8. bölüm · SÖYLEYEMEDİKLERİM
Kaçtıklarım
Kendimden kaçtım uzun süre.
Seni düşünmemek için,
seni hatırlatmayan yerlere gittim.
Yeni insanlar tanıdım.
Yeni ortamlar…
yeni hikâyeler…
Ama ne kadar uzağa gidersem gideyim…
en sonunda yine kendime çıktım.
Çünkü insan en çok,İnsan bazen birini kaybettiğini sanır…
Oysa asıl kaybettiği,
kendi içindeki hâlidir.
Ben uzun süre seni kaybettiğimi düşündüm.
Eksik hissettim.
Yarım kaldığımı sandım.
Sanki sen olmadan hiçbir şey tam olmayacakmış gibi…
Ama zamanla fark ettim:
Ben seni kaybetmemişim.
Ben…
kendimi kaybetmişim.
Birinin hayatında kalabilmek için
kendi sınırlarımı silmişim.
Kırıldığım hâlde susmuşum.
Üzüldüğüm hâlde belli etmemişim.
Sırf gitme diye…
Sırf biraz daha kal diye…
Ama insan kendinden vazgeçtikçe,
karşısındaki değil…
kendisi azalıyor.
Ben de azaldım.
Yavaş yavaş…
fark etmeden…
Bir gün aynaya baktım.
Ve gördüğüm kişi…
tanıdık değildi.
O an anladım:
Ben seni kaybettiğim gün değil…
kendimden vazgeçtiğim gün kaybetmişim aslında.
Şimdi ise…
ilk defa kendime dönüyorum.
Eksik değilim.
Yarım değilim.
Sadece yanlış yerde durmuşum.
Ve artık…
kendi yerimi buluyorum.
Bu sefer kimsenin gölgesinde değil,
kimsenin beklentisinde değil,
kimsenin sevgisine göre şekillenmeden…
Olduğum gibi.
İlk başta garip geliyor insana.
Alışmışsın çünkü…
kendini geri plana atmaya,
önce başkasını düşünmeye,
kendi hislerini ertelemeye…
Şimdi ise tam tersi.
Kendine bakıyorsun.
Kendini dinliyorsun.
Ve ilk defa,
içindeki sesi bastırmadan yaşıyorsun.
Zor ama gerçek.
Bazen hâlâ eski alışkanlıklar yokluyor.
“Biraz daha alttan al” diyor içimde bir ses.
“Boş ver kendini, yeter ki o kalsın” diye fısıldıyor.
Ama artık o sesi tanıyorum.
O ses…
beni kaybettiren ses.
Ve bu sefer,
onu dinlemiyorum.
Çünkü öğrendim:
Sevgi, kendinden vazgeçmek değilmiş.
Birine yer açarken
kendini silmek hiç değilmiş.
İnsan, kendisi olarak kalabildiği yerde
gerçekten seviliyormuş.
Ben bunu geç anladım belki…
ama doğru anladım.
Şimdi hayat daha sade.
Daha sessiz.
Ama o sessizlikte bir huzur var.
Eskisi gibi karmaşa yok içimde.
Birini anlamaya çalışırken
kendimi kaybetmiyorum artık.
Ve en önemlisi…
artık birinin beni tamamlamasını beklemiyorum.
Çünkü tamamlanması gereken biri değilim.
Ben zaten…
tamım.
Belki eksiklerim var,
belki hatalarım,
belki kırık yerlerim hâlâ duruyor…
Ama hepsi bana ait.
Ve ben ilk defa
kendimi olduğu gibi kabul ediyorum.
Seni değil,
sende kaybolan hâlimi uğurladım.
Ve o hâl gittikçe,
yerine daha güçlü biri geldi.
Daha net,
daha sakin,
daha kendinden emin…
Artık biri gelirse,
yanımda yürüsün diye gelsin.
Beni tamamlamak için değil.
Ve biri giderse,
ben yine burada kalayım diye…
Kendimde.
Çünkü ben artık
gitmeyen tek şeyi buldum:
Kendimi.
Ve insan,
kendini bulduğunda…
Bir daha kolay kolay kaybolmuyor.
