17. bölüm · Sonsuz Ve Bir Anlık
*Kırık Saatin İzinde*
🌑 Sisli Bir Başlangıç
Paris, savaştan çıkmış bir şehirdi. Binaların duvarları hâlâ kurşun izleri taşıyor, sokak aralarındaki taşlarda kan lekelerinin paslı gölgeleri kalıyordu.
Hava ağırdı; kömür dumanı ile nemli sis birbirine karışmış, gökyüzünü gri bir örtü gibi kaplamıştı.
Gare de l’Est tren garının kemerli tavanlarının altından yankılanan sesler, insanın içine işleyen bir uğultuya benziyordu. Kalabalığın arasında bir figür, yorgun adımlarla yürüyordu: Emre.
Üzerinde koyu gri, omuzlarında hafif yıpranmış bir palto vardı. Boynuna sardığı atkının iplikleri çözülmüş, ayakkabıları çamurla kirlenmişti. Ama bütün bu yorgunluğa rağmen gözleri hâlâ aynı şeyi arıyordu: Asel’in izini.
Her adımı, onu kaybettiği o anın ağırlığını tekrar yaşatıyordu. İstanbul’un yağmurla yıkanmış kaldırımlarında Asel’in elleri avuçlarından kayarken duyduğu çaresizlik, zihnine çakılı kalmıştı.
⏳ Cep Saati
Trenden indiği an cebinde bir ağırlık hissetmişti.
Parmaklarıyla yokladığında küçük, gümüş bir cep saati buldu.
Ona ait değildi.
Saatin kapağını açtığında, kadranın ibrelerinin durmuş olduğunu fark etti.
12’nin üzerinde asılı kalmıştı.
Ama saat tiktak etmiyordu.
İç kapağın arkasına işlenmiş cümleyi okurken kalbi hızlandı:
“Zaman yalnızca ölçülmez; hissedilir. — E.”
Kendi baş harfi.
Ama kendisi yazmamıştı.
Ya da belki, başka bir zamandaki kendisi yazmıştı.
Emre o anda anladı: bu saat, zamanı değil, Asel’in yolunu gösteriyordu.
Bir kalbin atışı gibiydi. Bir kez durdu mu, zamanın da, kaderin de yönü değişiyordu.
🌉 Seine’in Kenarında
Paris sabahı sisliydi. Seine Nehri’nin kıyılarında su, ağır ağır akıyordu; sanki şehrin bütün sırlarını sırtında taşıyordu.
Köprülerin taş kemerleri yosun kokuyordu, suyun yüzeyinde eski kâğıt parçaları, tahta kırıntıları sürükleniyordu.
Emre, nehrin kıyısında yürürken içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu.
Şehirde kaybolmuş bir ruh gibiydi.
Ama kalbi, her zamankinden daha güçlü atıyordu; sanki bir yere çağrılıyordu.
O sırada gözleri köprünün üzerinde duran ince bir siluete takıldı.
Köprünün demirlerine yaslanmış bir kadın, nehrin akışına bakıyordu.
Saçları rüzgârda savruluyor, ince yüz hatları sabahın solgun ışığında parlıyordu.
Emre’nin kalbi bir an durdu.
Asel.
Ya da ona öyle gelmişti.
Adımlarını ağırlaştırdı, sanki her adımda ayakları taşa yapışıyordu.
Kadına yaklaştıkça, gözleri netleşti.
Evet, oydu… ama aynı zamanda değildi.
Kadın başını çevirip ona baktığında, Emre’nin nefesi kesildi.
O bakış…
O gözlerde defalarca yan yana durmuş, defalarca kaybolmuş bir geçmişin yankısı vardı.
Ama kadın bir yabancının şaşkınlığıyla baktı ona.
🕯️ Sessiz Karşılaşma
Emre, sesi titreyerek konuştu:
“Affedersiniz… sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim?”
Kadın, kaşlarını hafifçe çattı.
Sesi yumuşaktı ama içinde bir mesafe vardı:
“Sanmıyorum… Bayım. Ben Juliette.”
O an Emre’nin içinden binlerce duygu geçti.
Hayır… Juliette değil, Asel.
Ama o kendini hatırlamıyordu.
Emre gözlerini yere indirdi, gümüş saati parmaklarının arasında sıktı.
İçinden geçen cümleyi söylemek istiyordu:
"Kaç kere kaybolursan kaybol, seni bulacağım."
Ama sustu. Çünkü Juliette’in gözlerindeki boş bakış, ona daha fazlasını söylemesine izin vermedi.
🌌 Asel’in İç Dünyası
Juliette (Asel), Emre’ye bakarken derin bir huzursuzluk hissetti.
Bu adam bir yabancıydı, ama gözlerinde öyle tanıdık bir acı vardı ki kalbi hızlandı.
Bir an için, rüzgârın sesi, Seine’in uğultusu ve ayak sesleri kesildi.
Sadece onun bakışları kaldı.
Göğsünde ani bir sıkışma hissetti.
Sanki birini kaybetmişti.
Ama kim?
Neden bu yabancının gözlerinde, kaybolmuş bir hayatın izleri vardı?
Juliette bir adım geri çekildi.
“Gitmeliyim…” dedi kısık bir sesle, yüzünü çevirerek.
🕰️ Emre’nin Sessiz Yemini
Kadının uzaklaşan siluetine bakarken, Emre dudaklarından fısıltıyla şu sözleri döktü:
“Kaç kez gidersen git… seni yine bulacağım.”
Elini cebindeki saate götürdü.
Durmuş ibrelere baktı.
Bir an için kalbiyle aynı anda yeniden çalışacağını hissetti.
Ve biliyordu:
Zaman, onların etrafında kırılıyordu.
Her kayboluş, her buluş, yeni bir hikâyeyi yazıyordu.
Ama bu kez…
Asel’i kaybetmesine izin vermeyecekti.
