22. bölüm · Sonsuz Ve Bir Anlık

**** Gecenin Çatlağı ****

Asel Yıldız

Bölümler
1 *Atlas Altında* 2 **Hatırlatma** 3 ***Zamanı Unuttuğumuz yer*** 4 ****Çatlak**** 5 *****Kırılma Çizgisi***** 6 ****Zamanla Savaş**** 7 ***Son Gece*** 8 **Zamanın Haritası** 9 *Sisli Londra'da İlk İz * 10 **Bakışta Zamanın Çatlağı ** 11 ***Anılarla Konuşmak*** 12 ****Zamanın Aynasında**** 13 *****İlk Kayıp***** 14 ****Küller Üzerinde**** 15 ***Kronotrop'un Tasarımı*** 16 **Yeniden Doğuş** 17 *Kırık Saatin İzinde* 18 **Gölgelerin İçinde** 19 ***Çatlakların Gecesi*** 20 **** Seine Kıyısında Adımlar **** 21 *****Seine’de İlk Çatlak ***** 22 **** Gecenin Çatlağı **** 23 *** Zamanın Kalbine Saldırı *** 24 ** Zamanın Çatlağı ** 25 * Karanlığın İkinci Darbesi* 26 ** Kan ve Zamanın Çatlağı ** 27 *** Zamanın Çatlağı *** 28 **** Zamanın Taşması **** 29 ***** Zamanın Yankıları ***** 30 **** Zamanın Fısıltısı **** 31 *** Kırılan Sessizlik *** 32 ** Fısıldanan Yemin ** 33 * Gecenin Dersleri * 34 ** Duran Zamanın İlk Nefesi ** 35 *** Zamanın Çığlığı *** 36 **** Karanlığın Gölgesi **** 37 ***** Gölgelerin Ardındaki Gerçek ***** 38 **** Yeraltındaki Umbra Tapınağı **** 39 *** Karanlığın Kalbinde *** 40 ** Zamanın Çatlağı ** 41 * Birlikten Doğan Işık * 42 ** Işık ve Gölgelerin Çarpışması ** 43 *** Gölgelerin Ötesi *** 44 **** Örgütün Gölgesi **** 45 ***** Zamanın Labirenti ***** 46 **** Zamanın Yolcuları **** 47 *** Karanlık Zamanın Kalbi *** 48 **Zamanın Labirenti: Kaçış ve Çatışma** 49 * Zamanın Efendileri * 50 **Zamanın Kaosu: Yolculuklar ve Tehlikeler ** 51 ***Zamanın Kalbi — Karanlıkla Yüzleşme*** 52 ****Küllerin Ardında **** 53 *****Küller Arasında Gerçek ***** 54 **** Küllerin Ardındaki Işık **** 55 ***Işık Tapınağı’na Yolculuk*** 56 **Zamanın Kalbi** 57 *Buzun Altındaki Kalp* 58 **Zamanın Çöküşü** 59 ***Unutulmuş Zamanlar*** 60 **** Kırık Zaman **** 61 ***** Kırık Zamanın Gölgesi ***** 62 **** Zamanın Kırık Yolu **** 63 *** Zamanın Savruluşu *** 64 ****Zamanın Aynasında Asel**** 65 Kan ve Kumun Hafızası 66 Sona Adım Adım 67 Cevapsız Sorular 68 Kumar 69 Zamanın Ötesinde Bir "Şimdi"

Emre, Kronotrop’un metalik kalbini kapatan ağır kapağı titrek ellerle kapatırken hâlâ bir önceki saldırının yankılarını hissediyordu. Laboratuvarın taş duvarları dışarıdan gelen patlamaların basıncıyla inceden inceden sarsılıyor, tavandaki asma lambalar zincirlerinden ince çığlıklar atarak sallanıyordu. Asel, gözlerini bir an bile Emre’den ayırmıyordu; onun kararlı ama derinlerde tükenmiş yüzünü seyrederken, kalbindeki korku daha da büyüyordu.

Ama asıl fırtına henüz başlamamıştı.

Birden, yerin altındaki bu taş labirenti delip geçen boğuk bir uğultu duyuldu. Sanki toprağın kendisi homurdanıyor, göğsünde gizlenen bir canavar uyanıyordu. Ardından dışarıdan gelen gürültü, binaların çöküşünü andıran bir gümbürtüyle birleşti. Toz ve ince taş parçaları yukarıdan dökülmeye başladı.

“Geliyorlar…” diye fısıldadı Emre, dişlerinin arasından, sanki bu iki kelimeyi söylemek bile labirentin içine daha çok düşman çağıracakmış gibi.

O anda kapılarından biri titredi, ağır demir sürgü bir anlığına yerinden sıyrıldı. Asel korkuyla geri çekildi ama gözlerini kapatmadı. Demirin arasından önce kırmızı bir ışık sızdı, sonra da adeta eriyen bir mum gibi kapı çökmeye başladı. Demiri eritmek için kullanılan bilinmeyen bir silah…

Kapı nihayet çöktüğünde içeriye karanlıkla karışmış metalik bir koku yayıldı. Ardından gölgelerin arasından uzun, zırhlı siluetler belirdi. Yüzleri görünmüyordu; yüzlerinde simsiyah maskeler vardı, maskelerin tam ortasında kırmızı bir çizgi parlıyordu. Ellerindeki silahlar, yaydığı düşük frekanslı uğultuyla duvar taşlarını bile titretiyordu.

Asel istemsizce Emre’nin koluna sarıldı. Oysa Emre, gözlerini saldırganlardan ayırmamıştı. Onların kim olduğunu biliyordu.
“Zaman Avcıları…” dedi, sesi boğuk ve kararlıydı.

Saldırganlardan biri, mekanik yankılanan bir sesle konuştu:
“Makineyi teslim et, Emre Kara. Direnmek anlamsız. Zaman senin değil, bizimdir.”

Emre’nin gözleri öfkeyle parladı.
“Zaman benim değil… ama sizin de değil.”

Sözünün bittiği anda ilk saldırı başladı. Zaman Avcıları’ndan biri elindeki silahı doğrulttu; silahın namlusundan fırlayan ışık, havayı kesen uğultulu bir dalga hâline geldi. Dalga, laboratuvarın taş duvarına çarptığında taş adeta sıvılaşıp dağıldı, yerinde simsiyah bir oyuk bıraktı.

Asel, çığlığını yutmak için dudaklarını ısırırken Emre bir hareketle onu yanındaki masanın altına çekti. Masanın üstünde parçalar hâlinde dağılmış bronz dişliler, ince bakır kablolar ve yarım kalmış bir cep saatinin içi vardı. Dalganın yarattığı titreşimle parçalar masadan kayarak yere düştü, sert bir şangırtıyla.

Emre hızla kalktı. Elini Kronotrop’un yan paneline koydu. İnce mavi ışık damarları gibi parlayan çizgiler panelin üzerinde kıvılcımlar yaydı.
“Asel, dinle beni,” dedi hızlı ama net bir sesle, “ne olursa olsun burada kalacaksın. Sakın hareket etme.”

Asel gözyaşlarını tutamıyordu.
“Hayır! Sen tek başına yapamazsın, Emre!”

Bir sonraki anda ikinci bir enerji dalgası masanın tam üstünden geçti. Tahta, bir an parladı, sonra çıtırtılarla yanmaya başladı. İnce duman, keskin yanık kokusuyla birlikte Asel’in boğazını yaktı. Emre, bedenini kalkan gibi Asel’in önüne siper etti.

Düşmanlar artık tamamen içeri girmişti. Adımları yankılanıyor, her bir adımda taş zemin titriyordu. Gölgeler içeri doldukça oda daha da daralıyordu sanki.

Emre cebinden küçük, yuvarlak bir nesne çıkardı. Bu, avucuna sığacak kadar küçük ama üzeri minik dişlilerle kaplı bir araçtı. İnce çizgilerle işlenmiş semboller parlıyordu üzerinde. Onu masanın köşesine yerleştirdi.
Asel merakla baktı:
“Bu da ne?”

Emre’nin gözleri, düşmanlarına kilitlenmişti.
“Son şansımız… Zamanı bükebilecek tek şey.”

Zaman Avcılarından biri ileri atıldı. Silahının ucundan fışkıran ışık Emre’ye doğru yöneldi. Emre son anda kenara atıldı, ışık arkasındaki dev raflara çarptı. Raflar bir anda paramparça oldu, içindeki yüzlerce kitap havaya savruldu. Parşömen yaprakları havada birer kar tanesi gibi süzülürken, yanık kokusu ve eski kâğıt tozunun birleşimi boğucu bir sis yarattı.

Asel gözlerini ovuştururken sadece siluetleri seçebiliyordu: Emre’nin kararlı, dik duran siluetini ve onu çevreleyen dört maskeli düşmanı.

İkinci saldırı başlamıştı, ama bu kez hedef sadece Emre değil, zamanın kendisiydi.

Bir avcı silahını Kronotrop’a doğrulttu. Mavi ışıklarla parlayan makine bir an kıvılcım çıkardı. Eğer o darbe isabet ederse, sadece makine değil, belki de bu çağın tüm dengesi yok olacaktı.

“Asel!” diye bağırdı Emre, sesi çatlayarak. “Gözlerini kapatma! Ne olursa olsun, hatırla!”

Ve o anda yer bir kez daha sarsıldı.