39. bölüm · Suskun
37.Bölüm
4 AY SONRA - ARALIK AYI
İstanbul’a kış gelmişti. Maslak’taki cam kulelerin tepesi sisli, hava buz gibiydi. Ama 24. kattaki dairenin içi sıcacıktı.
Defne, artık 7 aylık hamileydi. Karnı iyice belirginleşmiş, yürüyüşü o meşhur "paytak" moda geçmişti. Cübbesini giyemiyordu ama evden çalışarak Niyazi (Gölge) davasının iddianamesini neredeyse bitirmişti.
---
Cumartesi sabahı.
Ömer ve Ali, bebek odasında (eski misafir odası) bir savaş veriyordu. Yerler karton kutular, vidalar ve anlaşılmaz kurulum şemalarıyla doluydu.
Ömer, elinde bir tornavida, alnında biriken teri silerek beşiğin parmaklıklarına bakıyordu.
"Ali, bu parça buraya girmiyor oğlum. Yanlış monte ettik."
Ali, elindeki şemayı ters çevirdi, sonra yan çevirdi.
"Amirim, bence bu İsveçliler bize oyun oynuyor. Şemada 'A vidasını B deliğine sokun' diyor ama burada B deliği yok! Bu bir tuzak."
Kapı pervazında, elinde bir kase dolusu cevizle Defne dikiliyordu. Karnını okşayarak kıkırdadı.
"Beyler, bomba imha ederken bu kadar zorlanmıyorsunuz. Alt tarafı bir beşik."
Ömer, Defne'ye döndü. Yüzü asıktı ama gözleri gülüyordu.
"Hayatım, bomba düzeneği mantıklı bir sistemdir. Kırmızı kabloyu kesersin durur. Bu beşik ise kaos teorisiyle yapılmış. Ali, ver şu çekici. Zorla sokacağım."
"Sakın!" dedi Defne. "Oğlumun yatağını kırma Ömer. Çekil şuradan."
Defne, karnını tutarak yavaşça odaya girdi. Şemayı Ali'nin elinden aldı.
"Bakın," dedi parmağıyla göstererek. "Ters tutuyorsunuz. Bu ayak başa, baş ayağa gelecek."
Ömer ve Ali birbirine baktı. Ali fısıldadı:
"Yenge hamileyken zeka seviyesi iki katına mı çıkıyor Amirim? Biz niye salağa döndük?"
"Sus Ali," dedi Ömer, Defne'nin dediği şekilde parçayı takarken. *ÇIT.* Parça yerine oturdu. "Oğlumuz anasına çekecek, belli oldu."
---
Öğleden sonra, "ağır işçilik" bitince Defne bir alt kata, annesinin yanına indi.
Salonda tam bir "kadınlar meclisi" kurulmuştu. Sema Hanım, Fatma Abla ve tabii ki elinde koca bir paketle gelen Avukat Esra.
Esra, paketi açıp içinden çıkan minik, deri ceket görünümlü tulumu havaya kaldırdı.
"Bakın! Teyzesinden aslan parçasına! Babası gibi karizmatik, annesi gibi yakıcı olacak."
Sema Hanım güldü. "Ay Esra, bebek bu. Pamuklu giysin, deri yakar çocuğu."
Defne koltuğa zorlukla oturdu, ayaklarını uzattı.
"Ah anne, Esra haklı. Bu çocuk normal doğmayacak ki. Babası Başkomiser, annesi Savcı, dayısı Ali, teyzesi Esra..."
Esra, Defne'nin şişmiş ayaklarına masaj yapmaya başladı.
"Eee? İsim konusu ne oldu? Hâlâ karar veremediniz mi?"
Defne iç çekti.
"Ömer 'Poyraz' istiyor. Sert, güçlü olsunmuş. Ben 'Umut' olsun istiyorum. Karanlığın içinde doğan bir umut gibi."
"İkisini de koyun," dedi Sema Hanım. "Umut Poyraz."
Defne gülümsedi. Elini karnına koydu. Bebek tekmeledi.
"Umut Poyraz... Galiba sevdi. Tekme attı."
Sema Hanım, kızının karnına elini koydu. Gözleri doldu.
"Baran da böyle tekme atardı," dedi fısıltıyla. "Güçlü, inatçı... İnşallah bahtı abisine benzemez kızım. İnşallah babası gibi vatanına, anası gibi adaletine sahip çıkar."
Ortam bir an hüzünlendi. Esra hemen devreye girdi.
"Ay tamam, ağlamak yok! Hormonlar zaten tavan. Hadi fal bakacağız. Fatma Abla, getir kahveleri!"
---
Aynı saatlerde, Silivri Cezaevi'nde Niyazi (Gölge), avukatıyla görüşüyordu. Ama bu avukat Esra gibi biri değildi. Kirli işlerin postacısıydı.
"İddianame bitmek üzere," dedi Avukat. "Savcı Defne Karayel, pazartesi günü dosyayı mahkemeye sunacak. Eğer o dosya sunulursa, sadece sen değil, yukarıdaki 'Büyük Beyler' de yanacak."
Niyazi, dişlerini sıktı.
"O dosya o mahkemeye girmeyecek."
"Nasıl engelleyeceğiz Efendim? Kadın hamile, evden çıkmıyor. Kocası ve o deli Komiser Ali, etrafında etten duvar ördü."
"Yarın pazar," dedi Niyazi. "Adliye boş olur. Ama Savcı Hanım titizdir. Son imzayı atmak için, o dosyanın ıslak imzasını kontrol etmek için mutlaka odaya gidecektir. Ya da biz onu oraya çekeceğiz."
"Nasıl?"
"Ona bir mesaj atın. 'Babanızın ölümüyle ilgili gizli tanık Adliye arşivinde bekliyor' deyin. Geçmişi... Onun zayıf noktası."
---
Pazar sabahı.
Ömer, Ali ile birlikte Niyazi'nin dışarıdaki son adamlarını temizlemek için kısa süreliğine evden çıkmıştı. Defne'nin kapısında iki sivil polis bekliyordu.
Defne'nin telefonuna o mesaj geldi.
"Babanızın ölümü kaza değildi. Dosya 1998/45. Adliye Arşivi'nde, Z-Blok'ta bekliyorum. Yalnız gelin. Bu son şansınız."
Defne'nin kalbi sıkıştı. Babası... Trafik kazası sanıyordu.
Mantığı "Gitme" diyordu. Ama o "kız çocuğu" tarafı, gerçeği öğrenmek için yanıp tutuşuyordu.
Ömer'i aradı, ulaşamadı. (Ömer operasyondaydı).
Kapıdaki polislere "Acil Adliye'ye gitmem lazım, dosya unuttum" dedi. Polisler ona eşlik etti.
Adliye pazar günü sessizdi.
Defne, polisleri kapıda bıraktı. "Siz burada bekleyin, arşiv aşağıda, telefon çekmiyor, hemen geliyorum."
Karnını tutarak, ağır adımlarla arşiv katına indi.
Tozlu rafların arasında yürüdü.
"Kimse var mı?"
Ses yoktu.
Sadece bir tıkırtı.
Defne, 1998 yılı dosyalarının olduğu rafa yaklaştı.
Orada, siyah giyimli, yüzü maskeli bir adam elinde susturuculu bir tabancayla bekliyordu.
Adam silahı kaldırdı.
"Babanız sizi bekliyor Savcı Hanım."
Defne çığlık atıp kendini yana attı.
Hamileliğin verdiği ağırlıkla yere düştü ama hemen bir metal dolabın arkasına yuvarlandı.
Mermi, dosya rafına saplandı. Kağıtlar havada uçuştu.
Defne, yerde sürünerek uzaklaşmaya çalıştı. Silahı çantasındaydı ama çantası koridorda düşmüştü.
"Ömer..." diye fısıldadı.
Adam yavaş yavaş yaklaşıyordu.
"Kaçacak yer yok. Niyazi Bey'in selamı var."
Defne, eline geçen ağır bir dosya klasörünü (Dava Dosyaları cidden ağırdır) aldı.
Adam köşeyi döndüğü an, Defne var gücüyle klasörü adamın yüzüne fırlattı.
Adam beklemiyordu. Klasör yüzüne çarpınca sendeledi.
Defne, o saniyeyi kullandı. Adrenalin, annelik içgüdüsüyle birleşmişti.
Yerden kalktı ve yangın alarm butonuna bastı.
Alarm sesi bütün binayı inletti. Yangın fıskiyeleri çalıştı. Arşiv odası sırılsıklam oldu.
Adam panikledi. Görüşü bozuldu.
Defne, karnını koruyarak diğer koridora koştu.
O sırada yukarıda bekleyen polisler silahlarını çekip aşağı koşmaya başladılar.
Ve kapıda, operasyondan dönen Ömer'in aracı fren yaptı.
Ömer, alarm sesini duyunca araba durmadan kapıyı açıp fırladı.
"Defne!"
---
Ömer, arşiv katına indiğinde sırılsıklam olmuş Defne'yi, elinde kırık bir sandalye bacağıyla, köşeye sıkışmış bir kaplan gibi beklerken buldu.
Tetikçi, kaçmaya çalışırken polisler tarafından kıskıvrak yakalanmıştı.
Ömer, Defne'yi gördüğü an dizlerinin üzerine çöktü.
Defne, Ömer'i görünce elindeki tahta parçasını düşürdü ve ağlayarak Ömer'in boynuna atladı.
"Ömer... Bebeğim... Bir şey oldu mu?"
Ömer, Defne'yi kucağına aldı.
"İyisin... İyisiniz. Geçti."
Defne'nin suyu gelmemişti ama sancısı vardı. Stres tetiklemişti.
"Hastaneye!" diye bağırdı Ömer. "Ali, yolu aç! Hastaneye gidiyoruz!"
---
Hastane odası.
Doktor kontrolü yapmıştı.
"Bebek iyi," dedi Doktor. "Ama stres erken doğumu tetikleyebilir. Defne Hanım, artık yataktan çıkmak yasak. Adliye yok. Dosya yok. Hatta heyecanlı film izlemek bile yok."
Defne yatakta yatarken, Ömer başucundaydı. Eli Defne'nin karnındaydı.
"Özür dilerim," dedi Defne. "O mesajı görünce... Babam deyince..."
"Şşşt," dedi Ömer. "Geçti. O adam yakalandı. Niyazi'nin son kozuydu bu. Bitti."
Ömer, Defne'nin alnını öptü.
"Oğlumuz da senin gibi inatçı Defne. Baksana, strese rağmen yerinden kıpırdamıyor. 'Ben zamanımı beklerim' diyor."
Defne gülümsedi.
"Adı Umut Poyraz olsun Ömer. Hem umutlu, hem de rüzgar gibi sert."
"Olsun," dedi Ömer. "Umut Poyraz Yalçın. Yakıştı."
Kapı açıldı. Ali ve Esra, ellerinde balonlarla içeri daldı.
"Duyduk ki bizim yeğen aksiyon seviyormuş," dedi Ali. "Erken gelmeye kalkmış."
"Merak etme," dedi Esra. "Teyzesi ona içerideki Niyazi'ye nasıl dava açılacağını öğretecek."
Oda kahkahalarla doldu. Tehlike bir kez daha teğet geçmişti. Ama herkes biliyordu ki, asıl büyük macera kapıdaydı.
Umut Poyraz geliyordu.
