27. bölüm · Suskun
26.Bölüm
İstanbul’un altı, üstünden daha karanlıktır.
Ömer, direksiyonda adeta savaşıyordu. Sirenler, gece trafiğini yarmaya çalışırken Defne yan koltukta elindeki tabletle haritaları ve eski şehir planlarını tarıyordu.
"Mimar 'Suyun ve taşın birleştiği, unutulmuş yer' dedi," diye mırıldandı Defne. "Ve 'Eskiyi yenilemek benim işim' dedi. Fatih'teki sarnıçların çoğu turistik. Ama... Bir dakika."
Defne ekrana dokundu, bir noktayı büyüttü.
"Acıçeşme Sarnıcı," dedi. "Zeyrek taraflarında. Yıllardır restorasyon bahanesiyle kapalı. Ve ihaleyi alan firma... *Arkaik Mimarlık*."
Ömer, dikiz aynasından Defne’ye baktı.
"Arkaik Mimarlık'ın sahibi kim?"
"Kaydı paravan bir şirket üzerine ama..." Defne hızlıca veritabanına girdi. "Şirketin danışman mimarı: **Sinan Gürsoy**. Eski profesörün öğrencisi. Ve... Patek Philippe saat koleksiyoneri olduğu bilinen bir mirasyedi."
"Bingo," dedi Ömer. "Sıkı tutun Savcım."
Direksiyonu kırdı. Araç, Fatih’in dar sokaklarına daldı.
---
**SARNIÇ: SAAT 21:15**
Acıçeşme Sarnıcı’nın girişi, eski bir otoparkın arkasına gizlenmiş demir bir kapıydı. Etraf sessizdi ama içeriden hafif bir jeneratör uğultusu geliyordu.
Ömer ve Defne, destek ekiplerini beklemeden araçtan indiler. (Destek 5 dakika gerideydi ve o 5 dakika, bir insanın nefesi için çok uzundu).
Ömer, demir kapının kilidine bir el ateş etti.
*BAM!*
Kilit parçalandı.
"Arkamda kal," dedi Ömer, taktik fenerini silahının namlusuna sabitleyerek.
İçeri girdiler.
Nemli, küf kokan ağır bir hava yüzlerine çarptı. Taş merdivenler aşağıya, karanlığa doğru iniyordu.
Merdivenleri indikçe o klasik müzik sesi duyulmaya başladı. *Bach - Cello Suite No. 1.* Mimar, atmosferi hazırlamıştı.
Sarnıcın ana salonuna geldiklerinde gördükleri manzara, kan dondurucuydu.
Yüzlerce yıllık sütunların arasında, suyun ortasına camdan bir fanus yerleştirilmişti. Fanusun içinde, üzerinde beyaz bir elbiseyle genç bir adam vardı. (Bu seferki kurban kadındı sanmışlardı ama Mimar, cinsiyet değil, estetik peşindeydi).
Adamın elleri ve ayakları bağlıydı. Ve fanusun içine hızla su doluyordu. Su, adamın boynuna kadar gelmişti.
Fanusun tepesinde ise bir sayaç vardı: 04:59... 04:58...
"Sanat eseri," dedi Defne dehşetle. "Boğulma anını sergilemek istiyor."
Ömer suya atlamak için hamle yaptı ama Defne onu kolundan tuttu.
"Dur! Zemine bak!"
Ömer fenerini suya tuttu. Suyun içinde, fanusa giden yolda ince teller vardı. Elektrik kabloları.
"Suya elektrik vermiş," dedi Defne. "Basarsan ölürsün. Bu bir tuzak."
Ömer etrafına baktı. "Jeneratörü bulup kesmemiz lazım. Ya da ana şalteri."
"Hayır," dedi Defne, gözlerini fanusa dikerek. "O kadar vaktimiz yok. Ve Mimar elektriği kessen bile mekanik bir kilit koymuştur. Bu adam bulmaca seviyor."
Defne, sütunlardan birinin üzerinde duran, kırmızı kadife bir örtüyle örtülmüş bir kaide gördü.
Örtüyü kaldırdı.
Altında bir tablet ve bir mekanizma vardı. Ekranda bir soru:
"Hayat mı, sanat mı? Doğru taşı seçersen su durur. Yanlış taşı seçersen tavan çöker."
Tablet ekranında sarnıcın mimari planı ve üç farklı kilit taşı sembolü vardı:
1. Medusa Başı
2. Tavus Kuşu Gözü
3. Gözyaşı Sütunu
"Bu ne saçmalık!" dedi Ömer, ter içinde. "Patlatıp girelim fanusa!"
"Hayır!" dedi Defne. "Fanusu patlatırsan basınç adamı öldürür ya da cam parçaları doğrar. Bu bir test Ömer. Benim için."
Adamın suyu burnuna gelmişti. Çırpınıyordu. Gözleri yalvarıyordu.
Defne zihnini zorladı. Mimar’ın takıntısı neydi? Restorasyon. Eskiye sadakat.
"Medusa, Yerebatan'da," dedi hızlıca. "Gözyaşı Sütunu da orada. Ama Tavus Kuşu... Bizans sanatında 'ebediyet' ve 'yeniden doğuş' demektir. Ve bu sarnıç Theodosius dönemine ait. Tavus kuşu motifleri o dönemde kullanılırdı."
"Defne, 2 dakika!" diye bağırdı Ömer.
Defne titreyen parmağını ekrandaki Tavus Kuşu Gözü sembolüne götürdü.
"Umarım sanat tarihi dersini iyi dinlemişimdir," dedi ve bastı.
Bir mekanik ses duyuldu. KLAK.
Ardından bir vakum sesi. VUUU.
Fanusun altındaki kapaklar açıldı ve su hızla tahliye olmaya başladı.
Aynı anda sarnıcın zeminindeki elektrik akımını gösteren kırmızı ışıklar yeşile döndü.
"Şimdi!" diye bağırdı Defne.
Ömer suya atladı. Fanusun yanına ulaştı. Camın üzerindeki kilidi silahının kabzasıyla kırdı. Kapağı açtı ve içerideki adamı çekip çıkardı.
Adam öksürerek, su kusarak Ömer’in kollarına yığıldı.
"Nefes alıyor," dedi Ömer. "Yaşıyor."
Tam o sırada, sarnıcın en karanlık köşesinden, yukarıdaki galeriden bir alkış sesi geldi.
Ömer ve Defne fenerlerini oraya çevirdi.
Siyah paltolu, yüzü maskeli bir figür. Mimar.
"Bravo Savcı Hanım," dedi Mimar, sesi sarnıçta yankılanarak. "Estetik anlayışınız takdire şayan. Eserimi bozdunuz ama performansınız harikaydı."
Ömer, adamı güvenli bir yere bırakıp silahını Mimar'a doğrulttu.
"Kıpırdama! Polis!"
Mimar hafifçe eğilerek selam verdi.
"Sergi bitti Başkomiserim. Ama merak etmeyin, büyük final için daha görkemli bir sahnem var."
Mimar, elindeki bir kumandaya bastı.
Galerinin önündeki sütunlar patladı.
Toz ve taş parçaları havaya uçuştu. Ömer, Defne’nin üzerine kapandı.
Ortalık toz duman olduğunda Mimar gitmişti. Gizli bir geçitten kaçmıştı.
---
**OLAY YERİ İNCELEME VE DELİLLER**
Yarım saat sonra sarnıç polis kaynıyordu. Kurban ambulansla hastaneye gönderilmişti.
Ömer ve Defne, Mimar’ın durduğu galerideydi.
"Kaçmış," dedi Ömer, yerdeki ayak izlerini incelerken. "Ama giderken bize bir hediye bırakmış."
Yerde, kadife bir kutu vardı.
Defne kutuyu dikkatlice açtı. (Bomba imha uzmanları kontrol ettikten sonra).
İçinde bir davetiye kartı ve... bir satranç taşı vardı. Şah.
Davetiyede şunlar yazılıydı:
"Şah ve Mat için son hamle.
Mekan: En yükseği.
Zaman: Dolunay."
"En yükseği," dedi Defne. "İstanbul'un en yüksek binası mı? Çamlıca Kulesi mi?"
"Ya da..." dedi Ömer, gözleri kısılarak. "Kendi egosunun zirvesi. Sinan Gürsoy'un, yani Mimar'ın şu an inşa ettiği devasa gökdelen projesi: *Vortex Tower*. Levent'te. Açılışı haftaya."
"Dolunay da iki gün sonra," dedi Defne.
Ömer, Defne’nin omzuna dokundu. Üstü başı toz içindeydi ama sapasağlamdı.
"Bu sefer kaçamayacak. Kimliğini biliyoruz. Yerini tahmin ediyoruz. Sinan Gürsoy'u alacağız."
---
Gece yarısı Maslak’a döndüklerinde, fiziksel olarak bitmiş ama zihinsel olarak bilenmişlerdi.
Defne, 23. kattaki dairesinin kapısında durdu.
"Ömer," dedi. "Sinan Gürsoy hakkında hemen yakalama kararı çıkarıyorum. Yurt dışı yasağı, banka hesaplarına bloke... Her şeyi bu gece yapacağım."
Ömer, Defne’nin elini tuttu.
"Yarın sabah yaparsın Savcım. Şimdi dinlenmen lazım. O sarnıçta... O kararı verirken elin bile titremedi. Hayat kurtardın."
"Senin sayende," dedi Defne. "Sen olmasan o suya atlayamazdım."
Ömer eğildi, Defne’nin alnını öptü.
"Datça'daki usta aradı," dedi fısıltıyla. "Boya bitmiş. Ev hazır."
Defne gülümsedi. "Mimar'ı yakalayalım. Sonra o eve gidip kapısını kilitleyeceğiz ve anahtarı denize atacağız."
"Atmayalım," dedi Ömer gülerek. "Yedek anahtar yaptırmadım."
Defne dairesine girdi.
Ömer yukarı çıktı.
Ama Ömer, dairesine girdiğinde ışığı açmadı. Pencereye gitti. İstanbul’a, Levent tarafındaki o devasa, yapımı süren gökdelene baktı.
"Bekle Sinan," dedi. "Sen sanat yaptığını sanıyorsun. Ama ben sana adaletin ne kadar sert bir sanat olduğunu göstereceğim."
Cebinden telefonunu çıkardı. Bir numara tuşladı.
"Alo, Müdürüm. Sinan Gürsoy için özel harekat desteği istiyorum. Evet, bu sefer inine giriyoruz."
