Sonra Sen Geldin kitap kapağı

8. bölüm / 9

Sonra Sen Geldin

8.BÖLÜM “HASTALIK"

Vaveyla Yazarı: Esra Alkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 8.BÖLÜM “HASTALIK"

Yeni bölüm geldiiii
Keyifli okumalar :)

Alarm sesiyle uyandım. Nedenini bilmesem de içimde garip bir mutluluk vardı. Bugün iyi şeyler olacağını hissediyordum. Huzurlu bir şekilde yatağımdan kalktım ve banyoya gidip yüzümü yıkadım. Sonra mutfağa gidip güzel bir kahvaltı hazırladım. Her şey hazır olunca bende hazırlanmak için odama gittim. Meyra’nın ısrarıyla aldığım tulumu giydim. Saçlarımı iri su dalgası yaptım. Oldukça hafif bir makyaj yaptım ve odadan çıktım Meyra’yı uyandırmaya gittim. Mışıl mışıl uyuyordu. Uyandırmaya kıyamasam da uyandırmam gerekiyordu. İşe gitmesi gerekiyordu üniversiteside öğretmenlik yapıyordu ve dersi vardı. Perdeyi açarken “Meyra uyan hadi kahvaltı hazır.” Dedim.

Gözleri yarı açık bana bakarken “Günaydın.” Dedi.

“Ben çayları katmaya gidiyorum sende yüzünü yıkayıp gel.” Deyip mutfağa yöneldim. Çayları katıp masaya koydum ve oturdum. Telefonuma gelen mesaj sesiyle telefonumu elime aldım. Mesaj Baran’dandı.

“Dün ceketimi sizde unutmuşum şirkette sanıyordum. Şimdi şirketteyim hastaneye giderken yanına alır mısın öğlen arası senden alırım. Olur mu?”

“Olur tabi. İstersen getirebilirim şirkete yakın zaten.”

Telefonu masaya bırakıp kalktım. Etrafta bakındım. Ceket koltuğun kenarındaydı. Alıp kendi ceketimin yanına koydum. Meyra oturmuş kahvaltı etmeye başlamıştı. Bende yanına geçip oturdum ve kahvaltı etmeye başladım. On dakika sonra mesaj geldi.

“Gerek yok. Benim için yorulma ben gelir alırım.”
“Yolumun üstü yorulmam sen sadece kaçıncı katta olduğunu söyle yeter.” Yazdım ve gönderdim. İkimizde kahvaltımızı etmiştik ben hızlıca toparlarken Meyra da hazırlanmaya gitti.

On beş dakika sonra ikimizde evden çıktık. Meyra arkadaşının alacağını söylediğinde bende arabaya binip Baran’ın iş yerine gittim. Fazlasıyla büyüktü içeri girip telefonuma baktım.

“10. kattayım. Gelince haber et seni karşılarım.” Haber etmeye gerek duymayarak asansöre yöneldim ve onuncu kata çıktım. Fazlasıyla kalabalıktı. Etrafta gezinirken sevimli bir kadın “Yardımcı olabilir miyim kimi arıyorsunuz?” Dedi.

“Baran’ı arıyorum Baran Ateş odası nerede?”
“Baran Beyin geleceğinizden haberi var mı?” Dedi tek kaşı kalkarken.

“Var.” Az sonra adımı duydum. Baran’ın sesiydi. Arkamı döndüğümde bana doğru gülümseyerek geldiğini gördüm. Birkaç adımda yanıma geldi ve bana sarıldı.

Herkes şaşkınlıkla bakıyordu. Sarılmayı sürdürürken “Hoş geldin, nasılsın?” dedi sadece benim duyabileceğim bir sesle.
“İyiyim” dedim sarılmasına karşılık verirken. “Ceketini getirdim.”

“Çok teşekkür ederim. Buraya kadar getirdin. Çay yada kahve içer misin?”
“Geç kalırım bir dahaki sefere.” Dedim.

Tam gidiyordum ki Barış geldi sarıldı ve kulağıma “Hoş geldin yenge.” Dedi.

Hafifçe sırtına vurdum ve geri çekildim. Sırıtarak yüzüme bakıyordu. Sadece Barış değil şirkettekiler bana bakıyor ve kim olduğumu anlamaya çalışıyorlardı.

“Ben gideyim sonra görüşürüz.” Dedim ve asansöre doğru yürümeye başladım.
Baran da arkamdan geldi. “Seni geçiriyim.” Tam gerek olmadığını söyleyecektim ki “Sakın itiraz etme.” dedi. İkimizde asansörü bekliyorduk. Yaklaşık bir dakika sonra asansör geldi tıka basa doluydu. Hepsi aynı anda aynı katta iniyorlardı. Tahminimce toplantıya gidiyorlardı. Hepsi indiğinde asansörde sandece bir kişi kalmıştı. Baran da bende asansöre bindik. Orta yaşlarda bir kadındı.
“Sevgili misiniz? Çok yakışıyorsunuz.”
Kadının sorusu ikimizi şaşırtmıştı. İçimdeki ses sen de mi teyze diyordu. Zira bir teyze kalmıştı bunu demeyen. Baran’ın bana baktığını hissediyordum. O yüzden Baran’a bakmadan kadına cevap verdim.

“Hayır sevgili değiliz.”
“Sen öyle diyorsan öyle olsun canım.”

“Anlamadım?”
Asansör durdu ve kapı açıldı kadın gülümseyerek “Geleceği değiştiremezseniz. Ne kadar direnirseniz direnin gelecekten kaçamazsınız. Aşk bu dünyadaki tek ve en güzel şey. Ve sen ne kadar hayır dersen de bu adam sana aşkla bakıyor. Senin ona göstereceğin sevgiye hasret bakışları var.” Dedi ve kapı kapanmadan çıktı.

Kadının arkasından baka kalmıştım. Kapı kapanana kadar hatta kapı kapandıktan sonrada kapıya bakmaya devam ettim. Baran’a bakmamaya çalışıyordum. Asansörün durmasıyla gözlerimi kapıdan çektim. Asansörü Baran durdurmuştu. Eli hala tuşun üzerindeyken yavaşça tuşlardan çekti ve elime uzandı. Bedenimi kendine döndürdü ve diğer eliyle yüzümü yüzüne döndürdü. Bana sinirli ve kırgın olduğunu hatta bana kızacağını düşünmüştüm ama Baran kızmamıştı.
Beni kendine çekmiş ve sıkıca sarılmıştı. “Baran iyi misin?”

“İyiyim sadece yorgunum biraz sarılabilir miyim?”
Başımı salladığımda biraz daha eğilip başını omzuma koydu ve sarıldı. Doğrusu sarılması beni de rahatlatmıştı. Baran çok solgun görünüyordu. Böyle ne kadar durduk bilmiyordum tek bildiğim biraz daha durursam hastaneye geç kalacağımdı. İstemeye istemeye geri çekildim.

“Geç kalıyorum gitmem lazım. Hayat akşam arkadaşına gidecek gel konuşalım bir şey var sende.” İsteksizce başını salladı ve asansörü çalıştırdı. Asansör aşağı inmeye başladı. Kısa bir süre sonra kapı açıldı. “Sen dön arabam yakında zaten kırma beni hadi.”

Sadece başını salladı ve geri döndü. Bende arabaya binip hastaneye gittim. Yol boyunca Baran aklımdan çıkmamıştı. Ne olduğunu merak ediyordum. Meraktan da çok endişeliydim. Hastaneye geldiğimde arabayı durdurdum ve derin bir nefes aldım. Çantamı yan koltuktan alıp arabadan indim. Hızlı olmam gerekiyordu çünkü mesaimin başlamasına iki dakika vardı. Koşarak hastaneye girdim ve asansöre koştum. Ne kadar çok tuşa basarsam o kadar çabuk gelecekmiş gibi sürekli tuşa basıyordum. En sonunda asansör geldi. Hemen binip odamın olduğu katın tuşuna bastım. Yanımda benimle beraber asansöre binen birkaç doktor daha vardı. Günaydın dedim hafifçe gülümseyerek. Doktorlarda günaydın dedi. Asansör durur durmaz indim ve odama yöneldim. Odam asansöre çok da yakın sayılmazdı. Hızlı adımlarla köşeyi dönerken birine çarptım. Kime çarptığıma bakmak için başımı yavaşça kaldırdım. Kaan Doktordu.
“Özür dilerim. Geç kalıyorum kusura bakmayın.” Dedim ve yürümeye başladım. Kaan doktorun kolumu tutmasıyla durmak zorunda kaldım.
“Günaydın Ayliz önemli değil. Nasılsın?” Gerçekten her fırsatı değerlendiriyordu. Dayanılacak gibi değildi.
Kolumu ellerinden kurtarıp “Günaydın iyiyim ve gerçekten geç kalıyorum.”

Nasıl olduğunu bile sormamıştım. Gerekte yoktu. Sevgilim olduğunu bilmesine rağmen benimle konuşmaya çalışıyordu. Hızlı adımlarla odama geçtim ve önlüğümü giydim. Bir sürü hastam vardı. Hepside çok heyecanlı ve mutlu gözüküyordu. İlk hastamı çağırdım. Genç bir çift el ele odaya girdi. Çok heyecanlılardı. “Merhaba oturun lütfen.” Dedim.

“Merhaba ben evde hamilelik test yaptım ve pozitif çıktı. Emin olmak için size geldik.” Dedi.

Gülümseyerek perdeyle kapalı bölümü gösterdim ve “Gelin o zaman kontrol edelim.” Dedim. Genç kadın yattı ve karnını açtı. Jeli sürüp ultrason aletine bakmaya başladım. İkiside gözümün içine bakıyorlardı hamile olduğunu söylemem için. Genç adam dayanamayıp sordu. “Hamile mi?”
Gülümseyerek “Tebrik ederim iki aylık hamilesiniz.” Adam sevinçle eşinin elini tuttu. Kalkıp kadına peçete uzattım.
“Kalkabilirsiniz.”

Yerime oturup yanıma gelmelerini bekledim. Sevinçle yanıma geldiler.

“Bilmem gereken hastalığınız var mı?”
“Hayır yok.” Dedi.
“Peki eğer kendinizi iyi hissetmezseniz direkt gelin. Randevu beklemenize gerek yok. Bir ay sonra tekrar gelin. Hem cinsiyetine de bakarız tabi bebeğiniz gösterirse.” Dedim.

İkisi de sevinçle teşekkür edip odadan çıktılar ve sıradaki hasta geldi. Tek başınaydı. Oturmasını söyledim.

“Ben dört aylık hamileyim daha önceki doktorum başka şehire gitti bende size geldim.”
“Buyurun bakalım.”
Kadın hem hüzünlü hem de heyecanlıydı. Gözlerinde bir çok duyguyu barındırıyordu. Kontrol edip gayet sağlıklı olduğunu söyledim.
“İlk kez bir doktor eşin nerede diye sormuyor. Neden sormadınız?” Dedi.

“Söylemek istedeydiniz söylerdiniz. Sormama gerek yok ki. Ayrıca beni de yakın bir arkadaşınız olarak görebilirsin. Olur da anlatmak isteyip de anlatacak kimseyi bulamazsanız bana anlatabilirsiniz. Ben size kartımı vereyim. Lazım olursa hiç çekinmeden arayın. Saat kaç okursa olsun hiç önemli değil.”

“Teşekkür ederim. Bebeğin babası bebeğimi kabul etmedi. Benden aldırmamı istedi. Ben aldırmayıncada gitti.” Dedi.

Eline uzandım genç kadının. “Çok doğru bir karar vermişsiniz. Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır. Olur da ailen kabul etmezse zor durumda kalırsan senin için kadın yardım dernekleriyle konuşurum. Bir çok kadına yardım ettim. Bağlantılarım güçlüdür.”

“Çok teşekkür ederim Allah razı olsun senden doktor hanım.”
“Rica ederim abla de lütfen.”
“ Görüşürüz abla ben bir ay sonra kontrole gelirim.”

Gülümseyerek “Tamam canım ben seni geçireyim.” Dedim ve kapının yakınından geçen ebe arkadaşıma “Hanımefendiyi taksiye bindir misin? Ücretini de öde.” Diyerek ebe arkadaşıma parayı uzattım. Ve adının Melis olduğunu öğrendiğim genç kadına “İtiraz kabul etmiyorum görüşürüz iyi bak oğluna.” Dedim.

Baktığım altı hastadan sonra öğlen arası oldu. Hayatla birlikte yemek yedik. Yemek boyunca Baran aklımdaydı. Hiç çıkmıyordu aklımdan. Bugün hemen bitsin istiyordum. Saat beşten sonra başka hastam yoktu. Yemeğimizi yer yemez hastaneyle geri döndük. Hastalarımı erkenden içeri aldım ve muayene ettim.

Saat dört buçuk gibi işim bitmişti. Hemen hastaneden çıkıp eve vardım ve Baran’ı aradım. Açmıyordu. Barış’ı aramaya karar verdim. İkinci çalışta açtı.

“Merhaba Barış, Baran’a ulaşamadım telefonu Baran’a verir misin?”

“Merhaba yenge vermeyi çok isterdim ama Baran hasta olduğunu söyleyip eve gitti.” Yenge demesini umursamıyordum bile. Hastaydı tam da tahmin ettiğim gibi. “Tamam Barış sağol sonra görüşürüz.” Deyip kapattım ve hemen yukarı çıktım.

Zile birkaç kez basmama rağmen açmamıştı. Kapıya birkaç kez de sertçe vurduktan sonra kapı açıldı. Saçı dağınıktı ve yüzü bembeyazdı. Oldukça kısık bir sesle adımı söyledi ve üzerime düştü. Başı dönüyor olmalıydı. Ayakta duracak hali yoktu. Zor da olsa Barışı odasına götürdüm ve yatağına yatırıp elimi alnına götürdüm. Ateşi vardı ve terliyordu.

“İlaç aldın mı?”
“Hayır.”
“Gerçekten inanılmazsın Baran.” Evlerimiz aynı olduğu için ilaçların yerini biliyordum. Hızlıca ilacı alıp Baran’ın yanına döndüm. Yatağının yanındaki sürahiden su katıp Yavaşça Baran’ı kaldırdım ve ilacını içirdim.

“Yemek yedin mi?” Başını olumsuz anlamda salladığında kalkıp mutfağa yöneldim. Annemin yaptığı hasta çorbasını yapmaya başladım. Çorba pişerken bol limonlu bitki çayı hazırladım ve Baran’ın yanına gittim. Bitki çayını komidinin üzerine koyup ateşine baktım. Ateşi çok fazlaydı. Ateş ölçeği 39 C⁰ gösteriyordu. Baran uyuyor ve sayıklıyordu.

“Ayliz...” adımı sayıklıyordu. Elini tuttum ve “Buradayım.” Dedim.
“Ayliz... beni sevemez misin?” Sözleri içime oturmuştu. “Ben seni çok seviyorum.”diye eklediğinde nefesim kesilmişti. Hem kendimi hem de Baran’ı altüst ediyordum. Bu durum canımı yakıyordu.

Sözlerini aldırmamaya çalışarak “Baran kalkman lazım ateşin böyle düşmez.” Deyip zor da olsa Baran’ı yattığı yerden kaldırıp banyoya götürdüm. Üşüyordu ama soğuğa yakın suyla duş alması gerekiyordu. Üzerindeki giysilere dokunmadan duşun altına girdirdim. Su aktıkça Baran daha da büzülüyordu. Ama aynı zamanda kendine de geliyordu. Soğuk su onu kendine getirmişti. Yaklaşık beş dakika sonra Baran’ı duştan çıkardım ve üzerini değiştirmesi için odasına götürüp odadan çıktım. Giyinince haber vermesini söyleyip odadan çıktım.
Benim de üzerim ıslanmıştı. Aldırış etmeden Baran’ın giyinmesini bekledim.

Baran’ın oldukça kısık sesle gel dediğini duyup odaya girdim. Üzerini sıkı sıkı örtmüştü. Üşüdüğünü biliyordum ama üzerini örtmemesi gerekiyordu. Üzerindeki örtüyü açtım. Üşüdüğü için iyice büzülmüştü. Elimi sıkıca tutup kendine çekti. Elimi tuttuğu için beni de kendine çekmiş ve üzerine düşmeme neden olmuştu. İki eliyle sıkıca sarmıştı bedenimi sanki bıraksa gidecekmişim gibi sımsıkı tutuyordu.

“Baran bırakır mısın? Giysilerim ıslak.” Dedim çaresizce. Zira kollarından kurtulmayı denedikçe daha sıkı sarılıyordu. Hareket etmeden bir süre durdum. Baran’ın elleri yavaş yavaş gevşiyordu. Hızlı bir şekilde kalktım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki yerinden çıkıcakmış gibi geliyordu. Hem kalbimi çarptırıyor hemde ruhuma huzur veriyordu. Bu da neydi şimdi. Düşünmeye bir son verip mutfağa yöneldim. Çorba pişmişti. Tıpkı annemin yaptığı gibi kokuyordu. Dolaptan bulduğum bir kaseye çorbayı kattım. Biraz ekmek, kaşık ve peçeteyi tepsiye koyup Baran’ın yanına döndüm. Tepsiyi komidine koyup elimle ateşine baktım. Ellerim buz gibiydi ve ateşinin düşüp düşmediğini anlayamamıştım. Ateş düşürücü koyduğum yeri bir türlü bulamıyorum oysa yarım saat önce elimdeydi. Baran sayıklamaya devam ediyordu. Ateşinin düşüp düşmediğini anlamam için tek çözümün vardı. Yavaşça Baran’a doğru eğilip dudağımı alnına bastırdım. Ateşi vardı ama ilk geldiğimde ki kadar çok değildi.

“Şükürler olsun ki düşmeye başlıyor.” Tam Baran’dan uzaklaşıyordum ki Baran’ın gözlerinin açık olduğunu gördüm. Hızlıca Baran’dan uzaklaştım.
“Uyandın sonunda. Sana çorba yaptım. İç hadi.” Dedim sanki demin dudaklarım Baran’ın alnına değmemiş gibi.

“Kolumu dahi kaldıracak halim yok Ayliz. Sonra içerim.”

“Peki o zaman ben içireyim. Aç durursan iyileşemezsin vitamin alman lazım.” Bir elimle Baran’ın kolundan tutup diğer elimle yastığını yaslanabileceği bir pozisyona getirdim. Baran’a çok yakındım. Kelimenin tam anlamıyla bir nefes uzağımdaydı. Baran’ı oturttum. Çorba hala sıcaktı üfleyerek işitmeye başladım. “Küçükken ne zaman hastalansak annem bize bu çorbayı yapardı. İçinde sihir olduğunu söylerdi. İçini hemen iyileştiren bir sihir.”

“Bana küçüklüğünden bahseder misin?”

“Doğrusu mükemmel bir çocukluğum yoktu. Çocukluğum da gençliğimde yalanlarla doluydu. İnsanların dışlamasından korktuğum için hep serttim. Dışardan hep mutlu dört kişilik huzurlu bir ailem var gibi görünüyordu. Birisiyle kavga ettiğimde arkasına güveniyor derlerdi. Babam savcı olduğu için arkama güvendiğimi söylüyorlardı. Ama bilmedikleri bir şey vardı. O da benim arkamda güvenebileceğim bir babam hiç olmamıştı. Erkeklerden hep nefret ettim. Hepsinin aynı olduğunu düşünürdüm.”

“Hala aynı mı düşünüyorsun? Yani erkeklerin aynı olduğunu?”
“Abim Deniz’le evlenene kadar öyle düşünüyordum. Ama abim öyle güzel seviyordu ki bana abim gibi seven adamlar da varmıdır diye düşündürüyordu. Benim kalıpları kıran abim oldu. Ama o kalıplardan binlerce vardı ve abim sadece bir tanesini kırabilmişti.”

Daha fazla konuşmak istemiyorum. Konuşurken çorbanın tamamını içirmiştim Baran’a. Tepsiyi komidine koyup Baran’ın yatması için kolundan tuttum ve yastığını düzelttim. Elimi üzerinden çekerken Baran elimi tuttu ve beni yanına oturttu.

“Bir şey isteyebilir miyim?” Başımı olumlu anlamda salladım.

“Beş dakikalığına yanımda oturur musun? Sadece uyuyana kadar yanımda kal. Sadece yalnız kalmak istemiyorum. Yanımda olunca iyi hissediyorum.” Hiçbir şey söylemeden yanına oturdum.
“Elini tutabilir miyim?” elimi eline götürdüm ve tuttu. Baran’ın kötü niyetli olmadığını biliyordum. Bana zarar vermezdi. Hastanedeyken rahatsız olurum diye odaya bile girmemişti. Akşam eve geldiğimizde evde kimse yok yanlış anlaşılır diye evime bile girmemişti. Çok mecbur kalmasa evine bile girmeme müsaade etmezdi. Onu yanlış anlamamdan çok korkuyordu. Başımı yatağın başlığına yaslayıp yüzümü Baran’a döndüm ve gözlerinin kapalı olmasını fırsat bilerek uzun uzun Baran’ı izledim. Çok yorgundum. Gözlerim kapanıyordu. Biraz gözlerimi kapalı tutmaktan zarar gelmezdi nasıl olsa birazdan kalkacaktım.
***
Burnuma gelen koku rahatlamama neden oluyordu. Bir koku ancak bu kadar güzel olabilirdi. Hafifçe gözümü araladım. Baran yanımda mışıl mışıl uyuyordu. Eli elimdeydi. Saat oldukça geç olmuştu. Oda karanlıktı. Elimle Baran’ın ateşini kontrol ettim. Ateşi düşmüştü. Elimi çekip yavaşça oturduğum yerden kalktım.

Perdeler kapalı değildi oda karanlık olsa da ay odayı aydınlatmaya yetiyordu. Başımı hafifçe Baran’a doğru çevirdim. Alnına düşen saçlarını görünce istemsizce elim saçlarına gitti. Dağınık saçlarının arasına elimi daldırdım ve yavaşça okşayıp kokusunu içime çektim.

Bana ne olduğunu bilmiyordum tek bildiğim uzaklaşmaya çalıştıkça daha çok çekiliyordum. Baran’ın yatağının yanına çöktüm. Eve gidersem merak ederdim. Koltuğa uzansam uyuyakalırdım. Sabaha kadar ateşini kontrol edip durdum. Sabah olunca oturduğum yerden kalktım ve yüzümü yıkadım. Gözlerimin altı mosmordu. Gece en fazla üç saat uyumuştum. Baran’ı kontrol edip durmaktan uyuyamamıştım ve şuan uyumak istiyordum. Yüzümü uykum açılana kadar yıkadım. Saçımı düzeltip Nisan’ın olduğunu tahmin ettiğim kırmızı kurdeleli tokayla at kuyruğu yaptım ve mutfağa yöneldim. Uykumu açmak için acı türk kahvesi yapmakla işe başladım. Bir yandan kahveyi yaparken bir yandanda dolaptan reçel, zeytin, peynir, bal çıkartıp masaya koydum. Baran’ı uzun zamandır tanımıyordum ama çaysız kahvaltı yapmadığını biliyordum. Kahveyi pişirince çayı demledim ve kahve içerken domates, salatalık, biber falan doğrayıp masaya koydum. Saat çoktan 8 olmuştu. Baran’ı uyandırmaya gittim. Hala uyuyordu.

“Baran uyan hadi. Kahvaltı yap da iyileş. Benim hastaneye gitmem lazım.”

Baran’ın kalktığını görünce odadan çıktım. Baran da arkamdan odadan çıkıp yüzünü yıkmaya gitti.
Çayı katarken “Günaydın sen otur kahvaltını et benim hazırlanmam lazım.” Dedim.

“Hemen mi gidiyorsun? Kahvaltı yapmayacak mısın?”
“Ben yedim. Akşam uğrar iyileşip iyileşmediğine bakarım. Görüşürüz.” Deyip kapıya yöneldim. Tam kapıyı açmak için kapının koluna uzanmıştım ki Baran durdurdu.

“Teşekkür ederim Ayliz. Sabaha kadar uyumadan başımda bekledin. Kimse yapmazdı bunu ve kusura bakma seni yordum. Şimdi yorgun yorgun işe gideceksin.”
Gülümseyerek cevap verdim. “Rica ederim kim olsa aynısını yapardı ayrıca yorgun değilim hastanede sık sık gece nöbetine kalıyorum alışkınım. Sana bakmam benim seçimimdi boşuna böyle şeyler düşünüp de canını sıkma.” Baran çok düşünceliydi.

“Ayliz... ben gece ateşliyken seni rahatsız edecek bir şey yapmadım değil mi? Gece ateşim çok çıkmış olmalı ki hiçbir şeyi tam hatırlayamıyorum.”

Söylediklerini ve yaptıklarını bilse ömür boyu yüzüme bakmazdı utancından. Sonu ne olursa olsun ona bir şans verecektim. Her türlü yanıyorduk zaten. En azından kavuşmadan ayrıldık demeyecektim. Benim yüzümden ayrıldık demeyecektim. En azından denedik diyecektim.

“Yapmadın merak etme. Ateşin çok yüksekti neredeyse tüm gece sayıklayıp durdun. Hatırlamaman çok normal.”

“İyi o zaman rahatladım. Sana sarılabilir miyim?” İşte tam da bu yüzden seviyordum onu. O kadar kibar o kadar nazik ve ince düşünceliydi ki bana her hareketinde hayatta güzel kalpli erkeklerin de olduğunu gösteriyordu.

Hafifçe parmak uçlarıma kalkıp gülümseyerek sarıldım. Baran da sarıldı. Öyle sıkı sarılıyordu ki sanki bir daha asla sarılamayacak gibiydi. Derin bir nefes aldı. Kokumu aklına kazımak istiyor gibiydi.

“Gerçekten geç kalıyorum akşam görüşürüz.” Deyip yanağına bir öpücük kondurdum ve hızla evden çıktım.

Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki yerinden çıkacaktı. Aşk kumar gibiydi önce dibine kadar kaybetmek yenilmen gerekiyordu. Telefonumun çalmasıyla düşüncelerime ara verdim. Numara kayıtlı değildi. Yine de açtım.

“Ayliz Abla beni hatırladın mı? Ben Melek yardıma ihtiyacın olursa ara demiştin.”

Bu dün kontrole gelen genç kadının sesiydi. Tek başına gelmişti. “Hatırladım canım hatırlamaz mıyım? Ne oldu kötü bir şey yok inşallah” dedim bir yandan hazırlanırken.

“Yok abla kötü bir şey değil merak etme. Benim para kazanmam lazım bebeğim doğmadan düzen kurmam bebeğimin ihtiyaçlarını karşılayabilmem lazım.”

“Anladım canım benim sen dert etme. Ben şimdi hastahaneye gidiyorum. Gelebilir misin? Gelemezsen ben iş çıkışı geliyim yanına.”

“Ben gelirim ablam on beş dakika içinde orada olurum görüşürüz.”
“Görüşürüz canım.” Hızlıca evden çıkıp arabaya bindim ve hastahaneye gittim. Melek’in araması beni çok mutlu etmişti. Genç ailesinden destek almayan hamile bir kadındı. Bebeği için iyi bir gelecek kurmak istiyordu. Çok güçlüydü. Hastanenin önünde bekliyordu. Hızlıca arabadan inip Melekin yanına geldim.

Sarılarak “Hoş geldin canım. Nasılsın bulantın falan var mı miniğimiz seni üzmüyor değil mi?”
“Üzmüyor bebeğim. Annesini üzer mi hiç.” Dedi gülümseyerek karnını okşarken.

“Gel hadi odama geçelim. Melek başını olumlu anlamda sallayarak yanımda odama doğru yürümeye başladı.

“Ayliz günaydın.” Sesi duymamla moralim bozulmuştu.
Gülümsemeye çalışarak “Günaydın.” Konuşmak istemediğimden Meleğe odama geçelim dedim tam odama yürürken Kaan doktor önüme geçti. Tam bağıracakken telefonumun çalmasıyla duraksadım. Barandı. Meleğe odaya geçmesini söyleyerek telefonu açtım.

“Alo canım iyi misin?”

“İyiyim sadece çok yorgunum hastaneye gelip serum bağlatsam iyi gelir mi?”
Gülümseyerek “Çok iyi olur. Gece uyutmuyorsun sonra.” Kaan’ın yüzü düşmüştü. Bana sinirle bakıyordu. Sanki Baran’ı bulsa bir kaşık suda boğacaktı.

“Görüşürüz gelince haber et canım.”

Kaan “Sen sevgilinle aynı evde mi kalıyorsun?

“Ne alaka ayrıca size neden açıklama yapayım.”
Bir adım daha yaklaşarak “Çünkü ben öyle istiyorum çünkü gece uyutmuyorsun dedin sevgiline.”
Delirmiş olmalıydı. Kabul gece uyutmuyorsun dışardan bakılınca kulağa öyle gelebilirdi ama bu bana hesap sorma hakkı vermezdi. Sinirle Kaanı ittim ve işaret parmağımı kaldırıp konuşmaya başladım. “Birincisi size hesap vermek zorunda değilim ikincisi hiçbir şeyim değilsiniz. Üçüncüsü hareketleriniz canımı çok sıkmaya başladı dördüncüsü ben nişanlıyım ve nişanlımla aynı evde kalıp kalmamam sadece beni ilgilendirir. Beşincisi nişanlımı çok seviyorum ve hayatımda ondan başkasını istemiyorum. Bunu bir daha tekrarlarsanız sizi tüm şehire rezil ederim bir daha doktorluk yapmaya cesaret bile edemezsiniz. Şimdi iyi çalışmalar Kaan hocam.”

Yanından geçip odama geçtim ve Melekin karşısına oturdum. “Melek şimdi birkaç dernekle iletişime geçtim. Sana bir ev ayarlayacaklar içi döşenmiş olarak. Çocuk gelişimi okumuşsun. Sana çocuklarla ilgili bilgin olduğu için kreş ayarladılar bebeğin doğduktan sonrada orada çalışabileceksin bebeğine de rahatlıkla bakarsın orada. Tabi sende istersen.”

Sarılarak “Ayliz abla çok teşekkür ederim. Sen çok iyi kalplisin dilerim karşına senin gibi seni mutlu edecek bir adam çıkar.”
“Rica ederim bir tanem. Ben bundan sonra senin ablan bebeğinin teyzesiyim. Şimdi seni benim en yakın arkadaşımla tanıştıracağım o seni derneğe götürüp her şeyi ayarlayacak. Biran önce olsun istiyorum o yüzden ben gelemesem de arkadaşım senin için herşeyi halledecek.”

Hayat yanımıza geldi. İkisi tanıştırdım. Çok iyi anlaştılar. Hayata mutlaka yemek yemelerini söyledim. Meleğe de yeğenimin canı ne çekerse hayata söyle alsın deyip gönderdim.

Acile gittim ve Barışın gelip gelmediğine baktım. Baran sedyelerden birinde uzanıyordu. Koşarak sedyenin yanına geldim ve Baran’a sarıldım.

“Ayliz’im iyi misin?
“İyiyim sadece sarılmak istedim. İstemiyorsan sarılmayayım.” Dedim geri çekilirken.

Baran hızlıca beni kendine çekip tek koluyla sarıldı. “Sen iste yeterki ben sana ömür boyu sarılırım güzelim. Sadece iş yerin ya rahatsız olmandan korktum.

“Korkma bundan sonra kimseyi umursamayacağım ve sana söz veriyorum Baran. Tüm korkularımı seninle birlikte yeneceğim. Biz olmak için elimden geleni yapacağım ve olurda bir gün ayrılırsak asla bu ayrılığın sebebi ben yada üstesinden gelemediğim korkularım olmayacak.”

“Emin misin gece ben sana bir şey demedim değil mi?”
“Bilmem ki.” Dedim gülerek. Birkaç dakika daha böyle sarıldık. Sonra geri çekildim ve ayağa kalktım. “Ben gidiyorum hastalarım gelmiştir bekletmeyeyim.”

Tam giderken acile giren bir kadın gördüm kaza yapmış olmalıydı. Yüzü gözü kan içindeydi ve karnını tutuyordu. Korktuğum gibi hamileydi. Koşarak kadının yanına gittim sedye getirin diye bağırdım ve kolundan tutarak sedyeye kadar yürümesine yardım ettim.

“Yardım edin eşim kaza yaptı ben hamileyim eşimi uyandıramadım bende bebeğimi kaybetmekten korktuğum için buraya geldim.”
Korkunçtu. Eşi bir yerde kendi bir yerde can çekişiyorlardı. “Tam olarak nerede oldu kaza hemen ambulans gönderip eşini getirteceğim merak etme. Ve ne olur sakin olmaya çalış bebeğin için.”

Hemen ultrason aletini getirmelerini söyleyip kadına döndüm. Kaza yerini öğrenip hemen ambulans gönderdik. Kadının başında kollarında yaralar ve cam parçaları vardı. Cam parçaların çıkartmaya başladım canı çok acıyordu. Cam kırıklarını almayı bırakıp kadının yüzüne baktım ve göz yaşlarını sildim.

“Ayliz Hocam kaza yerine ulaşmışlar. Adam iyiymiş sürekli eşini ve bebeğini soruyormuş.”
“Ağlama bak eşini buraya getiriyorlar hem seni böyle görmesin üzülür.”

Kadın başını sallayarak geldiğinden beri sürekli akan göz yaşlarını sildi. Cam kırıklarını çıkartmayı bitirdiğimde derin bir nefes aldım. Kolundaki yara dikiş istiyordu ama hamile olduğu için kolunu uyuşturamıyordum
“Koluna dikiş atmam gerekiyor ama uyuşturamam dayanabilir misin uyuşturmadan dikmeye.”
Eliyle karnını okşayarak “Dayanırım yeter ki bebeğim zarar görmesin.”
Kolunu dikmeye başladım. Şanslıydı ki çok dikiş atılması gerekmiyordu. Kadının ağzına sıkması için bez sıkıştırdılar. “Az daha dayan neredeyse bitti.”

Kadın çığlık atıyordu. Eliyle de geldiğini yeni fark ettiğim Kaan’ın elini tutuyordu. Kaan’ın gözleri üzerimdeydi. Benim gözlerimse Baran’daydı. Hayranlıkla bana bakıyordu.

“Bitti.” Derin bir nefes aldım ve geri verdim.

Kadın ağzındaki bezi çıkartıp elimi tuttu. “Teşekkür ederim.”

“Rica ederim ben sadece görevimi yaptım.”

“Ayliz hocam hasta ambulansla getirildi. Başına darbe almış ve çarpma etkisiyle ayağında kırıklar oluşmuş. Bilinci yerinin. Ambulansta başına müdahale yapıldı şimdi ayağını alçıya alıp odaya çıkaracaklar.”

Ambulans doktoruna teşekkür edip hasta bakıcıya döndüm. “Hanımefendiyi odaya çıkarın eşinide daha sonra yanına getirin ben ara ara kontrol edeceğim. Biraz sonra gelip bebeğinizin ve sizin durumunuza bakacağım.”
Kaan hoca bana bakmayı sürdürürken bakmaya bile tenezzül etmeyerek Baran’a döndüm. “Benim gitmem lazım hastalarımı çok beklettim. Akşam görüşürüz.”
İ

Gülümseyerek “Görüşürüz güzel sevgilim.” Dedi.
Hızlıca odama yöneldim ve tüm hastalarımla ilgilendim. O kadar yorgundum ki uyumam an meselesiydi. Çıkmama on beş dakika vardı. Odaya aldırttığım kadının yanına gittim.

“Nasılsınız. Kolunuz acıyor mu?” Dedim gülümseyerek.
Bir eli karnını tutarken bir eliyle de eşinin elini sıkı sıkı tutuyordu. “Doğrusu kolum zonkluyor.” Dedi.
“Kolundaki dikişlere baktım önce. Sonra “Çok normal hiç uyuşturmadan koluna dikiş atıldı. Buna rağmen çok güçlü bir bünyeye sahipsin. Herkes dayanamazdı.”

“Güçlü olan bünyem değil sevgimdi. Eğer onları o kadar çok sevmeseydim asla dikiş attıramazdım.”

“Dilerim hep çok mutlu bir aileniz olur.” Kadın gülümseyerek arkama bakıyordu. Dayanamayıp neye baktığına baktım. Kapıda Baran kollarını bağlamış ve kapıya yaslanmış halde gülümseyerek beni izliyordu. Kadın fısıldayarak “Dilerim sende çok mutlu bir aile kurarsın.” deyip göz kırptı.

Gülümseyerek “Ben gidiyorum eğer acil bir şey olursa hemşirelere söyleyin. Saat kaç olursa olsun gelirim.”

“Teşekkürler.”
“Rica ederim.” deyip kapıya yöneldim. Baran bana bakıp gülüyordu. “Noldu neden bakıp duruyorsun.” dedim.

“Uzun süre sana sadece uzaktan bakabildim şimdi de doya doya yakından bakıyorum.” Dedi ve devam etti. “Elini tutabilir miyim?
Gülümseyerek “Tutabilirsin.” Dedim. Eve gidene kadar elimi bırakmadı. Mutluydum ama yol boyunca aklımda tek bir şey vardı. O da ben Baran’a bağlanmıştım ve daha da kötüsü onu uykumda bile aklımdan çıkaramaz olmuştum. Onun benden ayrılma ihtimali bile beni deli etmeye yetiyordu.

Moralim bozulmuştu ve Baran bunun farkındaydı. Eve girene kadar neden moralimin bozuk olduğunu sorup durdu. Her seferinde bir şeyim olmadığını söyledim. Eve girince Baran elime tuttu ve beni oturma odasına götürdü. “Ayliz görüyorum kör değilim bir şeyin var. Sen bana hastahanede seninle birlikte korkularımı yenicem demedin mi?”
Derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirdim ve cümlelerimi toparlamaya çalıştım. “Evet dedim Baran ben senin beni bırakmandan korkuyorum hemde deliler gibi. Bir gün olurda Ayliz ben seni eskisi kadar sevmiyorum istemiyorum demenden ödüm kopuyor.”

“Bende korkuyorum Ayliz. Korkularına yenik düşüp beni bırakmandan kendini yıpratmandan üzmenden korkuyorum. Ayliz ben senin yanındayken hatta değilken mutlu olmanı istiyorum seni hep mutlu etmek istiyorum. Daha önce söyledim şimdi de söylüyorum eğer bırak olsaydım sana hiç yaklaşmazdım. Söz veriyorum seni ölene kadar bırakmayacağım.”

O da -babam- aynısı söylemiş sözler vermişti. İnsanların sözlerine inanmam çok zordu. Ama kalbim sürekli ona inanıp güvenmemi söylüyordu. Kalbim aklımla girdiği her savaşı kaybediyordu.

Şuan tek istediğim huzurla Baran’a sarılmaktı. “Baran beni sakın yanıltma olur mu ve ne olursa olsun bana asla yalan söyleme.”
“Söz veriyorum Ayliz seni asla yanıltmayacağım ve asla yalan söylemeyeceğim.” Sarıldım ve bir süre öylece durduk. Ömrüm boyunca böyle kalabilirdim. İstemeye istemeye Baran’ın kollarından sıyrıldım ve aşağıya indim.

Meyra, Hayat ve Deniz’e Baran’la olanları anlatacaktım. Tam da bu yüzden onları bugün evde toplamıştım. Kapıyı açar açmaz Yağız kucağıma atladı.

“Haya seni çok özledim.” Minik kollarını belimden çekip kucağıma aldım. “Bende seni çok özledim mis kokulum.” Yağız kucağımda içeri girdim. Hepsi içerde beni bekliyordu. Yağızla birlikte oturup uzun bir süre konuştuk. Yağız kardeşine verdiği tepkiden Deniz’in hamileliğinden Hayat’ın minik hastalarından ve daha bir sürü konudan konuşmuştuk. Kendimde söyledikten sonra soracakları soruları cevaplayacak enerjiyi bulamadığımdan yarın söylemeye karar verdim.

Yağızla koltukta yatmıştık. Odamı Deniz’e vermiştim hamile olduğu için geniş bir yatakta rahat yatmalıydı. Sabah olunca kalktım ve hızlıca hazırlanıp Baran’ın yanına çıktım. Kapının önünde bir kadın vardı. Kim olduğunu anlamak için kenarda Baran’ın kapıyı açmasını bekledim. Kapı açılır açılmaz kadın Baran’ın boynuna atlamıştı.

Elimdeki anahtarın düşmesiyle büyük bir gürültü oldu. Baran beni görmüştü. Hızlıca Baran’ın dairesinden uzaklaştım.

Bölüm sonu

(17 sayfa okudunuz :)
(Toplam 120 sayfa)
Roman boyutu (a5 sayfa boyutunda)

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.