9. bölüm · SÖYLEYEMEDİKLERİM

Sessiz Kabulleniş

Halil Uçaş

Bir gün fark etmeden geçti.
Seni düşünmeden geçen bir gün…
Ne özel bir an vardı o gün,
ne de “artık geçti” dediğim bir an.
Sadece…
oldu.
Ve sonra bir gün daha geçti.
Sonra bir tane daha.
İşte o zaman anladım:
İyileşmek, büyük bir an değilmiş.
Bir anda “bitti” demek değilmiş.
Sessizce oluyormuş.
Fark etmeden…
İnsan bir sabah uyanıyor,
ve artık eskisi kadar ağır hissetmiyor.
Aynı şeyleri hatırlıyor belki…
ama aynı şekilde hissetmiyor.
İşte o an…
değişimin başladığı yer.
Ben de o günlerde şunu fark ettim:
Geçmişle kavga etmeyi bırakmışım.
Sürekli “neden böyle oldu?” diye sormuyorum artık.
“Keşke”lerle yaşamıyorum.
Oldu.
Ve bitti.
Bu kadar.
İnsan bazı şeylerin cevabını bulamaz.
Ve aslında…
bulmak zorunda da değildir.
Ben de artık anlamaya çalışmıyorum.
Sadece kabul ediyorum.
Senin olduğun gibi,
benim olduğum gibi…
Her şeyi olduğu gibi.
Ve bu,
beklediğimden çok daha huzurlu bir şey.
Çünkü insan bazen çözmekten değil,
bırakmaktan iyileşiyor.
Ben de bıraktım.
Zorla değil,
kendimi ikna ederek değil…
Sadece artık tutmaya gücüm kalmadığı için değil…
İhtiyacım kalmadığı için.
Bu en büyük farktı.
Eskiden seni düşünmemek için uğraşırdım.
Şimdi düşünsem bile,
içimde bir şey eksilmiyor.
Çünkü artık o boşluğu
seninle doldurmaya çalışmıyorum.
Kendimle doluyum.
Ve bu,
insanın kendine verebileceği en büyük hediye.
Artık bazı şeyleri zorlamıyorum.
Olmuyorsa, olmuyordur diyorum.
Gelmiyorsa, gelmiyordur.
Sevmiyorsa, sevmiyordur.
Çünkü gerçek,
zorlamayla değişmiyor.
Ben de gerçek olanla kalmayı seçtim.
Daha az hayal,
daha çok gerçek.
Daha az “belki”,
daha çok “şimdi”.
Ve bu “şimdi”nin içinde
ilk defa gerçekten varım.
Geçmişin gölgesinde değil,
geleceğin ihtimallerinde değil…
Tam burada.
Bazen hâlâ eski anılar uğruyor.
Kapıyı çalıyor gibi…
Ama artık içeri almıyorum.
Sadece bakıyorum,
tanıyorum,
ve geçip gitmelerine izin veriyorum.
Çünkü artık biliyorum:
Her hatıra, yaşanmaya devam etmek zorunda değil.
Bazıları sadece
geçmişte kalmalı.
Ben de öyle yapıyorum.
Ve garip bir şekilde…
içimde ilk defa bir şeyler tamamlanmış gibi.
Yarım kalan yok.
Eksik hissettiren yok.
Sadece bir hikâye var…
başlamış, yaşanmış
ve olması gerektiği yerde bitmiş.
Ve ben o hikâyeye bakınca artık üzülmüyorum.
Sadece şunu düşünüyorum:
“İyi ki geçmiş.”
Çünkü eğer geçmeseydi,
ben bugün olduğum kişi olamazdım.
Şimdi kendime baktığımda,
eskiye göre daha sakinim.
Daha az kırılgan,
ama daha derinim.
Ve en önemlisi…
artık bir şeyi kaybetmekten korkmuyorum.
Çünkü biliyorum:
Ben kendimi kaybetmediğim sürece
hiçbir şey gerçekten kayıp değil.
Ve insan,
bunu anladığında…
Gerçekten özgür oluyor.