42. bölüm · Suskun
FİNAL
İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ - ONUR MADALYASI TÖRENİ
İstanbul o gün gri değil, bayrak kırmızısı ve gökyüzü mavisiydi. Emniyet’in bahçesinde büyük bir tören vardı.
Yıllarca organize suç örgütlerini, "Gölge"leri, "Terazi"leri çökerten o efsanevi ekip, bugün Devlet Üstün Hizmet Madalyası alacaktı.
Kürsüde Emniyet Müdürü konuşuyordu.
Ön sırada, jilet gibi üniformasıyla Başkomiser Ömer Yalçın ve yanında siyah, zarif takımıyla Cumhuriyet Savcısı Defne Karayel Yalçın duruyordu.
Yanlarında, artık karı-koca olan Ali ve Esra vardı. (Ali, Esra'nın zoruyla papyon takmıştı ve nefes alamıyordu).
Ve en önde, elinde babasının şapkasını tutan Umut Poyraz, gururla anne ve babasını izliyordu.
Müdür, Ömer ve Defne'yi kürsüye davet etti.
"Onlar," dedi Müdür. "Sadece suçla savaşmadılar. Onlar, karanlığa karşı sırt sırta vererek bir ışık yaktılar."
Ömer ve Defne kürsüye çıktıklarında, alkış kıyamet koptu.
Ömer madalyasını alırken Defne'ye baktı. Gözlerinde "Başardık" ifadesi vardı.
Tam o sırada...
Tören alanının dışındaki otoparktan büyük bir patlama sesi geldi.
*GÜM!*
Kalabalık panikledi. Sirenler çalmaya başladı.
Telsizlerden anons geçti:
"Saldırı! Ana kapıya saldırı! 'Fısıltı' örgütünün kalan hücreleri intihar saldırısı düzenliyor!"
---
Yıllar önce dağıtılan o suç şebekesinin son kırıntıları, "Fısıltı" kod adıyla son bir intikam eylemi için oradaydı. Hedefleri törendi. Hedefleri, onları bitiren Ömer ve Defne'ydi.
Ömer, saniyelik bir refleksle Defne'yi kürsünün arkasına çekti.
"Ali! Umut'u ve sivilleri al! Binaya sok!"
Ali, papyonunu koparıp attı, silahını çekti.
"Esra! Umut'u al! Koş!"
Esra, topuklu ayakkabılarını fırlattı, Umut'u kucağına aldığı gibi tören alanının arka kapısına koştu. Umut ağlamıyordu. Babasına bakıyordu.
"Baba!"
Ömer, oğluna el salladı. "Git oğlum! Annene emanetsin!"
Ama Defne gitmedi.
Kürsünün arkasında, çantasından beylik tabancasını çıkardı.
"Ben hiçbir yere gitmiyorum Başkomiserim."
Ömer şaşırmadı. Sırıttı.
"O zaman dansa kalkalım Savcım."
---
Tören alanını basan maskeli, ağır silahlı beş saldırgan, kalabalığa ateş açarak ilerliyordu. Amaçları katliamdı.
Ömer, kürsüden atlayıp bir polis aracının arkasına siper aldı.
"Sağ kanat bende!"
Defne, diğer taraftaki sütunun arkasındaydı. Soğukkanlılıkla nişan aldı.
"Sol taraf bende!"
Mermiler havada uçuşuyordu. Ömer, yılların tecrübesiyle iki saldırganı bacaklarından vurdu.
Defne, kendisine doğru koşan bir saldırganı, omzundan vurarak durdurdu. (Bir Savcı olarak atış talimlerini hiç aksatmamıştı).
Ancak örgütün lideri, elinde bir bombayla Ömer'e doğru koşuyordu.
"Bitecek!" diye bağırıyordu adam. "Hepiniz öleceksiniz!"
Ömer'in şarjörü bitmişti. Değiştirecek vakti yoktu.
Adam bombanın pimini çekmek üzereydi.
O sırada, binanın çatısından bir atış sesi geldi.
Saldırgan, elindeki bombayı düşürerek yere yığıldı.
Ömer yukarı baktı.
Çatıda, elinde uzun namlulu tüfekle Ali duruyordu. (Esra ve Umut'u güvenli odaya kilitleyip, acil durum tüfeğiyle çatıya çıkmıştı).
Ali telsizden bağırdı:
"Sadıç Bey görev başında Amirim! O papyon beni çok sıkmıştı zaten!"
Ömer, yerde yuvarlanan bombayı gördü. Pim çekilmemişti ama riskliydi.
Koştu, bombayı tekmeleyerek boş havuza fırlattı.
Havuzun içinde patlayan bomba, kimseye zarar vermeden sadece suyu havaya uçurdu.
Sessizlik oldu.
Toz bulutu dağıldı.
Saldırganlar etkisiz hale getirilmişti.
---
Ömer, dumanların arasından Defne'ye doğru yürüdü.
Defne, sütunun dibine çökmüş, nefes nefese kalmıştı.
Ömer elini uzattı.
"İyi misin Savcım?"
Defne başını kaldırdı. Yüzünde is lekesi, gözlerinde ise o tanıdık ateş vardı.
"İyiyim Başkomiserim. Sadece... Madalya törenim biraz olaylı geçti."
Ömer güldü, Defne'yi ayağa kaldırdı ve herkesin, tüm emniyet teşkilatının ve basının önünde onu dudaklarından öptü.
"Seninle geçen her günüm olaylı Defne. Başka türlüsünü istemezdim."
Binanın kapısı açıldı.
Esra'nın elinden kurtulan Umut Poyraz, paytak adımlarla koşarak geldi.
"Baba! Anne!"
Ömer ve Defne yere çöküp oğullarına sarıldılar.
Umut, babasının isli yüzüne dokundu.
"Kötü adamlar gitti mi baba?"
Ömer, oğlunun saçını okşadı.
"Gitti aslanım. Biz buradayken kimse gelemez."
Ali ve Esra da yanlarına geldi.
Ali, tüfeği omzuna asmış, sırııtıyordu. Esra ise Ali'nin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.
"Sen..." dedi Esra. "Sen benim kahramanımsın deli oğlan."
---
Akşam olmuştu.
Maslak, 24. Katın balkonu.
Siren sesleri aşağıdan, şehrin damarlarından yukarıya doğru cılız bir uğultu gibi yükseliyordu. Umut Poyraz içeride, Ali Amcası ve Esra Teyzesi ile oynarken uyuyakalmıştı.
Ömer ve Defne balkondaydı. Ömer sigarasının küllerini gecenin karanlığına savurdu.
"Geçmişin yükü bitti," dedi Ömer, Defne’ye dönerek. Gözlerinde huzur vardı. "Artık 'Suskun' değiliz. Kendi hikayemizi yazdık, mutlu sonu hak ettik."
Defne, uçuşan küllere baktı, sonra bakışlarını aşağıdaki ışıl ışıl ama tekinsiz şehre çevirdi. İstanbul, milyonlarca sırrı, milyonlarca suçu içinde barındıran o devasa canavar, nefes alıp vermeye devam ediyordu.
Defne, Ömer’in elindeki kadehi yavaşça kenara bıraktı. Yüzündeki o yumuşak ifade gitti, yerine adliye koridorlarında suçluları titreten o keskin "Savcı" ifadesi geldi.
"Yanılıyorsun Ömer," dedi Defne, sesi çelik gibi soğuk ve kararlıydı.
Ömer şaşırdı. "Nasıl?"
Defne, elini Ömer’in belindeki silah kılıfının üzerine koydu, sonra kendi görünmez cübbesini düzeltir gibi omuzlarını dikleştirdi.
"Geçmişi yaktık, evet. Ama aşağıya bak..." dedi Defne, çenesilye karanlık şehri işaret ederek. "Karanlık hala orada. Suçlular, katiller, hırsızlar... Şu an bir yerlerde, birilerinin canını yakmak için plan yapıyorlar. Bizim mutlu olmamız, onların durduğu anlamına gelmiyor."
Ömer gülümsedi. Karısının içindeki o ateşi, o bitmek bilmeyen adalet tutkusunu görüyordu.
Defne, balkondan şehre doğru bir adım attı, sanki tüm İstanbul'u karşısına almış gibiydi.
"Mutlu sonlar masallar içindir Başkomiserim,"dedi Defne, gözlerini şehrin karanlığına dikerek. "Bizim hikayemiz bitmez. Çünkü bu şehirde suçlular ne zaman karanlığa sığınıp 'suskun' kalabileceğini sansa, enselerinde bizim nefesimizi hissedecekler. Mola bitti Ömer; cübbem sırtımda, silahın belinde... Asıl av şimdi başlıyor."
Ömer, Defne’nin yanına geldi, omzuna dokundu ve o da şehre, o bitmeyen savaş alanına baktı.
Işıklar yanıp sönüyor, sirenler çalıyordu.
Dosya kapanmamıştı.
Sadece hüküm değişmişti.
-SON.-
************************************
Evet sevgili okurlarım, bu hikâyenin sonuna gelmiş bulunmaktayız.
Ben usta bir yazar değilim. Hobi olarak yazmaktan hoşlandığım için bunu yapıyorum. Yazmaktan zevk alıyorum. O yüzden yanlışlarım varsa mazur görün.
Buraya kadar okuduysanız hikâyem hoşunuza gitmiş olmalı. Bu beni mutlu eder.
Farklı türlerde kitaplar da yazmak istiyorum. Bir sonraki kitabım için bir tür öneriniz var mı? Varsa yorumlarda belirtiniz.
Sağlıcakla kalın. 🤍💐
