17. bölüm · Suskun
16.Bölüm
Defne, 24. kata çıkan merdivenleri sessizce tırmandı. Her basamakta nefesini tutuyor, Glock’un soğuk kabzasını daha sıkı kavrıyordu.
Yukarıdan gelen o *güm* sesi normal değildi. Ömer telefonu açmıyordu. Kapının önüne geldiğinde, kapının aralık olduğunu fark etti. Kalbi boğazında atıyordu.
"Kasap..." diye düşündü. "Eğer ona bir şey yaptıysa..."
Ayağıyla kapıyı yavaşça itti. Silahını çift elle tutarak, nişan pozisyonunda içeri daldı.
Salon boştu ama ses yatak odasından geliyordu. Defne namluyu oraya çevirip hızla odaya girdi.
Ve donup kaldı.
Ömer yerdeydi. Ama vurulmamıştı.
Üzerinde sadece gri bir eşofman altı vardı, üstü çıplaktı ve ter içindeydi. Yerde, duvardan kopmuş devasa bir barfiks demiri ve sıva parçaları duruyordu. Ömer, elindeki buz torbasını omzuna bastırarak yerde oturmuş, kendi kendine söyleniyordu.
Defne’nin "Kıpırdama!" diye bağırmasıyla Ömer irkildi ve savunma pozisyonuna geçti. Defne’yi elinde silahla, savaşçı Zeyna gibi dikilirken görünce gözleri büyüdü.
Bir saniye sessizlik oldu. Sonra Ömer, acıyan omzuna rağmen sırıtmaya başladı.
"Vay canına," dedi Ömer. "Savcım, beni tutuklamaya mı geldin yoksa infaz etmeye mi?"
Defne silahını indirdi ama emniyeti kapatmadı. Şokun etkisiyle hala titriyordu. Bakışları istemsizce Ömer’in geniş omuzlarına, terin parladığı karın kaslarına ve omzundaki morarmaya kaydı. Yanaklarının alev aldığını hissetti.
"Sen..." dedi Defne, sesi bir oktav yüksek çıkarak. "Telefonunu neden açmıyorsun? Yukarıdan ses geldi. Kapın açıktı!"
"Kapıyı havalansın diye aralık bıraktım, spor yapıyordum," dedi Ömer, yerden kalkarak. "Barfiks demiri benim kilomu taşıyamadı. Telefon da... sanırım salondaki koltuğun minderlerinin arasında."
Defne silahını kılıfına koydu. Derin bir, "Oh," çekti.
"Öldün sandım Ömer! Kalbime iniyordu."
Ömer, elindeki buz torbasını omzuna tutarak Defne’ye yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldı.
"Benim için endişelendin mi?" dedi, sesi o alaycı tondan çıkıp daha yumuşak, daha tehlikeli bir tona bürünerek.
Defne gözlerini kaçırdı. "Devletin bir memuru için endişelendim Başkomiserim. Protokol gereği."
Ömer güldü. "Tabii, protokol. O yüzden mi yalın ayak, pijamalarla merdivenlerden tırmandın?"
Defne ayaklarına baktı. Gerçekten de terliklerini aşağıda unutmuştu. Utançla başını kaldırdığında Ömer’in ona çok sıcak, çok içten baktığını gördü.
"Omzun..." dedi Defne konuyu değiştirerek. "Kötü görünüyor."
"Sadece ezilme," dedi Ömer. "Ama buz tutmak zor oluyor. Tek elle tutup diğer elle sarmak..."
Defne iç geçirdi. "Otur şuraya. Yardım edeyim."
---
Ömer koltuğa oturdu. Defne, ilk yardım çantasından elastik bandajı çıkardı. Buz torbasını Ömer’in omzuna yerleştirdi ve bandajla sabitlemeye başladı.
Bunu yaparken Ömer’in arkasında duruyordu. Elleri, Ömer’in çıplak tenine değiyordu. Ömer’in vücudu sıcaktı, Defne’nin parmakları ise soğuk.
"Ellerin buz gibi," dedi Ömer, ürpererek.
"Senin ateşin yüksek," dedi Defne. "Yani... vücut ısın. Spordan dolayı."
Ömer başını hafifçe arkaya, Defne’ye doğru yasladı.
"Baran'ı vurduğumda..." dedi Defne aniden, bandajı sararken. "Elim titremişti. Ama az önce, kapıdan girerken titremedi. Sanırım alışıyorum Ömer. Bu beni korkutuyor."
Ömer, Defne’nin elini tuttu. Bandaj sarmayı bıraktırdı. Başını çevirip ona baktı.
"Alışmıyorsun Defne. Sadece güçleniyorsun. Canavarlaşmakla sertleşmek arasında ince bir çizgi vardır. Sen o çizginin doğru tarafındasın."
"Ya geçersem?"
"Ben buradayım," dedi Ömer. "Seni tutarım. Çekip alırım o karanlıktan."
Göz göze geldiler. O an yine o tuhaf çekim oluştu. Ömer’in eli Defne’nin bileğindeydi. Defne’nin eli Ömer’in omzunda. Nefes alışverişleri senkronize olmuştu.
Ömer, Defne’nin bileğindeki nabzı hissedebiliyordu. Hızlı atıyordu.
"Nabzın..." dedi fısıltıyla. "Bana yalan söylemiyor."
Defne elini yavaşça çekti.
"Bandaj bitti," dedi, sesi titreyerek. "Ben... aşağı ineyim. Annem uyanır."
Ömer onu durdurmadı ama gitmesini de istemiyordu.
"Aç mısın?" diye sordu. "Yani... protokol gereği soruyorum. Devletin savcısı aç kalmasın."
Defne kapıda durdu. Döndü ve gülümsedi.
"Menemen yaparsan kalırım. Ama soğanlı olacak."
Ömer sırıttı. "Menemen soğansız olur. Geç mutfağa. Göstereyim."
---
Gece yarısı, Maslak manzarasına karşı mutfak tezgahında menemen yiyorlardı. Ortamdaki gerginlik dağılmış, yerini tatlı bir atışmaya bırakmıştı.
"Bak," dedi Defne, ekmeğini banarken. "Bu biberleri çok öldürmüşsün. Biraz diri kalmalıydı."
"Yemek eleştirmenliğine mi soyundun Savcım?" dedi Ömer. "Ben bekar adamım, karnım doysun yeter mantığıyla yaparım."
"Belli zaten," dedi Defne, etrafı süzerek. "Evin ruhu yok Ömer. Gri, siyah, beyaz... Hiç renk yok. İnsan buraya bir çiçek, bir tablo koyar."
"Benim hayatımda renk yoktu ki evimde olsun," dedi Ömer, ciddileşerek.
Defne çatalını bıraktı. "Neden? Hiç mi... biri olmadı?"
Ömer çayından bir yudum aldı.
"Oldu. Yıllar önce. Üniversitedeyken. Ama polis olacağımı, bu hayatı seçeceğimi duyunca... 'Ben her gece kocam eve dönecek mi diye bekleyemem' dedi. Gitti."
Defne sessiz kaldı.
"Haklıydı," dedi Ömer. "Bu hayat zor. Bak, daha bu gece evine molotof atıldı. Kim böyle bir hayatı paylaşmak ister ki?"
"Belki," dedi Defne, gözlerini Ömer’in gözlerine dikerek. "Belki de kendi hayatı da ateş hattında olan biri ister. Yan yana yanmak, tek başına donmaktan iyidir."
Bu cümle, masanın ortasına bırakılmış bir bomba gibiydi. Ömer, Defne’nin ne demek istediğini anladı.
"Yan yana yanmak..." diye tekrarladı Ömer. "Kulağa şiirsel geliyor ama can yakar."
"Yansın," dedi Defne. "Benim canım yeterince yandı zaten. Artık acıtmıyor."
Telefon çaldı. O büyülü an yine bozuldu.
Arayan Emniyet’tendi.
"Başkomiserim," dedi Ali’nin sesi. "Kasap'ın izini bulduk. Kemerburgaz yolunda, ormanın içinde eski bir avcı kulübesinde saklanıyor. Sinyal oradan geldi."
Ömer telefonu kapattı. Gözlerindeki yumuşaklık gitti, yerini avcı bakışları aldı.
"Kalk Savcım," dedi. "Tatlı yiyemedik ama üzerine güzel bir aksiyon gider."
Defne hemen ayağa kalktı. "Ben de geliyorum."
"Sen burada kal..." demeyecekti, biliyordu.
"Tamam," dedi Ömer. "Ama çelik yelek giyeceksin. Bu sefer itiraz yok."
---
(PUSU): SAAT 02:30**
Orman yolu zifiri karanlıktı. Sivil polis aracıyla kulübenin 500 metre gerisinde, ağaçların arasına park etmişlerdi. Yağmur hafifçe cama vuruyordu.
Arabanın içi soğuktu ama kahveleri sıcaktı.
Ömer sürücü koltuğunda, Defne yanındaydı. İkisi de çelik yelekliydi. Dürbünle kulübeyi izliyorlardı.
"Çok sessiz," dedi Defne. "Tuzak olabilir mi?"
"Olabilir," dedi Ömer. "O yüzden destek ekiplerini bekliyoruz. Kahramanlık yok."
Beklemek... Polisiye işinin %90'ı beklemekti. Ve bu bekleme anları, en derin sohbetlerin yapıldığı anlardı.
"Ömer," dedi Defne, karanlığa bakarak. "Baran... küçüklüğümüzde beni bisiklete bindirirdi. Düşmeyeyim diye arkamdan tutardı. O adam nasıl oldu da bir canavara dönüştü? Bazen düşünüyorum, suç genetik mi?"
Ömer başını çevirdi. Arabanın içindeki loş ışıkta Defne’nin profili çok hüzünlü görünüyordu.
"Değil," dedi. "Suç bir tercih. Baran kolay yolu seçti. Gücü seçti. Sen ise zor yolu seçtin. Adaleti."
"Bazen kendimden korkuyorum," dedi Defne. "O tetiği çekerken... hiç tereddüt etmedim Ömer. Sanki içimde uyuyan bir katil varmış gibi."
Ömer elini uzattı, Defne’nin omzunu sıktı.
"O katil değil, hayatta kalma içgüdüsü. Kendine bu kadar yüklenme. Sen iyi birisin Defne. Tanıdığım en cesur, en inatçı ve..."
Sustu.
"Ve?" diye sordu Defne.
"Ve en güzel kadınsın," dedi Ömer. Kelimeler ağzından dökülüvermişti.
Defne nefesini tuttu. Arabanın içi bir anda daraldı.
"Ömer..."
"Öyle," dedi Ömer, geri adım atmayarak. "Güzelsin. Sadece yüzün değil. O inatçı çenen, o dik duruşun, o kırık dökük ruhun... Hepsi güzel."
Defne ne diyeceğini bilemedi. Eli Ömer’in elinin üzerine gitti. Parmakları kenetlendi.
Tam o sırada, kulübenin kapısı açıldı.
"Hareket var!" dedi Ömer, romantik andan saniyesinde profesyonel moda geçerek. Elini çekti, dürbünü aldı.
Kulübeden topallayan bir adam çıktı. Kasap. Yanında iki kişi daha vardı. Bir araca binmeye çalışıyorlardı.
"Kaçıyorlar," dedi Defne. "Destek daha gelmedi."
"Bizimkiler gelene kadar izlerini kaybettirirler," dedi Ömer. Arabayı çalıştırdı ama farları yakmadı. "Peşlerine düşeceğiz. Sıkı tutun Savcım."
---
Orman yolunda, farları kapalı bir kovalamaca başladı. Ömer, gece görüşü yeteneği varmış gibi aracı kullanıyordu. Kasap’ın aracı ana yola çıkmak üzereydi.
"Ömer, ana yola çıkarlarsa kaybederiz!" dedi Defne, silahını hazırlarken.
"Çıkamayacaklar," dedi Ömer.
Gaza yüklendi. Arabayı Kasap’ın aracının yanına sürdü.
"Çarpacağım!" diye bağırdı Ömer. "Başını koru!"
Ömer direksiyonu kırdı ve yan taraftan diğer araca vurdu.
*GÜM!*
Kasap’ın aracı savruldu, yoldan çıktı ve bir ağaca çarparak durdu.
Ömer ve Defne araçtan fırladı. Siper aldılar.
"Polis! Teslim ol!"
Karşı taraftan ateş açıldı.
Mermiler kaputa çarpıp kıvılcım çıkardı.
"Bunlar laftan anlamaz," dedi Ömer. "Savcım, sen burada kal. Ben sağdan dolanacağım. Beni koruma ateşiyle destekle."
"Dikkat et!"
Defne, aracın kapısının üzerinden nişan aldı. Karşı taraftan ateş eden gölgeye doğru iki el ateş etti.
Bu baskı ateşi, Ömer’e hareket alanı sağladı. Ömer ağaçların arasından süzüldü. Kasap, aracın arkasına saklanmış şarjör değiştiriyordu.
Ömer arkasından çıktı.
"Oyun bitti Kasap!"
Kasap dönmeye çalıştı ama Ömer silahının kabzasıyla adamın kafasına sert bir darbe indirdi. Kasap yığıldı.
Diğer iki adam, Defne’nin isabetli atışları sayesinde başlarını kaldıramamıştı. Ömer onları da etkisiz hale getirdi.
Sessizlik sağlandığında Defne koşarak yanlarına geldi.
Ömer, Kasap’ı kelepçeliyordu.
"İyi misin?" diye sordu Defne, nefes nefese.
"İyiyim," dedi Ömer, yerdeki adama bakarak. "Ama bu şerefsiz değil. Bacağı hala sarılı ama konuşacak hali kalmadı."
Defne, Ömer’in yanına çöktü. Adrenalinden dolayı titriyordu.
Ömer ayağa kalktı, Defne’yi de kaldırdı. Ellerini Defne’nin yüzüne koydu. Yanaklarında çamur izleri vardı.
"İyi iş çıkardın ortak," dedi Ömer. "O koruma ateşi olmasa delik deşik olmuştum."
Defne, Ömer’in ellerinin sıcaklığında sakinleşti.
"Sana bir şey olmasına izin vermem demiştim."
Destek ekiplerinin siren sesleri duyulmaya başladı. Mavi ışıklar ağaçların arasında dans ediyordu.
Ömer alnını Defne’nin alnına yasladı. Sadece bir saniyeliğine.
"Hadi," dedi. "Tutanakları tutalım. Sonra eve gidip o soğansız menemenin hesabını soracağım."
Defne güldü. Gözünden bir damla yaş süzüldü ama mutluluktandı.
"Anlaştık Başkomiserim. Anlaştık."
O gece, ormanın derinliklerinde, polis sirenleri ve barut kokusu arasında, Defne ve Ömer arasında adı konmamış bir sözleşme imzalanmıştı. Artık sadece suç ortağı değil, hayat ortağı olma yolunda, geri dönüşü olmayan bir yola girmişlerdi.
Ama Vedat hala içerideydi. Ve Kasap'ın yakalanması, Vedat'ın son kozunu oynamasına neden olacaktı. Savaş bitmemişti, sadece cephe değişmişti.
