi.
Konseydeki bir kadın kafa salladı."Fırtına olacağı için göz gözü görmeyecek."
Rion sözü devraldı. İki elini yumruk yaparak masaya vurdu. Genç Prens savaşa hazırdı. "Legio'nun ağır zırhlı gemileri sığlıkta karaya oturduğu ve manevra kabiliyetini kaybettiği an tüm filomuz körfezin arkasından sıyrılıp onları çapraz ateşe alacak. Çelik ve denizin dilini kullanacağız."
"Herkes birliklerini alsın, derhal görev yerine!" Sai, sertçe elindeki haritayı katladı ve cebine koydu. Sai; savaşı sarayından değil, ana gemiden takip edecekti. Halkının onun desteğine ihtiyacı vardı. Kardeşi çıkmadan önce onu durdurdu. Limanda ona attığı tokattan beri hiç kardeşiyle konuşmamıştı. "Dikkatli ol, Rion."
Sai’nin uyarısının hemen ardından, savaş meclisinin kapısı büyük bir aceleyle açıldı ve içeriye soluk soluğa, üstü başı sırılsıklam olmuş bir asker girdi. Elinde, güneyden, Deniz Feneri Klanı’ndan yeni dönen elçi gemisinin getirdiği, üzerinde o klanın mührü bulunan resmi bir parşömen tutuyordu.
"Prens Sai! Güneyden, Deniz Feneri Klanı’ndan beklediğimiz elçi haberi nihayet ulaştı!" dedi adam, nefes nefese parşömeni masaya bırakarak. "Kral, kızına sunduğunuz evlilik ittifakı teklifini büyük bir onurla kabul ettiğini bildiriyor. Evlilik onaylandı, Prens!"
Meclisteki danışmanlar bir anlık rahatlamayla mırıldanırken, Sai’nin göğsünün tam ortasında tarifsiz bir boşluk yer kapladı. Gerçekten onaylanmıştı. Artık geri dönüşü yoktu. Sai, masanın kenarını tutarken içindeki fedakarlığın ironik bir yıkıma dönüştüğünü hissetti.
İçinde bir şeyler gürültüyle çöktü. Her şey tamamen boşunaydı. Eğer Rion fevri davranmasa, o baskını yapmasaydı, Legio savaşı hemen başlatmayacaktı. Sai, diplomatik yollarla müttefik kazanıp o klanın çeliğini ve ordusunu arkasına almayı planlarken, Legio kapıya dayandığı için bu kaynakları kullanmaya, herhangi bir hamle yapmaya vakitleri kalmamıştı.
Sai, bu krallığın geleceği için kendi hayatını ve kalbini, hiçbir stratejik karşılığı olmayan boş bir ittifak uğruna feda etmişti. Kendi elleriyle bağlandığı o kelepçe, kardeşinin ham öfkesi yüzünden artık sadece anlamsız bir yükten ibaretti.
Rion, abisinin yüzündeki donakalmış ifadeyi fark edince suçlulukla karışık bir hiddetle arkasını döndü. Kapıya doğru bir adım atmıştı ki, gelen figürü görünce duraksadı.
Kıyı mağarasının nemini ve tuzunu üzerinde taşıyan Cleo, eşikte duruyordu. Gözleri sonuna kadar açıktı, sanki salonun tavanından sarkan görünmez bir karanlığa bakıyor gibiydi. Kucağında sıkı sıkı tuttuğu tahta levhanın üzeri kömür kalemiyle delice kazınmış yeni sembollerle doluydu.
Cleo tek bir kelime bile etmedi, zaten istese de edemezdi. Ancak Sai ona yaklaştığı an kız ani bir hareketle elindeki tahta levhayı havaya kaldırdı ve doğrudan genç prensin göğsüne bastırdı. Levhanın üzerindeki kömür karası yazılar titrek ellerle yazılmıştı ama mesaj netti:
“Deniz kan istiyor. Kan, Naahash’ı besleyecek."
Sai, Cleo’nun yüzüne uzunca baktı. Kızın göz bebekleri titriyor, dudakları sessiz bir feryatla kıpırdıyordu. Sai, küçüklüğünde o fırtınalı gecede denizin derinliklerinde gördüğü devasa gölgeyi hatırladı. Cleo’nun uyarısının boş bir sanrı olmadığını adı gibi biliyordu.
Fakat gözü masanın üzerindeki o darboğaz haritasına kaydı. Legio’nun donanması buraya doğru geliyordu. Wald Hutan’ı tek bir şafakta haritadan silen o acımasız güç, şimdi Chuma la Rev’in kapısındaydı.
"Başka şansımız yok, Cleo," diye fısıldadı Sai, levhayı kızın ellerinden yavaşça aldı. Kızın ellerini sıkı sıkı tuttu. Sesi derin bir çaresizlik ve sarsılmaz bir sorumluluk taşıyordu."Ölüm zaten geliyor, ben sadece onu nerede karşılayacağımızı seçmek zorundayım."
Deniz kahini Cleo'nun gözünden akan tek bir damla yaş, yanağındaki tuz tabakasını eriterek levhanın üzerine düştü. Kız arkasını dönüp hızla salondan çıkarken, Sai emri verdi. "Herkes gemilere!"
"Ve Rion, son bir emir." Sai gözleri kararlılıkla kısıldı. "Takas meydanında gördüğüm gümüş saçlı bir kız var. Tek bir adamın bile ona dokunmasını istemiyorum. Ne canına kastedilecek ne de zarar görecek. Onu bana getirmenizi istiyorum."
Rion, duyduğu bu emirle kaşlarını çatarak ağabeyine döndü. "O kız Legio'nun bir askeri. Neden onu ilk fırsatta yok etmiyoruz?"
"Çünkü o kızın zihni, Legio'nun tüm donanmasından bile daha değerli," dedi Sai, sesi koridordaki rüzgarı bile bastırarak. "Onu öldürmek bize sadece bir günlük zafer getirir; ama canlı ele geçirmek, Legio'nun tüm planlarını ellerimize teslim eder. Bu emir tartışmaya kapalıdır. Kim o kıza zarar verirse, cezasını bizzat benim kılıcımla öder."
Sai, bu kesin emirle birlikte arkasını döndü. Artık bu çetrefilli oyunda zarlar tamamen atılmıştı.
***
Fırtına, Chuma la Rev’in sularını simsiyah bir hiddetle dövmeye başladığında deniz savaşı resmen patlak verdi. Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplanmıştı. Ash-i Legio’nun zırhlı, hantal gemileri dar boğaza teker teker girmeye başladığında, Sai’nin planı bir saat gibi işlemeye başladı.
Denizden kalkan tuzlu su, barut dumanıyla karışarak rıhtımı kör ediyordu. Dev dalgalar sarayın taş bloklarına her çarptığında, surlar deprem oluyormuş gibi sarsılıyordu. Chuma la Rev halkının savaşa susamış çığlıkları, gök gürültülerinin arasında zar zor duyuluyordu.
Sai, ana geminin güvertesinde ayakta durarak dürbününü kaldırdı. Dalgaların arasında bir ileri bir geri yalpalayan merceğin odağını ayarladı ve Legio donanmasının en büyük gemisine odakladı. Fırtınanın ve dumanın arasında o kızı aradı.
Sonunda buldu.
Kız, devasa demir yığınının kıç güvertesinde, rüzgarda vahşice uçuşan gümüş sarısı saçlarıyla fırtınaya meydan okurcasına dimdik duruyordu. Üzerindeki askeri pelerin dalgalanıyor, mor renkli eter çatlaklarıyla dolu elleri geminin korkuluklarını sıkıca kavramış, önündeki sığ denizi milim milim inceliyordu. Larsaa da tıpkı onun gibi savaşı geriden izlemiyordu. Sai, kızın kendinden emin duruşunu süzdü.
İkisi de körfezin iki ucunda nihayet karşı karşıya gelmişti.
Sai dürbünü indirdi, içinde uyanan meydan okuma dürtüsünü bastırarak elini hızla havaya kaldırdı. Sesi, gök gürültüsünü ve dalgaların uğultusunu yırtarak yankılandı: "Rion! Şimdi!"
Sai'nin emriyle birlikte, limanın kuytularında pusuya yatmış küçük ve hızlı eter tekneleri bir su yılanı gibi sığ suların üzerinden süzülerek öne fırladı. Legio donanmasının önünü kesen bu çevik tekneler, yaptıkları hırçın manevralarla düşmanı kışkırtmaya başladı. Legio'nun hantal, devasa zırhlıları bu yem hamlesine karşılık verdi ve küçük teknelerin peşine düşerek onları takip etmeye başladı. Ancak girdikleri yer, Sai'nin girmelerini istediği dar bir geçitti.
En öndeki ağır Legio zırhlısı dar geçide girdiği an, Sai’nin planı kusursuz bir ritimle devreye girdi. Geçidin altına gerilmiş demir zincirler mekanizmalarından kurtulup büyük bir gürültüyle yukarı fırladı. Zincirler geminin pervanelerine dolandığında, motorlardan yükselen boğuk çatırtılar tüm körfezde yankılandı. Dev zırhlı gemi dar geçidin tam ortasında hareketsiz kalarak arkasından gelen kendi filosunun da yolunu tıkadı.
Hantal gemi geçitte sıkışıp kaldığı an, Chuma la Rev’in pusuda bekleyen büyük savaş gemileri körfezin arkasındaki gölgelerden birer birer sıyrıldı. Hareketsiz kalan Legio gemisini tam ortalarına alacak şekilde yarım ay düzeni kurdular ve aynı anda çapraz ateşe başladılar. Barut kokusu körfezi doldururken, Chuma la Rev’in toplarından çıkan ateşler karanlık gökyüzünü kırmızıya boyadı. Legio zırhlısının gövdesinden kopan metal parçaları çığlıklar eşliğinde denize dökülüyordu.
İki taraftan da dökülen kanlar dalga dalga köpürerek simsiyah sulara karışmaya başladı. Her şey Sai'nin istediği, onun kurguladığı şekilde ilerliyordu. Prens, güvertedeki barut dumanlarının arasından bir kez daha dürbünü kaldırıp karşı taraftaki kıza baktı. Kızın gözlerinde en ufak bir korku kırıntısı yoktu; karmaşanın ortasında, gözlerini bir salise bile kırpmadan, zihniyle yeni parametreleri, değişen akıntıları ve açılan ateşlerin menzilini hesaplıyor gibi görünüyordu.
Tam bu anda, Sai'nin içinde bulunduğu ana gemi denizin altındaki karanlıkla sarsıldı. Güvertedeki askerler dengelerini kaybederek yere kapaklandı.
Sulara karışan yoğun kan kokusu, derin suların altındaki o kadim gücü bir anda kendine çekti.
Denizin suları bir girdap halinde kendi içine çökerken, dünyanın merkezinden geliyormuş gibi hissettiren sağır edici bir kükreme havayı yardı. Saniyeler içinde, pulları zifiri bir karanlıkla parıldayan, kilometrelerce uzunluktaki devasa gövdesiyle Naahash su yüzeyine fırladı. Kadim yaratık, dökülen kan kokusunun verdiği hiddetle önüne gelen her şeyi vahşice ezmeye ve yutmaya başladı.
Naahash, kör bir öfkeyle önüne çıkan her tekneyi parçaladı ancak bu katliamda en büyük hasarı, o esnada yaratığın çıkış noktasına en yakın pozisyonda duran Chuma la Rev’in askerleri aldı. Devasa yaratık, kendi halkının gemilerini tek bir kuyruk darbesiyle parçalarına ayırarak yüzlerce savaşçıyı girdabın içine çekti. Eter tankları birbiri ardına patladı, yanan tekneler simsiyah suların derinliklerine gömülüyordu. Naahash, kendi adına adaklar sunan insanları acımadan katlediyordu.
Savaşın dengeleri, Naahash’ın bu ani gazabıyla saniyeler içinde tamamen değişti.
Legio’nun gemileri, dar geçidin daha gerisinde, derin sularda kaldıkları için yaratığın bu ölümcül darbelerinden neredeyse hiç hasar almadan kurtulmayı başardılar. Chuma la Rev donanması Naahash tarafından tamamen darmadağın edilmişti.
Hareketsiz kalan ve can çekişen Chuma la Rev askerlerinin üzerine bu kez Legio’nun ağır topları acımasızca ölüm yağdırmaya başladı. Bu artık bir savaş değildi; Naahash’ın yarım bıraktığı katliamı Legio’nun demir topları tamamlıyordu.
Sai, kendi canını bir kenara bırakarak hemen gözlerini kızın bulunduğu Legio zırhlısına çevirdi. Kız, her yeri saran o gölgenin dehşetine rağmen sarsılmamış, etrafındaki panikleyen askerlere hararetli hararetli bir şeyler anlatarak emirler yağdırıyordu. Genç prens, barut dumanlarının arasından kızın dudaklarını okumaya çalıştı: "Geri çekilmeliyiz!
Kız tehlikeyi ve Naahash'ın bu savaşı tamamen yutacağını ilk fark eden olmuştu. Sai, kızın bu hamlesini izledikten hemen sonra, yüreğine saplanan bir korkuyla kardeşinin teknesine baktı. Fırtınanın ve canavarın yarattığı yüksek dalgaların arasında, Rion’un teknesinin Naahash'ın kuyruk darbelerinden biriyle sulara gömülüşünü hayal meyal gördü.
Tam o sırada, kızın az önce geri çekilme emri verdiği Legio zırhlısından fırlatılan, otomatik mekanizmayla ateşlenmiş son bir top mermisi doğrudan Sai’nin bulunduğu ana gemiyi hedef aldı. Gökyüzünü yarıp hedefini bulan top, saniyeler içinde ölümcül bir patlamayla sonuçlandı. Geminin ahşap ve demirden örülmüş güvertesi patlamanın şiddetiyle anında alevler içinde kaldı.
Prensin görüşü, etrafını saran dalgalanan kızıl alevlerle ve keskin bir is kokusuyla kararırken, patlamanın yarattığı şok dalgası Sai'nin bedenini fırtınalı denizin o dondurucu karanlık içine doğru fırlattı.
Sai, bilincini yitirerek simsiyah suların derinliklerine, Naahash’ın girdabının kalbine doğru düştü. Sular genç adamı zırhıyla birlikte hızla yutarken, prens karanlığın içinde tamamen gözden kayboldu.
Fırtına dindiğinde ve Legio körfezin kontrolünü tamamen ele geçirdiğinde, Legio komutanların emriyle askerler günlerce kıyı şeridini ve batıkları taradılar. Resif Hanedanlığı'nın veliahtı Prens Sai’nin cansız bedenini bulmak, Legio’nun bu denizdeki zaferini tescilleyecek somut bir zafer kanıtı olarak sergilemek istiyorlardı.
Ancak ne o gün, ne de sonraki haftalarda, Prens Sai’nin cesedi asla bulunamadı.
Satranç tahtası kırılmış, geriye sadece derin suların sakladığı kapkara bir sır kalmıştı.
Denizin derinlikleri, kendi evladının izini tarihten silmişti.