24. bölüm · Suskun
23.Bölüm
Datça hayallerinin kurulduğu o huzurlu gecenin üzerinden üç gün geçmişti.
Maslak’taki o "cam kuleler"de hayat, dışarıdan bakıldığında mükemmel görünüyordu. Sabahları birlikte içilen kahveler, işe giderken asansörde çalınan kaçamak öpücükler, akşamları yorgun argın dönüldüğünde paylaşılan sessiz huzur...
Ancak İstanbul, aşıkların huzur bulmasına izin verecek bir şehir değildi.
---
**YENİ VAKA: "KOLEKSİYONCU" - SAAT 10:00**
Haber merkezi, Balat’taki terk edilmiş, tarihi bir Rum okulunda bulunan cesetle çalkalanıyordu.
Defne ve Ömer olay yerine vardıklarında, hava kurşuni renkteydi. Olay Yeri İnceleme ekipleri bile her zamankinden daha sessiz, daha gergin çalışıyordu.
Binanın içine girdiklerinde, gördükleri manzara Baran’ın vahşetinden ya da Ziya’nın infazlarından çok farklıydı. Bu, sapkın bir sanat eseri gibiydi.
Eski bir sınıfın ortasında, sandalyeye oturtulmuş genç bir kadın cesedi vardı. Üzerine 19. yüzyıl dönemine ait, dantelli bir gelinlik giydirilmişti. Yüzüne porselen makyajı yapılmıştı. Elleri kucağında birleştirilmiş, parmaklarının arasına kurumuş bir siyah gül sıkıştırılmıştı.
"Allah kahretsin," dedi Ömer, elini burnuna götürerek. Cesette çürüme kokusu yoktu; aksine yoğun bir lavanta kokusu vardı.
Defne cesede yaklaştı. Midesi kasıldı ama profesyonelliğini korudu.
"Ölüm sebebi ne?"
Adli Tıp uzmanı başını iki yana salladı.
"Görünürde darp, kurşun ya da kesici alet izi yok Savcım. Zehirlenmiş olabilir. Ya da... kalbi durdurulmuş. Ama asıl tuhaf olan şu..."
Uzman, cesedin boynundaki kolyeyi gösterdi.
Altın bir madalyon. İçinde bir numara yazılıydı: "1"
"Numaralandırmış," dedi Defne, sesi buz keserek. "Bu bir başlangıç. Bu adam bir seri katil."
Ömer eldivenli eliyle duvardaki yazıyı işaret etti. Tebeşirle, eski Rumca harflere benzeyen bir fontla yazılmıştı:
"Güzellik, ancak dondurulduğunda ebedidir."
"Koleksiyoncu," dedi Ömer. "Kurbanlarını objeleştiriyor. Onları saklamak istiyor."
---
Emniyet’teki toplantı odasında hava gergindi. "Koleksiyoncu" dosyası masanın ortasında duruyordu.
Ömer, ekibiyle birlikte profilleme yapıyordu. Defne ise elindeki tabletle kurbanın geçmişini araştırıyordu.
"Maktul, Sanat Tarihi öğrencisi," dedi Defne. "Ve ilginç bir detay buldum. Geçen hafta Pera'daki bir müzayede evinde staj yapmaya başlamış. O müzayede evinin sahibi, eski eser kaçakçılığından sabıkalı olan ama delil yetersizliğinden yırtan Asaf Bey."
Ömer başını kaldırdı. "Asaf'ı biliyorum. Zengin, nüfuzlu ve tehlikeli bir çevresi var. Ama kan dökmez."
"Belki o dökmüyor," dedi Defne ayağa kalkarak. "Ama kurban onun etrafından seçilmiş. Ben gidip Asaf'la konuşacağım."
"Olmaz," dedi Ömer net bir şekilde. "Asaf tehlikeli değil ama çevresi pislik dolu. Ayrıca bu adam bir seri katil profiline uyuyor olabilir. Tek başına gidemezsin."
"Tek başıma gitmiyorum, yanımda koruma polisimi alacağım," dedi Defne, çantasını alarak. "Ömer, resmi bir ifadeye çağırmıyorum. Adamı ürkütmeden ağzını arayacağım. Eğer polis ordusuyla gidersek kapı duvar olur."
"Defne!" Ömer’in sesi yükseldi. Odadaki diğer polisler başlarını eğdi, duymuyormuş gibi yaptılar. "Bu herif normal bir suçlu değil. Psikopat bir katilden bahsediyoruz. Benim gözetimim olmadan o müzayede evine girmeyeceksin!"
Defne durdu. Herkesin içinde ona emir verilmesinden hoşlanmamıştı.
"Ben Savcıyım Başkomiserim. Soruşturmayı nasıl yürüteceğime ben karar veririm. Siz olay yeri analizine devam edin."
Ve kapıyı çarpıp çıktı.
---
Defne, Asaf’ın ofisine girdiğinde adamın o kaygan, rahatsız edici bakışlarından hoşlanmadı ama geri adım atmadı. Adamı köşeye sıkıştıran sorular sordu. İstediği bilgiyi –kurbanın son günlerde takip edildiğini söylediği bir "sanatsever" müşteriyi– öğrendi.
Ancak çıkışta, otoparkta bir karaltı hissetti.
Biri onu izliyordu.
Elini silahına attı.
"Kim var orada?"
Gölge hızla kaçtı. Defne peşinden koştu ama topuklu ayakkabılarıyla yetişemedi. Adam bir motosiklete binip kaçtı.
Tam o sırada, Ömer’in sivil aracı frenleri ağlatarak otoparka daldı.
Ömer araçtan fırladı, silahı elinde. Kaçan motoru gördü ama yetişemeyeceğini anladı.
Hızla Defne’nin yanına geldi. Defne’yi omuzlarından tutup sarstı. Yüzü korku ve öfkeden kıpkırmızıydı.
"Sana ne dedim!" diye bağırdı Ömer. "Sana gelme demedim mi! Otoparkta tek başınasın! Ya o motorlu adam 'Koleksiyoncu' olsaydı? Ya seni de o sandalyeye oturtup eline siyah gül verseydi?"
Defne, Ömer’in elini itti.
"Bağırma bana! İşimi yapıyordum! Ve bak, şüpheli bir profil aldım!"
"Canı cehenneme profilin!" Ömer, öfkesinden arabasının kaputuna bir yumruk attı. Metal göçtü. "Senin hayatından bahsediyoruz Defne! Neden anlamıyorsun? Ben seni korumaya çalışıyorum, sense ateşe atlıyorsun!"
"Beni koruma!" diye bağırdı Defne. "Beni sev ama beni kafese kapatma Ömer! Ben senin koruman gereken o camdan bebeklerden değilim!"
"Öylesin!" dedi Ömer, sesi titreyerek. "Benim için öylesin. Eğer sana bir şey olursa... Ben bu şehri yakarım. Ama önce kendimi yakarım. Bunu bana yapmaya hakkın yok!"
Sessizlik oldu. Otoparkta sadece birbirlerinin hızlı nefes alışverişleri duyuluyordu.
"Arabaya bin," dedi Ömer, dişlerinin arasından. "Seni eve bırakacağım."
"Kendi arabam var," dedi Defne soğukça.
"Defne!"
"Akşam görüşürüz Başkomiserim. Tabi o egonuzla asansöre sığabilirseniz."
Defne kendi arabasına bindi ve gaza bastı. Ömer arkasından bakakaldı.
---
Akşam olmuştu.
Defne, 23. kattaki dairesinde, salonda oturmuş, önündeki dosyaya bakıyordu ama hiçbir şey görmüyordu. Televizyon açık ama sesi kısıktı.
Ömer’e çok ağır konuşmuştu. Oysa adamın tek derdi onun yaşamasıydı. Otoparktaki o korku dolu gözleri aklından çıkmıyordu.
Yukarıda, 24. katta ise Ömer, balkonun demirlerine yaslanmış, elindeki sigarayı içmeden sönmesini izliyordu.
"Aptalsın oğlum," diyordu kendine. "Kıza bağırdın. Emir verdin. O bir Savcı, senin askerin değil."
Ama korkusu o kadar tazeydi ki... O cesedi, o gelinlikli kızı gördüğünde, aklına gelen tek görüntü Defne olmuştu. Onu kaybetme düşüncesi mantığını kör ediyordu.
Saat 23:30 oldu.
Ne Defne yukarı çıktı ne de Ömer aşağı indi.
İkisi de gururluydu. İkisi de inatçıydı.
Defne yatağına yattı ama uyku tutmadı. Yastığına sarıldı. Ömer kokusu yoktu.
Ömer koltukta uzandı. Ev çok sessizdi.
---
Saat 01:00.
Defne’nin kapısı hafifçe tıklandı. Zile basılmamıştı. Sadece o tanıdık, tereddütlü tıklama.
Defne yerinden fırladı. Kapıya koştu.
Dürbünden bakmadı bile. Açtı.
Ömer kapıdaydı. Üzerinde eşofmanları vardı. Saçı başı dağınıktı. Elinde, Defne’nin çok sevdiği o çikolatalı gofretten bir tane vardı. (Bakkalda kalan son taneydi ve Ömer bunu bildiği için nöbetçi büfeye kadar yürümüştü).
Hiçbir şey söylemedi. Gofreti uzattı. Bu onun beyaz bayrağıydı.
Defne gofrete baktı, sonra Ömer’in o pişman, o "ben bir eşeğim" diyen bakışlarına.
Gözleri doldu. Gofreti aldı ama yemedi.
"Egoistim," dedi Ömer fısıltıyla. "Kaba bir adamım. Ve bazen... korkudan ne yapacağımı şaşırıyorum."
"İnatçısın," dedi Defne. "Ve bazen çekilmez oluyorsun."
"Biliyorum," dedi Ömer. "Ama seni seviyorum. Ve seni o otoparkta, o motorlunun peşinden koşarken gördüğümde... Kalbim durdu Defne. Yemin ederim durdu."
Defne daha fazla dayanamadı. Gofreti vestiyere bıraktı ve Ömer’in boynuna sarıldı.
Ömer, onu hemen kollarıyla sardı, ayaklarını yerden kesecek kadar sıkı kucakladı. Başını Defne’nin boynuna gömdü.
"Özür dilerim," dedi Defne. "Seni endişelendirmek istemedim. Sadece... işe yaramak istedim."
"İşe yarıyorsun," dedi Ömer, onu içeri taşıyıp kapıyı ayağıyla kapatırken. "Sen bu operasyonun beynisin. Ama bırak kas gücü ben olayım. Bırak, o pisliklerin önüne ben atlayayım. Benim işim bu."
Defne geri çekildi, Ömer’in yüzünü avuçladı.
"Barışma şartım var."
Ömer gülümsedi. "Nedir? Soğansız menemen mi?"
"Hayır. Bu gece... Sadece sarılıp uyuyacağız. Hiç konuşmadan. Ve yarına kadar o katili düşünmeyeceğiz."
"Kabul," dedi Ömer.
Defne’nin yatağına uzandılar. Ömer sırtüstü yattı, Defne başını onun göğsüne koydu. Ömer’in eli Defne’nin saçlarında geziniyordu.
"Gofret eriyecek," dedi Defne mırıldanarak.
"Erisin," dedi Ömer. "Yenisini alırız."
Tartışma bitmişti. Kırılan camlar belki tamamen yok olmamıştı ama aşk denen o güçlü yapıştırıcıyla eskisinden daha sağlam bir şekilde bir araya getirilmişti.
İkisi de biliyordu ki, dışarıdaki "Koleksiyoncu" onlara yeni oyunlar hazırlıyordu. Ama bu gece, 23. kattaki o yatakta, dünyanın en güvenli kalesi kurulmuştu.
Ve hiçbir seri katil, bu kalenin duvarlarını, içeriden bir ihanet olmadıkça yıkamazdı.
