6. bölüm · Suskun

6.Bölüm

SİSU ✨

Korku, bazen yüksek bir sesle değil, mutlak bir sessizlikle gelir.

Defne bunu sabahın köründe, mutfak masasında otururken anladı. Önündeki çay bardağından ince bir buhar yükseliyordu. Karşısında Baran vardı. Konuşmuyordu. Sadece elindeki çakmağı ritmik bir şekilde masaya vuruyordu.
Tık. Tık. Tık.
Bu ses, evin içindeki tek sesti. Ne annesinin odasından bir nefes sesi geliyordu ne de dışarıdaki sokaktan bir araba sesi. Dünya durmuştu ve geriye sadece Baran’ın elindeki o metalin ahşaba çarpma sesi kalmıştı.

Baran, Defne’nin masanın üzerinde duran telefonuna uzandı. Hareketi yavaştı, izin istemeyen bir haklılıkla doluydu.

"Şifre neydi?" diye sordu, ekrana bakarken. Sesi o kadar sıradandı ki, sanki saati soruyordu.
Defne’nin eli çay bardağına gitti. Parmakları bardağın sıcaklığına sığındı.
"Neden?" dedi, sesinin titrememesine özen göstererek.
Baran başını kaldırdı. Gözleri yorgundu ama bakışları deliciydi. O gözlerde, Defne’nin ruhunu soyan bir dikkat vardı.

"Şifre," diye tekrarladı. Tonlaması değişmemişti ama kelimenin altındaki tehdit belirginleşmişti. Bana zorluk çıkarma.

Defne, boğazındaki kuruluğu gidermek için yutkundu. Mahremiyet, bu evde uzun zaman önce kaybedilmiş bir lükstü. Telefonu vermek, bir yenilgiydi. Vermemek ise bir savaş ilanı. Ve Defne, henüz o savaşa hazır değildi.

"1907," dedi fısıltıyla.
Baran gülümsedi. Bu, samimiyetten uzak, tamamen zafer kokan bir gülümsemeydi. Şifreyi girdi. Ekranın ışığı yüzüne vurdu.
Parmakları ekranda gezindi. Mesajlara girdi. Arama kaydına baktı. Galeriyi açtı.
Defne, sanki biri günlüğünü herkesin ortasında okuyormuş gibi çıplak hissetti. Kerem’in mesajları silinmişti. Okul grubu sessize alınmıştı. Galeride sadece ders notlarının fotoğrafları vardı. Temizdi.
Ama Baran için "temiz" diye bir şey yoktu. O, boşluklarda bile bir suç arardı.

"Rehberin..." dedi Baran, telefonu masaya bırakmadan. "Ne kadar boş. Hiç arkadaşın yok mu senin?"
"Okula ders çalışmaya gidiyorum," dedi Defne. "Sosyalleşmeye değil."
Baran telefonu masada döndürdü.
"Güzel," dedi. "Böyle kalması daha iyi. İnsanlar kafa karıştırır. Akıl verir. Sonra o akılla yanlış işler yaparsın."

Telefonu Defne’ye doğru itti.
"Gözüm üzerinde Defne. Sadece ben değil. Telefonunun sinyali, bastığın yer, konuştuğun kişiler... Benim dünyam sandığından daha geniş. Bunu unutma."
Bu bir blöftü belki. Belki de değildi. Ama Defne’nin zihnine "her an izleniyorum" tohumunu ekmeye yetmişti. Artık sokakta yürürken, arkasına bakmadan duramayacaktı.

Fakülteye giden otobüste Defne cam kenarına sindi. Telefonunu elinde sıkıca tutuyordu. Baran’ın parmak izleri ekranın üzerinde duruyordu sanki. Sildi. Tekrar sildi. Ama o görünmez leke çıkmıyordu.
Okula vardığında kendini kütüphaneye attı. Burası, nefes alabildiği tek yerdi. Kitapların arasındaki o tozlu koku, ona güven veriyordu.
Masaya oturdu ve Borçlar Hukuku kitabını açtı. Ancak harfler bir araya gelip anlamlı cümleler oluşturmuyordu. Zihni, sabahki mutfak masasında kalmıştı.
Tık. Tık. Tık.
Baran’ın psikolojik baskısı, fiziksel şiddetten daha ağırdı. Morluklar iyileşirdi, yaralar kapanırdı. Ama zihne ekilen korku, sarmaşık gibi büyüyor ve tüm mantığını boğuyordu. Baran, Defne’nin iradesini kırmak istiyordu. Onu kendine, o suça, o sessizliğe bağımlı hale getirmek istiyordu. "Biz" ve "Onlar" ayrımı yaratıyordu.
"Defne?"
Başını kaldırdığında Kerem’i gördü. Birkaç masa ötedeydi. Yaklaşmaya cesaret edememiş, olduğu yerden seslenmişti. Yüzünde kırgın ama endişeli bir ifade vardı.

Defne’nin içi sızladı. Kerem, "normal" hayatın temsilcisiydi. Ve Baran, bu normalliği tehdit olarak görüyordu. Eğer Kerem’e bir adım atarsa, Baran bunu görecekti. Telefonundan, bakışlarından, belki de okulun kapısındaki o görünmez gözlerden...

Defne, Kerem’i görmezden geldi. Başını tekrar kitabına eğdi. Sanki hiç duymamış gibi.
Kerem bir süre bekledi. O sessizlik, Defne’nin kalbine batan bir iğne gibiydi. Sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Defne, kitabın sayfasına bir damla yaşın düştüğünü gördü. Mürekkep hafifçe dağıldı.
Bu, onun sessiz çığlığıydı.

Akşam eve döndüğünde, evde tuhaf bir sakinlik vardı. Televizyon kapalıydı. Annesi odasında dinleniyordu. Baran ise mutfak masasında oturmuş, önündeki kağıtlarla uğraşıyordu.
Defne içeri girdiğinde Baran başını kaldırmadı.
"Gel bakalım avukat hanım," dedi. Sesi yapmacık bir neşeyle doluydu. "Sana iş çıktı."
Defne çantasını kenara bıraktı. Tedirgin adımlarla yaklaştı.
"Ne işi?"
Baran, önündeki kağıdı Defne’ye uzattı. Bu, el yazısıyla yazılmış, düzensiz bir senetti. Altında Vedat’ın imzası vardı. Üst tarafta ise karmaşık rakamlar ve tarihler.
"Vedat Abi'nin bir alacak verecek meselesi," dedi Baran. "Buna bir bak. Hukuki olarak geçerli mi? Bir sıkıntı çıkar mı?"

Defne kağıda baktı. Midesi bulandı. Bu kağıt parçası, tefeciliğin, yasa dışı para akışının belgesiydi. Baran, onu bu pisliğe bulaştırmak istiyordu. Sadece susarak değil, artık yeteneğiyle, bilgisiyle de bu çarkın bir dişlisi olmasını istiyordu.

"Ben daha öğrenciyim abi," dedi Defne, kağıdı masaya bırakarak. "Böyle şeylerden anlamam. Hem... bu yasal görünmüyor."
Baran’ın yüzündeki gülümseme soldu. Sandalyesini gıcırdattı ve Defne’ye döndü.
"Yasal..." dedi, kelimeyi çiğneyerek. "Senin okulda öğrendiğin yasalar, bizim sokakta karnımızı doyurmuyor Defne. Vedat Abi rica etti. 'Kardeşin okuyor, bir baksın, bizi yanlışa düşürmesin' dedi."
Ayağa kalktı. Defne’nin üzerine yürüdü. Aralarında çok az mesafe kalınca durdu.

"Eğer buna bakmazsan, Vedat Abi kırılır. Ve o kırılınca, sinirini başka şeylerden çıkarır. Mesela... annemin emeklilik işlerinden. Ya da ne bileyim, evin huzurundan."

Annesi. Yine annesi. Baran’ın elindeki en büyük koz.
"Beni buna alet etme," dedi Defne, sesi titreyerek.
"Sen zaten aletsin," dedi Baran fısıltıyla. "Sen bu takımın bir parçasısın. Şimdi otur, şu kağıdı oku ve bana neyin eksik olduğunu söyle. Bu bir rica değil."
Defne sandalyeye çöktü. Elleri titreyerek kağıdı eline aldı.

Hukuk fakültesinde adalet dağıtmayı, masumları korumayı öğreniyordu. Şimdi ise mutfak masasında, abisinin karanlık işlerine hukuki kılıf uydurmaya zorlanıyordu.

Gözleri satırların üzerinde gezinirken, ruhundan bir parçanın daha koptuğunu hissetti.
Baran, tezgahın kenarına yaslanmış, memnuniyetle onu izliyordu.
"Gördün mü?" dedi keyifli bir sesle. "İşe yaramak ne güzel şey. Aile her şeydir Defne. İnsan ailesi için gerekirse elini kirletir. Gerekirse de..."
Defne’nin gözlerinin içine baktı.
"...gözlerini yumar."

Defne başını eğdi. Kağıttaki rakamlar birbirine girdi.
Baran haklıydı. Görünmez parmaklıklar, demir olanlardan daha sağlamdı. Ve Defne, bu hapishanenin içinde, gardiyanıyla aynı masada oturuyordu.
Ama içinde, çok derinlerde cılız bir ses fısıldadı: Şimdilik.
Kalemi eline aldı. Kağıdın kenarına küçük bir not düştü. Baran’ın istediği düzeltmeyi yaptı.

Ama zihnine başka bir not düştü: Bunu unutma. Bu kağıdı, bu anı, bu baskıyı unutma. Bir gün, bu deliller senin kurtuluşun olacak.

Baran, Defne’nin yazdığını görünce başını salladı.
"Aferin," dedi. "İşte benim kardeşim."
Bu övgü, Defne’nin yüzüne inen bir tokat gibiydi.

*********************************************

Her yorum ve beğeni yeni bölümün gelmesine bir kapı açıyor.

Yorum yapmaktan çekinmeyin. Saygı çerçevesinde düşünceleriniz belirtin sevgili okurlarım. 🤍🙏🏽