14. bölüm · Sonsuz Ve Bir Anlık
****Küller Üzerinde****
“Bazen bir şehri değil, bir anıyı terk edersin.”
İstanbul – 1924, Mart Sonu
Mart ayının çiğ soğuğu, Boğaz'ın üzerine sis gibi çökmüş, şehir kendi içine susmuştu. Rüzgar, Galata Kulesi'nin taş duvarlarına çarparak eski bir sır gömülmüş gibi uluyordu. Boğaz'dan gelen işıltılı sesler bile donuk, kararsızdı.
Emre, Asel’in son görüldüğü yeri bulmak için defalarca geçmişti o sokağtan. Kumkapı ile Galata arasındaki daracık bir aralık. Kalabalığın ortasında kaybolmuştu Asel. Bir çığlık, bir kurşun sesi, sonra bir sessizlik. O andan beri Emre için şehir, içinde yankılanan bir mezarlığa dönmüştü.
Emre'nin içinde zamana dair her şey kirlenmişti. Kronotrop'u her eline aldığında titriyordu. Onu gördüğü, duyduğu, sevdiği onlarca zaman kesiti parçalanıyordu zihninde. Ne zaman ileri gitmek anlamlıydı, ne de geriye dönmek. Sanki zaman artık bir çöl olmuştu. Adım attığı her saniye, Asel'den uzaklaştırdı.
Emre'nin Çöküşü
Emre, Taksim'de terkedilmiş bir konakta kaldı. İçerisi, duvarların çatlağlarından sızan rüzgarla titreyen küf kokularıyla doluydu. Günlerce yemek yemedi. Perdeleri kapattı, saatleri durdurdu. Oda bir zaman kapsülü gibiydi; ne gece giriyor, ne gündüz çıkıyordu içeri.
Duvarlara Asel'in adını yazıyordu. Her harf bir kesik gibiydi parmaklarında. Defterlerine binlerce kez aynı cümleyi not etti:
"Sonsuzdu ama sadece bir anlık..."
O bir anı yaşatmak için yüzyıllar gerekse de, Emre pes etmeyecekti.
İntikam ve Arayış
Bir gece, Emre Asel'in eşyalarını taşıdığı sandığı açtı. İçinden eski bir parüm, minik bir saç tokası, Asel'in çizdiği bir resim ve onun el yazısıyla yazılmış bir kağıt çıktı. "Emre, seni tanıdığım her zamanda yeniden sevdim. Ama bu kez kurtulamayacağım."
Bu sözler, Emre'yi yıkmadı. Aksine bir şey uyandırdı. O gece sandığı Galata Kulesi'nin arkasına taşıdı. Asel'in eşyalarını teker teker çıkarttı. Her biri, onun bir zamandaki parçası gibiydi. Ve hepsini yaktı. Alevler gökyüzüne yükseldiğinde, Emre'nin kalbinde bir yemin yandı:
"Bir kez daha. Ne pahasına olursa olsun."
Yeni Hedef: Paris 1940
Kronotrop’u yeniden çalıştırdı. Ama bu kez büyük bir risk alarak onu şekillendirdi: Zamanın içinden anılara, duygulara tutunan özel bir yüzey üklemişti. Asel’in sesini, gülüşünü, hatta kalp ritmini algoritmik olarak Kronotrop’a gömdü.
Haritada beliriveren ışık, Paris’te 1940 yılını gösterdi. Nazi işgalindeki şehirde, bir kadın günlüğüne şöyle yazmıştı:
"Emre beni bulacak. Gözlerindeki zamanı unutmadım."
Bu Asel’di. Belki farklı bir isimle, belki başka bir yüzle. Ama o hep aynıydı.
Ve Emre, şimdi yolculuğa çıkıyordu. Aşk için, kader için, zamanın çatlaklarından onu bir kez daha bulmak için.
